Fas-Kazablanka
Dünyaya mal olmuş, çeşitli sebeplerle dünya mirası sayılabilecek ülkelerden biri de Fas ve bazı şehirleri diyebiliriz.
Fas’a bilimsel bir toplantıya katılma üzere gidiyorum. Bu benim Afrika Kıtasına ikinci seyahatim oluyor. Daha önceden G Afrika Cumhuriyetinde Johannesburg’a gitmiştim.
Afrika Kıtasının en Kuzey-Batı köşesinde yer alan bir Ülke Fas. Dünya’da daha çok Morok veya Marok (İngilizcede Morocco dan gelir). Uçuşumuz İstanbul’dan 4.5 saat kadar sürüyor. Seyahati yalnız başıma yapıyorum ve çok merakla ve isteyerek dünyanın en iyi havayolu şirketi THY ile uçuyorum.
Fas (resmî olarak Fas Krallığı), yaklaşık 37 milyon nüfusa, Türkiye kadar yüzölçümüne sahip bir Kuzey Afrika ülkesidir. Başkenti Rabat ve en büyük şehri Kazablanka. Fas'ın, Atlantik Okyanusumdan Cebelitarık Boğazı'nı çevreleyip Akdeniz'de son bulan uzun bir sahil şeridi vardır.

Havaalanından çıkışımda pasaportumdan Türk olduğumu anlayan polisten tutun ki, şehirde kamış şekeri sıkarak şerbet satan seyyar satıcısına kadar saygı ile karşılanıyorum. Şehir merkezinde bir otele yerleşiyorum. Bunu yapış gayem şehri yürüyerek gezmek.
Ertesi gün seyahatime elimdeki haritayı rehber edinerek başlıyorum. Bir Amerikan filmi bu şehrin adı ile çekilmesinden dolayısı meşhur olmuştu. Öyle gezilecek pek de bir yer olmasa da halkının ve en önemlisi dünyanın en büyük 2. Camii olarak bilinen Kral Hasan camiinden dolayı görmeye değer.
2. Hasan Camii: Ertesi gün bu camiyi görmeye yürüyerek gidiyorum. II. Hasan Camii bir Fransız mimar tarafından tasarlanmış, Atlantik kıyısında denizin doldurulması ile elde edilen bir alan üzerine inşa edilmiş. Aynı anda 105 bin kişinin (25.000 cami içinde, 80.000 avluda) namaz kılınmasına imkân verecek derecede geniş olan cami 210 metre uzunluğu ile dünyanın en uzun minaresine sahip. Cami sadece Müslümanlar tarafından değil, diğer gruplar tarafından da ziyaret edilebiliyor.

Oldukça iyi korunan Camii ibadet zamanları Müslümanlara, diğer zamanlarda tüm turiste açık oluyor. Namaz vakitleri dışında ziyaretler herkese ücretli. Muhteşem bu esere içeriden ve dışarıdan bakmaya doyulmuyor. İç mimarisi kadar bahçesi de çok güzel olup, içi çok geniş olduğu için de bölümler arasına koridorlarla geçiliyor. Bu koca camiyi gezmek ve de havasını teneffüs etmek en az yarım gün alıyor. Hele dünyanın en yüksek ve Fas mimarisini özetleyen köşeli minaresi ayrı bir güzellik saçıyor.

Kazablanka 1942 ye kadar bilinen bir yer değildi. 1942 de adına çekilen başrollerde Humphrey Bogart ve Ingred Bergman’ın oynadığı filmle meşhur oldu. Çoğu bilinenin aksine bu film burada çekilmedi.
Camii sonrası Kazablanka’yı ve halkını yakından tanımak istiyorum. En dikkat çeken konu sokakların neredeyse tamamı Mercedes marka eski otomobiller ile dolu ve merkezlerde kalabalık insan yığınları.
Çekinerek de olsa ara sokaklara giriyor, ekonomik, sosyal ve kültür hayatını öğrenmek istiyorum. Bizde 30-40 yıl evvelde olduğu gibi bir tarafta tekstilci, mobilya üretici ve satıcıları, yatak-yorgan imalatı; diğer tarafta tabakhane ve deri işler ile ayakkabı üretenler; tabii olarak aralarında esnaf lokantaları. Çoğundan selamımın sıcak karşılığını alıyorum. Nereli olduğumu söyleyince de ya sıcak bir gülüş, ya Türkiye sloganı ile selam, ya da kahveye davet edenlerin sıcak tavrı ile karşılaşıyorum.

Fas halkı bilinenin aksine Arap değil Berberi. Çoğunlukla beyaz, arada melez ırklar yanında güney Fas’tan gelen Tuareg’ler den ibaret. Faslıların bizim cepken dediğimiz uzun, başlıklı, yırtmaçlı ceketlerini her dönemde giyebiliyorlar. Kırmızı fesler de oldukça tipik ve çoğu esnaf bunları takıyor. Ana dilleri Arapça ve mahalli diller olmakla birlikte kendi aralarında Fransızca konuşmaları şaşırtıcı.
Biraz yoruluyor ve susuyorum. Hemen yanımda şeker kamışından özel bir makine ile şerbet sıkan esnafa uğruyorum. Bizim kahvehaneler gibi ancak burada ikramlar farklı. Esnaf Türk olduğumu anlayınca “nasılsın, iyiyim, hoş geldin” gibi turistlerden öğrendiği bazı kelimeleri kullanıyor. Bu arada 20’ li yaşlarda üniversite öğrencisi olduğunu öğrendiğim 3 Cezayirli genç yanıma oturuyor. Hemen kaynaşıyor ve Türkiye’yi çok sevdiklerini ve gelmek istediklerini de ifade ediyorlar. Karşılıklı güven ve sıcaklık hepimizi memnun ediyor. Bu jestin karşılığı olarak ben de şerbetlerini ödüyorum.

Kazablanka seyahatim değişik yerlerde ve alanlarda devam ediyor. Güvenli olduğunu bilsem de yine de ürperiyor insan. Bazı ara sokaklarda turist olmadığı gibi, insan akışı da oldukça az. Genelde bana dönüp bakıyorlar. Belki de Bu da kim ki? diyorlar. Merakım da beni uç noktalara ve derinlere çekiyor. Buralarda çok geri kalmışlık var. Ülkeme bir defa daha teşekkür ediyorum. Sömürünün her türlü çeşidini bu ülkelerde görmek mümkün. Devlet ve Hürriyet ifadelerinin ne olduğunu daha da iyi anlıyor diyebilirim. Bu arada Osmanlı’dan kalma kale ve çarşıları görmek de içimi acıtıyor.

Fas, farklı kültürleri ve kabileleri içinde barındıran bir ülke. Bölgeye has yemekleri damak zevkimize yabancı değilse de, tropik meyveleri ve kokulu-baharatlı çayları ve baharatlarının ayrı bir yeri var. Bu bakımdan bir kere de olsa görmeye değer. Türkiye’yi ve de Türkleri çok sevmeleri de işin artısı. Akşamüstü otele dönüyor, görevlilerce sıcak karşılanıyor ve sıcak sütlü çay ikramlarını da alıyorum.

Kazablanka bazı yerleri bakımsız olsa da Fransız usulü geniş parkları ve yeşil alanları olan, geçiminin çoğunu turizm ile karşılayan sıcak bir ülke. Cebelitarık boğazından hemen Avrupa’ya geçilmesi en büyük avantajı oluşturuyor. Faslıların çoğu iyi derecede Fransızca bildikleri için buralarda kolay iş buluyorlar. Okyanusa bakan bir yer olması ile de Avrupalılar için ucuz ve kolay ulaşılan bir şehir.
Kazablanka’yı bir defa da olsa görmeye değer buldum.


Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.