Fikir Dünyası

Fikir Dünyası

Fikir Dünyası- 2.VİYANA KUŞATMASI (1683) - BİZİ BİZDEN İYİ TANIYORLAR BİG DATA (BÜYÜK VERİ) - ELON MUSK - KOMPLO TEORİLERİNE NEDEN İNANIYORUZ? - NEDEN GECELERİ UYURUZ? VEYA UYUMALIYIZ!! -BİLGİSAYAR OYUNLARI - PROMOSYON -

2.VİYANA KUŞATMASI (1683)

M. Zahid İlhan

2. Viyana kuşatmasını anlatırken, 1.viyana kuşatmasına değinmezsek olmaz elbette bu yüzden 1683’ten önce neler yaşanmış bir bakalım. Kanuni Sultan Süleyman 1526 da Macarlara karşı kesin bir sefer kazandıktan 3 yıl sonra kendisinin Macaristan kralı olarak atadığı Szapolyai’nın yerine Avusturya arşidüğü Ferdinand’ın geçmesi ve Budin’in alınması üzerine Osmanlı ordusu harekete geçti. Budin’i tekrar ele geçiren Osmanlı viyana’ya yöneldi ancak viyana çok iyi tahkim edilmiş ve oldukça sağlam bir kaleydi ayrıca Osmanlı büyük kuşatma toplarını getirmemişti. 1. Viyana kuşatmasını en çok zorlaştıran etken kış şartları olmuştur. Nitekim Osmanlı ordusunun kalenin önüne geldiği 27 Eylül’dür. 10 bin kişilik bir alman ordusunun Linz’de toplandığı haberi alınınca 15 Ekim’de kuşatma kaldırılarak İstanbul a dönüş başlamıştır.

Bu yaşananlardan 150 yıl sonra yaşanacaklar da keşke bu şekilde faciasız bir şekilde anılabilseydi. 2.Viyana Muhasarası, 4. Mehmet’in padişahlığı ve Köprülülerden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın sadareti dönemindedir. Kara Mustafa Paşa, Kasım 1676’da sadrazam olduğunda Avusturya ile 1664’te imzalanan ateşkesin bitmesine yedi sene kalmıştı.

Ağustos 1682’de Sadrazam Avusturya’ya savaş ilan eder. Ancak sefere tam dokuz ay sonra Mayıs 1683’de çıkılacaktır. Savaş ilanından itibaren Avusturya, Polonya, Venedik ve diğer Avrupa sarayları arasında uzun uzadıya ittifak görüşmeleri gerçekleşir ve hazırlıklar yapılır. Sadrazam daha Edirne’den ayrılmadan Avrupa’da büyük bir ittifak kurulmuştur bile. Kuşatma başlamadan önce Avusturya sınırı yakınında toplanan Osmanlı savaş meclisinde de kritik hatalar devam eder. Avrupa siyasetinde tecrübeli ve feraset sahibi komutanlar sadrazama Viyana’nın kuşatılması halinde bütün Hristiyan dünyanın birlik olup geleceğini söylerler. Bu sene sınırdaki muhkem ve stratejik kaleleri almayı, Viyana için gelecek seneyi beklemeyi tavsiye ederler. Sadrazam onları küstürür, mesela seksen yaşını aşkın bir serhad kurdu olan Budin beylerbeyi İbrahim Paşa’yı bunak diye aşağılar ve ana ordunun haricinde görevlere gönderir.

Esasında 2. Viyana seferinin amacı Viyana’nın çevresine akınlar yaparak çevresindeki kaleleri almaktı, bunlar özellikle Yanık ve Komaran kaleleridir. Ancak sadrazam bu kaleleri bile almadan viyana üzerine yürümüştür. Bu sırada Osmanlı ordusunun arka tarafını koruması için kırım hanı görevlendirilmiştir. Ayrıca kuşatmanın başında padişah değil de sadrazamın olması da ilginçtir, padişah kuşatma esnasında Belgrad kalesinde beklemekteydi. Kuşatma başladıktan sonra gelip orduya katılan, Osmanlı Devletine bağlı Erdel Kralı Apafi Mihal de. Kara Mustafa Paşa’nın, “korkmadan kanaatini söyle” demesi üzerine: “Sofraya pilâv konsa evvelâ ortasından mı başlanır, yoksa kenarından mı?” diye sordu; vezîr-i âzam “zahir kenarından” diye cevap verince hulâsa olarak şunları söyledi:

“Askerinize, mühimmat ve cephanenize söz yok; cümle Hristiyan devletleri bir yere gelse hu cemiyete mâlik olamaz ve mukabelenize (karşınıza) kimse gelemez; lâkin Beç sarp kaledir; gelindiği gibi eğlendiritmeyip yürüyüş ve vire ile alınması mümkün olaydı güzel iş idi ve illâ teenniye göre fethi gittikçe güçleşir ve bu kadar insan ve hayvana (yiyecek ve ihtiyaç bakımından) dağlar dayanmaz; ganimet elde edenler kaçarlar; hem kaht u galaya (kıtlık ve pahalılığa) uğrar, hem de buralarda erken gelen kıştan çok sıkıntı çekersiniz; haber aldığımıza göre imparator Hristiyan devletlerden yardım istemiştir; benim fikrim bu idi ki Yanıkkale’sinin zaptına himmet edip kışı orada geçirip düşman topraklarını vurmuş olsa idiniz İmparatoru amana düşürürdünüz, madem ki Yanıkkale’sini almadınız, Tuna’nın etrafını vurup sonra Uyvar üzerinden Budin’e gidip kışı orada geçiriniz”.

Viyana bozgununun sebepleri şöyle sıralanabilir:

1-Bu kadar kalabalık orduyla gidildikten sonra, bekleyip vakit geçirmek yanlıştı. Viyana’nın hücum ile alınması çok kuvvetle muhtemeldi, “Viyana surlarında ikişer metre eninde 6 gedik ve bu gedikleri genişletmek için diplerine lâğımlar yerleştirilmiş ve ateşlenmek üzere gördükleri manzara, Müttefik hükümdarları dehşete düşürdü.” Viyana hücumla alınsa, askerlerin yağma hakkı vardı; teslim olursa, her şey hazîneye ait olacaktı.

2-Mustafa Paşa. çevresindekileri kırmıştı: İbrahim Paşa’yı bunaklıkla, Apafı Mihal’i korkaklıkla suçlamış, Kırım Hânı Murâd Gıray’ı kokmuş at eti yemekle aşağılamış, onu, Tuna üzerindeki köprüyü tutmağa gönderdikten sonra, köprüyü savunmak için birkaç kez istediği hâlde, Kırım Hânı’na top göndermemişti. Kırımlılar hafîf süvari idiler, karşıdan gelenler ağır donanımlı, zırhlı birliklerdi. Üstelik, akınlar yapıp çok ganimet almış olan Kırım atlıları, bir an önce geri dönmek istiyorlardı. Bu durumdaki askerin ne kadar istekle savaşacağı düşünülmemişti. “Murad Giray, maiyyetini Selim Giray gibi zapt ve rabttan âcizdi; kuvvetleri üzerinde otoritesi olmadığı görülüyordu.

3-Etrafa akınlar yapıldığı için pek çok ganîmet ele geçirilmişti, orduya katılmış olan esnaf, malları yükleyip gündüz yola çıkarak ordudan ayrılıp gidiyordu. Bu hareket de askerler üzerinde olumsuz etki yapmıştı.

4-Seferin başında İstanbul’dan büyük kuşatma toplarıyla gelinmemiştir.

5-Osmanlı ordusu içerisinde yağma kültürü kendisini göstermiş askerin bir kısmı akla gelmeyecek ahlaksızlıklar yapmaya başlamıştı. Velhasıl 2. Viyana Osmanlıyı kısa vadede Karlofça antlaşmasıyla büyük toprak kaybına uzun vadede bozguna götüren bir süreç olmuştur. Bize de bundan ibret alıp ders çıkarmak düşer.

-------------------------------------------------------------------------------------

BİZİ BİZDEN İYİ TANIYORLAR BİG DATA (BÜYÜK VERİ)

Ahmet Faruk Karaca

Sizlere çağa adını veren günlük hayattan iş hayatımıza hatta siyasi politik hayatımıza kadar yaşamın içinde olan veriden verinin büyük veriye olan serüveninden bahsedeceğim. Öncelikle verinin Türkçe karşılığına bakacak olursak ham, işlenmemiş gerçek bilgi parçacığına veri diyoruz. Tanımından da anlaşılacağı üzere tek başına veri aslında bir anlam ifade etmiyor. Big Data ya gelecek olursak Big Data(Büyük Veri); toplumsal medya paylaşımları, ağ günlükleri, bloglar, fotoğraf, video, log dosyaları gibi değişik kaynaklardan toparlanan tüm verinin, anlamlı ve işlenebilir biçime dönüştürülmüş biçimine denir. Büyük verinin günümüzdeki yerine bakacak olursak 2000 yılında dünyadaki tüm verilerin %20 si dijital ortamlarda %80 ise eski usul kitaplarda bulunan bilgiler iken 2015 itibariyle dünyadaki tüm verilerin %98 i dijital ortamda erişebilir bir haldedir. Büyük veride aslında buradan çıkmaktadır devasa bir bilgi birikimi parmaklarımızın ucunda. Büyük veriden bahsedilirken üç ana başlıktan bahsedilir bunlar; 1-volume(hacim) adı üstünde devasa bir bilgi birikiminden bahsediyoruz bunun belli bir boyutu yoktur. Artık GIGABYTE’dan bahsetmiyoruz unutun büyük veri TETABYTE ve TETRABYTE ile ifade edilir.2-velocity (hız) burada verilerin üretilme hızına bakıyoruz. Bu konuda sosyal medyanın da etkisiyle üretilen veriler devasa boyutlarda sadece 1 dakikada instagramda 216.000 fotoğraf Twitterda 2.700.000 tweet 30.000.000.000 anlık mesaj atılıyor. Bu dediklerim sadece 1 dakikada sosyal medyada oluşan veriler ne kadar devasa veriler olduğunu siz düşünün. Peki akla gelen soru şu bu veriler kimin elinde? Tabikide sosyal medyaların sahibi olan Google ve Facebook un elinde. Son olarak 3-variety(çeşitlilik) büyük veride sunum, ses, video, görüntü, mesaj gibi birçok bilgi barındırmaktadır. Peki Big Data Nerelerde Kullanıyor? Aslında bu sorunun cevabı sizleri biraz korkutabilir. Örneğin bir bankanın veya bir sigorta şirketinin çağrı merkezinden aranmışınızdır. Konuştuğunuz vakit sizinle alakalı çok şey bilmektedirler. Bunu Big Data sayesinde yapmaktadırlar. Şirketlerinde bulunan kontrol panelleriyle isim, adres, aile üyeleri, aile geliri gibi bilgilere ulaşırlar bunlara ulaşsalar normal. Ama herhangi bir banka borcunuza, eski arama metinlerinize, sosyal medya paylaşımlarınıza hatta o şirketin internet sayfasına girdiyseniz nerelere çok baktığınıza bakarak ilgi alanlarınıza ulaşırlar. Ya da kullandığınız araç bir şirket aracıysa ve merkezi bir takip sistemi kullanıyorsanız nereye ne zaman gittiğiniz hatta nerede olduğunuzu tek bir tıkla bilebilirler. Yani bizi bizden daha iyi tanıyorlar. Bunları şuan birçok şirket kullanmaktadır. Bunlar sizi korkutmuş olabilir ama Big Datanın faydaları da var. Mesela sizin kredi kartınızdan mevcut konumdan çok alakasız bir yerden alışveriş yaparsa size bankadan hemen uyarı mesajı gelip onay istenecektir bu Big Data sayesinde yapılmaktadır. Big Data nın pazarlama konusundaki önemine değinecek olursak hepimizin de bildiği iki firma aklıma geliyor Netflix ve Hepsiburada. Netflix de bir şey izlediğinizde size izlediğiniz dizi veya filmlere benzer yapımları önermeye başlar. Hepsiburada ise bildiğiniz üzere baktığınız ürünlere benzer ürünlerin reklamları sürekli karşınıza çıkar. Big Data nın kullanım alanlarından ne kadar örnek versem de kullanım alanı sınırsızdır. Sonuç olarak bilgilerimizin çoğunun teker teker büyük veriye işlendiği bu devirde kendimizi gelişen bu sürece hazırlamalıyız.

---------------------------------------------------------------------------------------

ELON MUSK

Ömer Faruk Yılmaz

Bu yazımızın konusu son zamanlarda yeni modellerinin çıkmasıyla daha da ünlenen ve kendisini dünyaya kanıtlamayı başaran Tesla’nın kurucusu olan ve aynı zamanda bilimkurgu filmlerine konu olan “Marsta koloni kurma” fikrini hayata geçirmeye çalışarak çoğu insanın inanamadığı işlere imza atan Elon Musk. Daha önce Türkiye ziyareti ve Anıtkabirde çekildiği bir fotoğrafı instagram hesabında paylaşmasıyla ülkemizde tanınmaya başlayan Elon Musk yaptığı işlerle herkesi şaşırtmaya ve akıllarında ‘’Kim bu adam?’’ sorusunu getirmeye devam ediyor. Bu yazımda ise bu soruya cevap olmaya çalışacağım.

Elon Musk şu anda her ne kadar bir Amerika vatandaşı da olsa aslında o bir Afrikalı. 28 Haziran 1971 yılında dünyaya gelen Musk’ın annesi Kanadalı, babası ise Güney Afrikalıdır. Çocukluğunda günde 10 saat kitap okumak hayatımın bir parçasıydı diyen Elon Musk daha henüz 10 yaşındayken IBM tarafından yapılan özel bir sınavda en yüksek puanlardan birini alarak yazılımcılık konusunda ne kadar başarılı olacağının sinyallerini de vermiş oldu. ‘’3 veya 4. Sınıftayken kendi okulumun ve komşu okulun kütüphanelerindeki bütün kitapları bitirip kütüphaneciyi benim için kitap sipariş etmeye ikna etmiştim ve bu sayede Britannica Ansiklopedisini okumaya başladım ve bu benim için oldukça faydalı olmuştu’’ sözleriyle kitap okuma tutkusunun ne düzeyde olduğunu belirten Elon Musk 17 yaşına kadar Afrikada yaşadı. Daha sonrasında ise Güney Afrika ordusunda askerlik yapmamak için evinden ayrıldı. Bu durumu ‘’Askerlik yapmakla ilgili bir sorunum yok ancak Güney Afrika ordusunda askerlik yapıp siyahi insanları bastırmaya çalışmak bana vakit geçirmek için iyi bir yol gibi görünmedi’’ sözleriyle açıklıyordu. Sonrasında lisans eğitimi için Kanada ve Amerika’da bulunan üniversitelerde okudu. Daha sonra uygulamalı malzeme bilimi alanında doktora yapmak için Kaliforniya’nın Silikon Vadisi bölgesine taşındı ancak doktorasını tamamlamadı. Bunların sonucunda kendinden önceki bazı mucitlerden ilham alarak girmek istediği ‘’insanlığın geleceğini en çok etkileyecek sorunlardan oluşan’’ 3 alanı tespit etti. Bu alanlar internet, temiz enerji ve uzaydı.

  İnternet alanında X.com’un otak kuruculuğunu yaptı. Daha sonrasında ise bu şirket 200 ülkede geçerli olan bir ödeme yöntemi olan Paypal’i oluşturdu. Daha sonrasında ise Paypal, 2002 yılında 1.5 milyar dolara satıldı ve bu satıştan sonra Elon Musk’ın cebine 165 milyon dolar civarında bir para girdi. Daha sonrasında bu parayla ve biriktirdiği diğer paralarla 3 ayrı alandaki 3 ayrı şirkete yatırım yaptı. Bi kısmıyla enerji sektöründeki Solar City’e, bir kısmını uzay programı olan SpaceX’e, bir kısmını da elektrikli araç üretimi yapan Tesla’ya yatırdı.

Solar City Birleşil Devletlerin en büyük güneş enerjisi sistem sağlayıcısı haline geldi. Musk, SolarCity ve Tesla Motors’un çatı üzerindeki güneş panellerinin elektrik şebekesi üzerindeki etkisini yumuşatmak için elektrikli araç bataryalarını kullanmak üzere iş birliği yaptığını duyurdu.

SpaceX ise Mars’ın kolonileştirilmesini sağlamak üzere uzay taşımacılığının maliyetini düşürme hedefiyle kuruldu.9 Aralık 2010 tarihinde, bir uzay aracını uzaya fırlatan, yörüngeye oturtan ve bu uzay aracını (Dragon) başarılı bir şekilde dünyaya geri getiren ilk özel sektör şirket oldu. 25 Mayıs 2012’de ise tarihinde Uluslararası Uzay İstasyonuna bir uzay aracı (Dragon) yollayan ilk özel sektör şirket ünvanını kazandı. Ve günümüzde de hala güzel çalışmalar yapmakta.

Tesla ise küresel ısınmaya karşı bir savaş olan yenilenebilir enerji kullanımını yaygınlaştırma hedefiyle kurulan bir elektrikli araba üretim şirketidir. Yaptığı çalışmalarla elektrikli arabaların hem tam şarjla kat edebileceği mesafeyi arttırmış, hem de ürettiği yeni nesil pillerle şarj süresini çok düşük sürelere çekmiştir. Son tanıtımıyla beraber arabaların yanında elektrikli kamyon ve elektrikli SUV modellerini tanıtmıştır. Ama Teslanın en çok şaşırılan özelliği ise aldığı patentleri tüm dünya ile paylaşmasıdır. Yani bu demek oluyor ki isteyen bu kaynaklarla daha iyi bir elektrikli araba yapabilir. Ama bu durum alıştığımız şirket anlayışına biraz ters öyle değil mi? Bu duruma ise Elon Musk şöyle cevap veriyor ‘’Deliklerle dolu bir gemideyiz ve gemi su alıyor. Biz Tesla ile bu suyu boşaltan bir kova yaptık. Siz kovanın tasarımlarını paylaşmaz mısınız?’’. Bu ve bunun gibi bir çok örnekle Elon Musk’ın vizyonunda dünyanın bir sona gittiğine dair bir korku olduğu aşikar ve Musk bu sonu ertelemeye hatta insanları bu sondan kurtarmaya çalışıyor. Günümüzde daha birçok şirketin kuruluşuna ve işlere imza atan Elon Musk yaşayan dâhiler arasında sayılmakta.

-------------------------------------------------------------------------

KOMPLO TEORİLERİNE NEDEN İNANIYORUZ?

Hüseyin Talha Madenci

Hepimiz biliyoruz ki dünya düzdür ya da piramitleri uzaylılar yapmıştır veya daha güncel bir örnek Çin artan nüfusu kontrol etmek için ortaya insanları öldüren bir virüs çıkardı. Tabi ki durum böyle değil.  Aslında daha net cevaplara sahip olmalarına rağmen, neden daha çetrefilli olan cevaba inanmak isteyen bir sürü insan var? Biliyorum değerli okur, sen bunlardan biri değilsin. Elbette ben de böyle biri değilim. Halbuki ister istemez bir yanımız böyle, mesela sosyal medyada yapılan haberlerin çoğu yalanken, onları alıntılamaktan geri durmuyoruz.

Bu ilk verdiğim örnek kadar keskin olmasa da sanırım komplo teorisyenlerinin hareketleriyle aynı amacı taşıyor? Gerçeği görmezden gelerek ya da eğip bükerek, kendi gerçekliğini oluşturmak. Tabi bunlar benim kendi gözlem ve çıkarımlarımım bir sonucu. Daha bilimsel bakmak gerekirse Timothy Melley (İngilizce Profesörü ve Miami Üniversitesi Sosyal Bilimler Merkezi Müdürü) (1) “The Empire of Conspiracy” (Komplo İmparatorluğu) adlı kitabında komplo teorilerini “uç görüşlere sahip kesimin akıl almaz görüşleri” olarak tanımlıyor. Komplo teorisyenlerinin ileri derecede paranoyak ve de karamsar insan oldukları gözlemlenmiş. Böyle denince sanki insanların çoğu normal görüşlere sahipmiş gibi anlaşılıyor fakat Mark Lorch (Halka İlişkiler Profesörü) (3)’un yaptığı bir Twitter anketinin (4) sonucu bize farklı bir bakış açısı sağlıyor. Ankette yazı tura atarak oluşturduğu sayı dizisini göstererek bunda herhangi bir örüntü görülüp görülmediğini sormuş. İçinde, yapılış biçimi sebebiyle örüntü barındırmayan bu dizide insanların %56’sı bir örüntü gördüklerini söylemiş. Daha da derine inersek bilim insanları Millikan’ın yağ damlası deneyini sonucuna o kadar kesin gözle bakmışlar ki yıllarca farklı sonuçlar bulunmasına rağmen yağ damlası deneyinde hata olmazmışçasına farklı sonuçların nedenleri araştırıldı ve anlamaya çalışıldı fakat sonuçlar ezkaza deneye yakın çıksın üzerinde fazla durulmadan geçiştirildi (5).

Sonuç olarak cevap, etrafında dolaşan bazı sorular neticesinde bir alana sıkıştı. Komplo teorisyeni olan aslında hepimiziz, demek ki bu olgu insandan insana sadece azalıp artıyor. Öyle ki komplo teorilerine inanma eğilimleri yüksek olan insanlar bir konu üzerinde iki zıt komplo teorisi olduğu halde her ikisini de doğru kabul edebiliyorlar. Örneğin, Usame bin Ladin’in öldürülmediğini düşünenler ve ABD oraya gitmeden zaten ölmüştü diyenler arasında bir ilişki olduğu bulundu (6). En başta düşündüğümüz, kendi doğrularını oluşturma fikri burada egale edilmiş oldu çünkü aynı konu üzerinde birbirine zıt iki fikride doğru kabul etmek, kendi doğrunu oluşturmakla eşdeğer değil.

Belki de komplo teorilerine inanma eğilimi, nasıl ki bazıları kolayca âşık olur, bazıları ise güven problemi yaşar, aynı verdiğim örnekler gibi insandan insana değişen ve de insani olan bir özellik. Son olarak, bugün Dünya düz diyen insanlar, Dünya gerçekten düz olsaydı Dünyanın yuvarlak olduğunu iddia edeceklerdi.

https://www.miamioh.edu/cas/academics/departments/english/about/faculty_staff/faculty-alphabetical/melley-timothy/index.html (1)

https://www.e-psikiyatri.com/insan-komplo-teorilerine-inanmaya-neden-hazir (2)

https://www.hull.ac.uk/staff-directory/mark-lorch (3)

https://twitter.com/Mark_Lorch/status/897510134661992452?s=20 (4)

http://calteches.library.caltech.edu/51/2/CargoCult.htm (5)

---------------------------------------------------------------------------------

NEDEN GECELERİ UYURUZ?   VEYA UYUMALIYIZ!!             

Tevfik Çalkayak

Uyku, canlıların hayatını idame ettirebilmesi ve günlük işlevlerini yerine getirebilmesi için gerekli bir durumdur. Hem bedenen hem de ruhen dinlenmemizi ve beynimizin o günkü veriyi işlemesini sağlar. İnsanlar, uyanık kalmaya çabalayıp bazen bir süre uyumadan durabilseler de eninde sonunda uyumak zorunda kalırlar. Bunun nedeni ise uykunun biyolojik bir ritim olmasıdır. Yani nasıl kalbimizin atması biyolojik bir ritim ise uyku durumu da öyledir. Fakat daha önce de söylediğimiz gibi aralarındaki fark, doğamızın bir parçası olan uykunun biraz da olsa bizim kontrolümüzde olmasıdır. Ne zaman uyuyacağımızı ve uyanacağımızı, biraz uğraştırsa ve zor olsa da biz belirleyebiliriz. Tamamen bizim kontrolümüzde olmamasının nedeni ise (şu saatte uyanacağım diyip uyanamamak hepimizin başına gelmiştir.) yine biyolojik bir ritim olmasından mütevellittir.

Biyolojik ritim(sirkadiyen ritim de denir) vücudumuzun saatidir. Yirmi dört saatlik biyolojik, fizyolojik ve sosyal davranışlarımızdaki senkronizasyondan sorumludur. Biyolojik ritimler, beynimizde hipotalamusta yerleşke gösteren suprakiazmatik çekirdeğin(SCN) kontrolündedir. Bu çekirdek gözlerimizden beyne giden sinirlerin hemen üstünde bulunur ve biyolojik ritmi düzenlemesindeki en önemli etken "ışığı" bu şekilde elde etmiş olur. Retinaya ışık geldiğinde bu veri çekirdek boyunca aktarılır ve kişinin günlük ritimleri doğadaki yirmi dört saatlik döngüye uyum sağlar. Bu çekirdek ışığın olmadığı ortamda "melatonin" adlı hormonu salgılamaya başlar. Bu hormonun ana görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamaktır. Yapılan araştırmalar sonucu hücrelerin yenilenmesine ve bağışıklık sistemine katkısı olduğu da gösterilmiştir. Kişiden kişiye değişkenlik gösterse de melatonin salgılanması akşam 21.00-22.00 sıralarında artmaya başlar, 02.00-04.00 saatlerinde en üst seviyeye ulaşır ve 05.00-07.00’de azalmaya başlar. Işığın etkisinde gün boyunca bazal seviyelerde seyreder. Melatonin düzeyleri arttıkça daha az uyarı algılanmaya başlanır, uyku hissi artar ve uyuruz. Uyudukça da melatonin seviyelerimiz artmaya devam eder. Bunun sonucunda uyku kalitesinin artacağı da bildirilmektedir. Peki bir şekilde elimizde olmayan durumlar karşısında gece değil de gündüz gün ışığında uyuma durumunda kalırsak bu bizi nasıl etkiler?

İnsan metabolizması, fabrika ayarlarımıza ters olan gece uyanıklığına uyum sağlamakta zorlanacaktır. Bunun sonucunda ortaya çıkan problemlerin başında uyku bozuklukları gelir. Gündüz uyurken melatonin seviyelerimizin düşüklüğünden dolayı gece uykusuna göre

uykumuzun kalitesi aynı olmayacaktır. Bundan dolayı oluşan verimsiz uyku da gün boyu genel bir uykululuk haline sebep olabilir. Bu uykululuk halinin dikkat, öğrenme ve bellek sorunları gibi bazı bilişsel problemlere yol açabileceğini düşünmemek elde değildir. Ayrıca uyumadığımızdan dolayı melatonin salgılanması azalacağı için melatoninin önemli işlevlerinden olan bağışıklığa destek, hücre yenilenmesi gibi faydalarından da yararlanamayız ve bu durum sonucunun kanser ve yaşlanmayla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak bu ve daha birçok sebeplerden ötürü uyumaya, özellikle gece uyumaya dikkat etmeliyiz. Düzenli uyku düzenli yaşam demektir.

Yüce Allah, Nebe’ Sûresi’nde, “Uykuyu dinlenme vesilesi, geceyi ise bir örtü kıldık!” buyurmaktadır.

-------------------------------------------------------------------------

BİLGİSAYAR OYUNLARI          

Yunus Emre Eker

 

Karantina günlerinde elimizdeki boş vakti kullanmak için birçok yöntem bulunur. Bunlardan bir tanesi ise bilgisayar oyunlarıdır. Bu yazımda bilgisayar oyunlarının negatif ve pozitif etkileri yazmak istedim. Bilgisayar oyunlarının daha yeni yeni popüler olmaya başladığı yıllarda birçok bilim insanı bu oyunların çocuklar ve gençlerdeki etkileri üzerinde çalışma yapmaya başlamıştır. Bu çalışmalar ilk yıllarda bizler için oyunların kötü olduğu özellikle çocukların gelişiminde olumsuz etkileri üzerinde olmuş ama son yıllarda yapılan çalışmalar ise oyunların kontrol altında tutularak çocuk gelişiminde etkili olabileceği anlaşılmıştır. Yapılan ilk araştırmalarda çocukların sosyalleşmesini engellemesi ve zararlı içerikler olduğundan çocuklar üzerinde agresif bir davranış eğilimine iterek kötü bir algı oluşturan bilgisayar oyunları, yapılan yeni araştırmalarda bu algıyı değiştirmeye başlamıştır. Örneğin Oxford’da 10 -15 yaşları arasındaki yaklaşık 5.000 çocukla yürütülen bir çalışmada günde bir saat oyun oynayan çocukların oynamayanlara göre daha rahat ve sosyal bir çevresi olduğu gösterilmiştir. Gelişen teknoloji ile interaktif oyunlar sayesinde, karantina günlerinde zorlaşan sosyalleşmeyi bu oyunlarla sağlamak kolaylaşmıştır. Bunun dışında New York Rochester Üniversitesinden yapılan araştırmaya göre ise aksiyon oyunlarının zekayı ve baskı altında karar vermeyi geliştirdiği açıklanmıştır. Ancak bu dönemde çıkan birçok oyunun savaş veya şiddet içermesi çocukların bu tür oyunları soyut olduğunu kavrayamaması çocukların ileri hayatında daha agresif bir yapı olmasına hatta çocukların psikoloji yapısının bozulmasına yol açmıştır. Bunu durumun en yakın örneği ise Rus yapımı olan “mavi balina” oyunudur.  Bu oyun yüzünden birçok çocuk kendini intihara sürüklemiş ve maalesef birçoğu da psikolojik sorunlar yasamıştır. Bu yüzden çocukların oynadığı oyunlar takip edilmeli ve gözlem altında tutulmalıdır. Peki ya bu oyunların soyut bir öğe olduğunu anlamış bireyler için sıkıntı nedir? Bağımlılık. Oyunlara bağımlı bireyler dış dünya ile iletişimi kesip hayatını sadece bu oyunlar üzerine inşa ederler. Bağımlı bireyler boş vakitleri büyük bir çoğunluğunu oyunlara harcayarak sağlıklı ve sportif etkinliklere katılamazlar. Sürekli olarak ekran başında oturarak birçok hastalıkları davet ederler. Bunların başında obezite, göz bozukluğu rol oynar. Kısacası oynadığı oyunları ve bağımlılığı kontrol altına alınıp oynanan oyunlar çocuklar için eğlenceli ve zararsız bir boş vakit değerlendirmesi olabilir.

------------------------------------------------------------------

PROMOSYON       

İbrahim Uslu

 

Etrafım bir sürü insanla dolu

Bense yalnızım onlar içinde

Ayırmak ne saçma sağı solu

Her birimiz bir çarkın dişinde

Aşkı yaşarım doruklarına kadar

Kahır çekerim soluklarıma

İçimde sırtlanlar voltalar atar

Aslanlar savrulur oluklarıma

Değer sandıklarım değmedi

Yazıklar olsun uğraşlarıma

Geleceğim diyen geri gelmedi

Tanrımla kaldım bir başıma

İspatlanamaz buldular ruhumu

Fakat yoktur da diyemiyorlar

Onların işine gelmeyen ruhumu

Silmeye çalışıyorlar silemiyorlar

Değişmeyen şey değişim dedikleri

Onu izler ardından asimilasyon

Çukura doldurdu kesik bilekleri

Dolu mide boş ruhta promosyon

Görüyorum her gün yeni sahtelik

Gönüller kalakaldı ziftler içinde

Anlıyorum, doldurulan kap delik

Aşkım kanıyor dertler içinde 

Dinlemeyin dediklerimi inkar edin

Düşler kurun düşüşleri görün

Halinden anlayın düşenlerin

Her gece bilinmez bir kördüğüm

Madde madde dokunuyorlar paralara

Ve kandırıyorlar gençleri somutluk ile

Biliyorlar ruh ve düşünce yarınlara

Taşıyacak intikamı somurtuş ile

Ben kimim kimedir bu feryatlarım

İnsanlar beni kalıba sokar neden

Ben hiçliğin zerresini yaşamaktayım

Bir gelenektir bu topraktan gelen

Değişmeyen şey değişim dedikleri

Onu izler ardından asimilasyon

Çukura doldurdu kesik bilekleri

Dolu mide boş ruhta promosyon

Barut kokusu doluyor ciğerlerine

Her gün, güne tutunamayanların

Onlar inmiyor ruhun derinliklerine

Uzatmak için bir aşk tutamayanların

Özünden kopup köze dönüyor insan

Pişerim zannederken yanıp yakılıyor

Bu çağda insan yaralıdır en başından

Pazarlarda sahte merhemler satılıyor

Bu hayat uçurum kenarında fırtına

Hangi dallar gerçek hangileri sahte

Tutunmak için bakmalı fıtrata

İşte budur yanılmaz bir reçete

Hoş gelir en başta büyülü bir dünya

Sonrasında ise zaman hicranda durur

Sarılırsın geçmişi inkarın kolonlarına

Sonrası ise bir “pişmanlık” sonun olur

Değişmeyen şey değişim dedikleri

Onu izler ardından asimilasyon

Çukura doldurdu kesik bilekleri

Dolu mide boş ruhta promosyon!    

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.