Fikir Dünyası

Fikir Dünyası

ÇARESİZLİK ÖĞRENİLİR Mİ?- DOĞAYA BAK VE KOPYALA - GELİŞİM VE AYDINLIK - EĞİTİM SİSTEMİ KOMEDİSİ- İTALYAN AÇILIŞI GREKO GAMBİT VARYANTI - ÖĞRENCİLERİN EĞİTİMDE MOTİVASYON SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ NELER OLABİLİR? -

ÇARESİZLİK ÖĞRENİLİR Mİ?

Tevfik Çalkayak

Devamlı sürdürdüğü bir eylemde her zaman olumsuz bir tepki ile karşılaşması yani çaresiz durumda olması kişi tarafından öğrenilebilir mi?

Seligman ve Maier (1967) bu soruyu merak etmişler ve köpekleri kullanarak iki aşamalı bir deney hazırlamışlar. İlk aşamada köpekleri üç gruba bölmüşler.

İlk gruptaki köpeklere şok verilmiş ancak bu köpeklerin şoktan kurtulması için bir düğme düşünülerek köpeklerin şoktan kaçmasına imkan verilmiştir.

İkinci gruba da şok verilmiştir fakat bu köpeklere şoktan kaçabilmelerini sağlayacak herhangi bir imkan verilmemiştir.

Üçüncü grup kontrol grubu köpekleridir ve onlara şokta verilmemiştir. Sadece deneyin ilk aşamasının bitmesini beklemişlerdir.

Deneyin ikinci aşamasında köpeklerin hepsi şoka maruz bırakılmıştır fakat arada sadece bir çitin böldüğü, şoka maruz bırakılan bölmenin diğer tarafındaki bölmeye şok verilmemiştir. Hiç şok verilmeyen üçüncü gruptaki köpekler şok verildikten sonra çitin diğer tarafına atlayarak şoktan kurtulmayı öğrenmişlerdir. Aynı şekilde, şoktan düğmeye basarak kaçabilmesi sağlanan ilk gruptaki köpekler de çitin diğer tarafına atlayarak şoktan kaçınmayı öğrenebilmişlerdir.

Fakat ilk aşamada şoktan kaçabileceği bir imkan verilmeyen köpekler diğer köpeklerden oldukça farklı bir davranış sergilemişlerdir. Bu köpeklerin çoğu, şoka maruz kaldıklarında büyük bir stresle koşturmaya başlamış, sonra da zemine uzanarak şoka maruz kalmaya çaresizce devam etmişlerdir. Şans eseri birkaç köpek bariyerden atlasa da, bundan sonraki denemelerde aynı çabayı göstermemişlerdir. Özet olarak denilebilir ki, daha önce “şoktan kaçılmasına imkan verilmeyen” grupta yer alan köpeklerin şoktan kaçabilme yetenekleri zarar görmüştür. Bu köpekler ilk aşamada verilen şoktan kurtulma olanaklarının olmadığını deneyimlediği için ikinci aşamada da kurtulma olanaklarının olmadığını düşünerek çaresizliği öğrenmişlerdir.

Bir diğer deney de pireler üzerinde… Pireler, farklı yükseklikte zıplayabilen hayvanlar. Bilim insanları, pireleri 30 cm yüksekliğindeki cam bir fanusun içine koyar ve metal olan zemin ısıtılır. İlk etapta sıcaktan rahatsız olan pireler, zıplayarak kaçmaya çalışırken tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin sıcaktır, tekrar zıplar ve tekrar cama vururlar. Bu durum defalarca tekrarlanır. Sonuçta pireler, cama çarpmamak için o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir. Deneyin ikinci aşamasında tavandaki cam kaldırılır ve zemin tekrar ısıtılır. Görülür ki pireler yine eşit yükseklikte yani 30 cm zıplamakta. Yani tavandaki camın kaldırılması pirelerin daha yükseğe zıplamalarına olanak sağladığı halde hiçbiri buna cesaret edemez. “Cam” engel olmaktan çıksa da pireler artık zıplamaktan vazgeçmiştir. Belki 1-2 cm daha yükseğe zıplasalar, fanustan kurtulacakken sonucun bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıklarından bunu denemezler bile!

Görüldüğü üzere çaresizlik öğrenilebilir. Tabi bu durum sadece hayvanlar için geçerli değildir, öğrenilmiş çaresizlik insanlar üzerinde de etkilidir. “Yok, olmaz bu iş…", "Ne yaparsan yap, sonuç hep aynı olacak!", "Asla çözülmez bu durum, ben sana söyleyeyim…", "Bizim hangi işimiz düzgün gitti ki bu gitsin!” gibi düşüncelerle insanlar da bazen çaresizliği öğrenerek, başarısızlığın önündeki tüm engeller kalksa da başarısız olacağına inandığı için engelin kalkmış olduğunu fark edemez bile. Başarısızlık aslında başarıdır. Önemli olan başarısızlığa bizim yüklediğimiz anlamdır. Hata yaptığımız, başarısız olduğumuz durumda yeni bir şeyler öğreniriz. Her hata adeta başarıya giden yolda atılması gereken bir adımdır. Çitten atlayıp şok olmayan tarafa geçmek veya sıcaktan kurtulmak için tüm gücünüzle zıplayıp cam fanustan dışarı fırlamak tamamen sizin elinizde. Seçim sizin...

--------------------------------------------------------------------------------

DOĞAYA BAK VE KOPYALA

Yunus Emre Eker

Ünlü İngiliz fizikçi ve matematikçi Isaac Newton yer çekimini nasıl bulmuştu? Newton bir gün Woolshorpe'deki evinin bahçesinde, ağacın altında kitap okurken elma ağacının tepesindeki bir elma dalından koparak, kafasına düşer. Başını kaldırıp baktığında elmanın daha önce asılı bulunduğu dalın sallanıyor olduğunu görür. Demek ki rüzgâr veya başka bir güç dala kuvvet uygulayarak elmanın daldan kopmasına sebep olmuş, kopan elma başka destek bulamayınca boşta kalmamış, yere doğru düşmüş. İşte Newton'un yerçekimi kuvveti ile ilgili yazacağı yüzlerce bulgunun altyapısı bu küçücük bir elma oluşturur. 

İnsanlık tarihi baktığımızda gelişimi amaçlayan ve sürekli gelişmeye çalışan bir topluluk olduğumuzu görebilirsiniz. Tabi bu gelişim bizi birçok bilim insanının yaptığı buluşa götürmüş ve buluşları incelerek teknolojinin her zaman bir üst modelinin olabileceğini göstermiştir. Peki ya bu bilim insanları yeni bir şeyleri bulmayı nasıl başarıyorlar hiç düşündüğünüz oluyor mu? Ya da buluş insanlarının birçoğu taklitçi olabilir mi?  Yukardaki verdiğim örnekte Newton aslında en büyük ve geniş bir yerden yardım aldığımı anlatmaya çalıştım! DOĞA . Sadece doğanın küçük bir yardımıyla bile büyük bir soru işareti silinmiş ve gelecek birçok soru işaretinin ise önünü kesmiştir. Doğanın yardımı sadece bir elma ile mi sınırlı? Tabi ki de hayır. Hayır demekle kalmayıp onları örnekleyelim.

Doğayı keşfetmeye başladıktan sonra küçük büyük demeden her şeyi araştırmaya ve gözlemlemeye çalışmışız. Küçücük sivrisinekten bile ilham alarak fermuarı, devasa balinadan esinlenerek bir yüzme paletini, öylece duran dulavratotundan velcro bandı gibi küçük ama hayatımızda bir yer edinmiş birçok madde de doğanın eli dokunmuştur. Doğa sadece küçük eşyaları bulmamıza yardım etmemiş, insanlığın sadece gökyüzündeki kuşlara bakarak ilk etapta uçak bile yapmaya yardımcı olmuştur. Birçok bilim insanın hayali olan bu buluş bu dönemde adeta bir çığır açmış teknolojinin üst üste koyarak adeta doğa ya benzer birçok uçak üretilmiştir. Bunlara örnek vermek gerekirse; yusufçuk böceğinden helikoptere, akbabalardan örnek alınarak yolcu uçağının kanat yapılarına, kartal ve baykuş iniş ve kalkışlarına göre birçok uçak yapılmıştır. Tabi ilk etapta gökyüzüne baksak da gelişen teknolojiyi de kullanarak suyun altındaki varlıklardan bile uçak yapmak mümkün olmuştur.1969 yılında üretilen concorde uçağı yunusların burunları örnek alarak yapılmıştır sadece bunla da sınırlı değil mürekkep balığını örnek alarak oluşturulan jet uçaklar bu kategoride yer bulmuştur. İnsanlığın su altına girebilmesi için ilk önce su üstünde rahatça durabilmeleri gerekmektedir. Bunun için ise doğa yeniden bize birçok örnek sunmuştur; tekne yüzeylerinde artık köpekbalığı örnek alınarak hız ve enerji artırılmıştır, yeniden yunusları örnek vermek gerekirse tekne sürtünmesini azalttığı için teknenin burun da yunuslarınki gibi tasarlanmıştır. Hava ve denizden örnek verdik şimdi de karadan örnek vermek isterim. 2018 yılında otomobil devi Mercedes’in arabanın kontrol mekanizmasını bir tavuktan esinlenilerek yaptığını göstermiş ve olay o dönem çok konuşulmuştu.

Kısacası insanlığın en büyük ve en küçük sayabileceğimiz birçok buluş doğa ve doğayı gözlem ile olmuştur. Ne zaman doğaya önem verip onu anlamaya ve gözlemlemeye başlarsak işte o zaman bizler kazanmış olacak ve doğanın bize göstereceği sihirler ilk görenlerden biri olacağız.

----------------------------------------------------------------------

GELİŞİM VE AYDINLIK

İbrahim Uslu

Aydın nedir?  Birçoğumuz tam olarak görevini bilemeyiz… Münevver desek ya da İntelijans…

Sahi ne iş yapar bu aydınlar kimlerdir ne konuşurlar hangi kıvama gelince ayarlar yahut ayılırlar?

Aralarında en entelektüelini kim belirler, hangi diğer aydını kendi aralarında aydın kabul etmeyip beğenmezler?

Bunun bir okulu var mı ki her profesör ya da her bilim insanı aydın mıdır?

Halk arasında belirli kesimler belirli kişileri sırf bu benim düşünceme hizmet ediyor gerçek aydın budur. En çok ülkesini bu düşünür derse yine akıllara üç soru takılması muhtemeldir.

Aydınları fikirler mi belirler?

Aydınları etnik köken mi belirler?

Aydınları aynı hayat görüşündeki insanlar mı belirler?

Aklımıza bununla alakalı daha yüzlerce soru takılabilir. Aydın kavramı çok geniş kapsamlı bir kavram olmasına rağmen aslında çok az kimsenin yürüdüğü bir ince yoldur kanımca…

Medeniyetlerin yükselmesinde ana üç temel unsur vardır. Birincisi saldırma ve ya savunma gücüdür. Yani askeri güç.  İkincisi ekonomi gücüdür ve üçüncüsü en önemlisi medeniyetin temel taşı olan Selçukluyu Osmanlıyı ve daha nice medeniyeti günümüze taşıyan o zamanda ise ileriyi düşünerek tavırlar alan aydınların gücüdür.(Bir nevi beyin takımı diyebiliriz.) Sanatçıları ve bilim, din, fikir insanlarını aydınlar kategorisi içine aldım çünkü aydınlık bunlardan bağımsız değildir.

Aydınlık ve aydın kavramını sorgularken gerçekten de aydın olduğuna inandığım nadir kimselerden biri olan Cemil Meriç’ten de istifade ettim. Neden Cemil Meriç sorusuna gelecek olursak kısaca anlatayım.

Çünkü; Cemil Meriç ilk olarak geçmiş yıllardan günümüz Türkiye’sini resmetmişti. Cemil Meriç,  bu ülkenin kurtuluşunun kendi milli ve manevi değerlerimizi ardımıza bir kaya gibi almamızın, batının ilmini ise sonuna kadar kullanmamızın, hünerin; köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek yerine ayıya dayı diyeceğime bu köprüden geçmiyorum deyişimizin başka bir deyişle özümüzden tutunarak ve aynı zamanda çağın gerektirdiklerini çağa biat etmeden uygulamanın, batının ilmini alıp zulmünü çöpe atmanın, doğunun ise değerlerini alıp saflığını ve tembelliğini çöpe atmanın vücut bulmuş halidir. Okumaktan gözleri aşınan birisidir. Ve demiştir ki; “Aydın olmak için önce insan olmak lâzım. İnsan mukaddesi (Kutsal değerleri) olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişidir. Aydını yapan; ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüstür.”

Her şey ekonomi ile düzelir mi? Ya da her şey inanıp fakat harekete geçmemekle? Peki her şey boş bir çalışma ile düzelir mi?  Peki neden medyada aydın olarak nitelendirilen kimseler, olan durumu savunup ya da eleştirirken ileri dönük çıkarımlarda bulunmaz ve yol göstermez? Yoldan çekilmedikleri gibi… 

Mesela Japonya ikinci dünya harbinden sonra ekonomik bağımsızlığını büyük oranda yitirdiğinde halkın nezdinde önemli aydınlar harekete geçti. Bir iç inanış ve iç birleşme ile hem öze dönerek hem iç hesaplaşmadan uzaklaşarak belirli bir hedefe odaklandı. Hatta  o denli inanmışlardı ki görevini yerine getiremeyen yerine ondan daha iyisi geleceği inancı ile yaşamına son veriyordu. Dışarıdan bu bir savaş gibi gelebilirdi evet savaştı. Japon akılları o zaman ekonomik bağımsızlığın giderse her anlamda Amerikan boyunduruğu altına girileceğinin farkındaydı. İlerleyen yıllarda diğer ezilmiş Asya ülkeleri gibi olmak yerine çalışarak teker teker kaybettikleri hisselerin ve şirketlerin çoğunu tekrardan kazandılar.

Neden Japonya örneğini verdim?

Çünkü Japonya izim deli gömlekleri ile uğraşmadı(Cemil Meriç üstadın deyimi ile). Japonya; gündelik hayatın verdiği, dili uyuşturan tatlı gibi görünen ardından ise bedenin sonunu hazırlayan etkenlere kapılmadı.

Japonya ilk önce ani bir durum değerlendirmesi yaptı ve ardından sorunu tespit edip hedefe kilitlendi. Elbette o zamanda gelişimin kurtuluşun önüne hain kimseler çıkmış tekerleklere çomak sokmuştur. Fakat inanmış bir insan toplumu değiştiriyor ise inanmış bir milletin dünyayı değiştirmesi olanaksız değildir. Önünde itte duramaz çakalda… Burada üstüne en büyük yük düşen o ülkenin aydınlarıdır. Ne yazık ki bizim aydınlarımız hala daha çay kaşığını doldurmayacak sebepleri tartışmakla uyutulmuş. Bazısı da kendi ırkına dinine töresine dahi düşman olmuş…

Aydınlarımızdan savunma sanayinin rakamlarını ezberlesinler, günlük ihtiyacımız olan petrolü, altını madenlerine inerek çıkarsınlar demiyorum elbette onlardan fiziksel ve maddi bir gelişim hareketi beklemem hata olur. Bu büyük işlerde başkalarının işidir ayrıca. Fakat ben bir düşünceden bir silkinişten aydınlanıp ileri doğru atılıp vaziyetimizi kurtaracak hamleleri önceden kestiren bir ruhun resmini çizen aydınları görmek istiyorum. Belki de çok şey istiyorum.

Aydınlar bu ülke insanının eğer gönlünde ya da zihninde taht kuran kimseler ise ki öyle olmaları gerekir. Halkı bir felaketin öncesinde uyandırması gerekir. Devletine ve milletine düşman olmak yerine ben demiştim demek yerine “Şuandan biran evvel nasıl kurtuluruz?” düşüncesini taşıması gerekir. Kısacası Aydınlar, kısır siyasi tartışmalara odaklanmak yerine, halkı bağımsızlık ve gelişime odaklamalı, iç hesaplaşmaları kapatıp iç birleşmeye olanak sağlamalıdır. Halkımızın ve ülkemizin milli ve manevi değerlerine sahip çıkmalı o ruh ve şuur ile hareket etmelidir. Zaten ayıranı, böleni ve çizeni çok olan yurdumuzun, birde kitleleri birbirine karşı kışkırtan yol göstericiler ile dolu olması felaketi başlatacaktır.

-----------------------------------------------------------------

EĞİTİM SİSTEMİ KOMEDİSİ

Mehmet Zahid İlhan

Malumunuz bu hafta üniversite sınavının sonuçları açıklandı. Elbette sınava girmeyenler olarak öğrencilerin sonuçları hakkında büyük bir iştahla olumlu-olumsuz yorumlar yaptık. Ama ben bu sınav hakkında sıra dışı bir yorum yapmak istiyorum.

  Benim de girdiğim ve birkaç senede bir değişen bu sınav sistemi nereye gidiyor acaba? Sizce de son senelerde bu sınav sistemi çatırdamaya başlamadı mı? Cevabınız evet ise gelin bu sınav sisteminin çatlaklarına bir göz atalım. Bahsedeceğim çatlakların bir kısmı kendini dört ila beş sene sonra daha büyük, çatlak da denemez artık bildiğin yarık, çatlaklar olarak kendini gösteriyor. Öncelikle ele alacağımız asıl mesele bir yoğunluğun mevcut oluşu olmalıdır. Her sene üniversite sınavına giren kişi sayısı artıyor, işin garibi üniversiteye yerleşen kişi sayısı da artıyor. Bu yoğunluğun sebebinin temelde olduğunu düşünüyorum. Zorunlu lise eğitiminde yani. Bana göre lise zorunlu olmamalıdır.  Bu varsayım ilk bakışta bir cahillik oluşturacak gibi gözüküyorsa da işin aslı oldukça net. Nedir bu net olan? 12. sınıfa gelen bir öğrencinin gündeminde YKS’den başka bir gündem yoktur. Elbette istisna bulunur ama bunlar istisna olarak kalacak kadar azdır. Peki, sorarım size çiftçiliğin bir okulu var mıdır ya da manavlığın, esnaflığın, kaportacılığın, tesisatçılığın… Gençler bu mesleklerin okulunu okuyarak öğrenemeyeceğine göre bu meslekleri kim nasıl öğrenecek? Herkes üniversite okumamalıdır daha doğrusu herkes üniversite okumaya çalışmamalıdır. Çünkü üniversite kurumu elit bir eğitim veren ve doğrudan ya da dolaylı bir şekilde bir meslek erbabı olunmasını sağlar. Dolayısıyla üniversite okuyan bir gencin okuduğu bölümün mesleğini icra etme güdüsü kaçınılmazdır. Peki ya bu bölüm gereğinden fazla mezun veriyor piyasada ihtiyaçtan daha fazla o bölümün mezunundan varsa? İşte zorunlu lise eğitimi ve daha bahsedeceğim birkaç büyük sorunun çatlağı tam olarak burada bir yarığa dönüşüyor ve bu yarık bölümünden mezun olmuş işsiz gençleri yutuyor. Bu icra edilecek mesleğe ve o mesleği icra edecek öğrenciye yapılacak en büyük kötülüktür. Bir insanın hayatını inşa ettiği köprünün ucunun bir yere çıkmadığını görmesidir işte bu. E hak ederse yine kendi bölümünün mezunları arasından sıyrılıp rızkını kazanamaz mı bu öğrenci diyeceksiniz belki de ancak geri kalanlar ne olacak? Somut bir örnekle bölümüm hukuk senede 16000 mezun veriyor. Bunun dürüst olmak gerekirse çeyreği bile haysiyetiyle para kazanamayacak. E kalanlara yazık değil mi bir devlet izlediği politikanın ucunun buraya çıktığını görmekten aciz mi? Buna rağmen hala her sene yeni apartman üniversiteler açılıyor.

 Şu an Türkiye’de 207 üniversite ve mevcut 7.500.000 öğrenci var. Allah’tan korkun yahu bu kadar öğrenciye nasıl bir iş garantisi verebilir devlet, bu öğrenciler mezun olunca işsiz olmayacaklar mı? İşte tam burada bu öğrencilerin köprünün sonunda yığılmasını engellemek gerektiğini anlamışsınızdır. Zorunlu olmayan lise eğitimi babasının tarlasını ekmek isteyen, çiftliğinde çalışmak isteyen, sanayide çalışmak isteyen, esnaf olmak isteyen çocukların önünü açacak. Zorunlu olmayan lise eğitimi gençlere hayatın üniversite sınavından ibaret olmadığını farklı, aslında bize göre farklı burada doğal demem gerekirdi, girişimlerde bulunabilecekleri ufkunu katacaktır. Aynı zamanda üniversitelerin yetersiz ve gereksiz olanlarının kapatılması, yeni üniversite açılmaması, kapatılan üniversitelerde somut mesleklere yönelik uygun kontenjanlar açılarak formasyon eğitimlerin verilmesi, mevcut üniversitelerin kontenjanlarının oldukça alt limite çekilerek ihtiyaç fazlası öğrencinin mezun olarak piyasaya pompalanmaması gerekir.

 Burada belki düşünülebilir ki ‘diğer insanlar üniversite okuyamayacaklar mı bu adaletsizlik oluşturmaz mı?’ hayır efendim oluşturmaz. Çünkü okumamış iş sahibi insan eminim ki okumuş işsizden daha mutlu olacaktır. Ayrıca bahsettiğim sistemde lise okumamış birinin 14 yaşında piyasa ile tanışması birkaç farklı meslekte çırak veya kalfa olarak kendini denemesi ve girişimlerde bulunması imkânı varken mevcut sistemde liseyi bitirmiş ve üniversite sınavındaki yoğunluktan dolayı bir sene mezuna kalmış daha sonra isteyerek veya istemeyerek ama büyük ihtimalle hakkında bilgi sahibi olmadan puanının yettiği en yüksek bölüme girmiş öğrencimiz bir sene de girdiği bölümün ‘İngilizce’ olması hasebiyle İngilizce öğrenemediği bir hazırlık senesi geçirecek belki 4 belki de 5 senelik fakültesini umulur ki dondurmadan ve uzatmadan mezun olacaktır. Peki, mevcut sistemde öğrencimiz kaç yaşına geldi saydınız mı? Ben saydım 24! Bu insan 24 yaşında piyasa tecrübesi olmadan hayata başlamış olmadı mı, bu insan piyasadaki işsiz bölüm mezunlarının işverenlerinin ‘zaten o olmazsa bu olur’ şeklinde tabiri caiz ise kavun karpuz seçer gibi çalışan seçtiği bu çalışanların da genel olarak çıktığı üniversiteye değil de talep ettiği maaşa göre işi kaptığı bir piyasanın içine düşmedi mi, bu insan zaten son derece pahalı olan hayat şartlarının mevcut olduğu ülkemizde tam tersi son derece düşük bir maaşla işe başladıysa bu insan nasıl evlenecek, çoluk çocuk sahibi olabilecek? Demek istediğimi şimdi anladığınızı umuyorum.

 Belki sıralama olarak ilk 10.000’e giren öğrenciler bu tür durumlara düşmez falan filan dersiniz diye söylüyorum mevcut sistemde üniversiteye birinci veya ikinci öğretim olarak yerleşen öğrenci sayısı 500.000’den fazla Allah aşkına bütün bir milletin ilk on bine girip kurtulmasını mı bekleyeceğiz? Ayrıca üniversite kurumu elit bir eğitim kurumudur. Öyle eğitimde eşitlik ilkesini tepetaklak yorumlayarak herkes üniversite eğitimine tabii tutulamaz. İlkokul değildir bu, temel bilgiler verilmez. Bu seviyede öğrenim gören öğrencinin ayrıcalıklı olması gerekir. E tabi aynı zamanda bu seviyeye gelmek için belli bir çitayı geçmiş olması gerekir. Türkiye’de bu çıta yüz belki yüz elli bin de bitmelidir. Bu aynı zamanda öğrenci yoğunluğunu azaltarak kalan öğrencilerin daha kaliteli bir eğitim almalarını da sağlar. Kalan arkadaşları okutmak onları daha yeni bahsettiğim durumlara sokmaktan başka bir işe yaramaz. Ayrıca ben anlattığım sistemle liseden veya ortaokuldan mezun arkadaşlara hayatın içinde kendilerine dair bir yol çizmelerini de sağlamış oluyorum ki günümüzde bu yol  okunulan bölümden daha geniş olamıyor. Zaten kazanamayacağını veya şansını denese de kazanamayacak olan yüz binler bu sefer şanslarını hayatta deneyeceklerdir. Liseden mezun olan arkadaşımız 18 yaşında iken hayatla karşı karşıya gelecek belki ilk birkaç sene belki de üç dört senesi verimli geçmemesine rağmen hayatta bir şekilde yolunu bulmuş olacaktır. Ailesinin işletmesi olanlar söz konusu işletmeyi geliştirecekler ve şirketleştireceklerdir.

Yazımda mevcut sistemin çürümüşlüğünde ve bu sisteme dair çözüm önerilerinden bahsettim. Eminim ki önümüzdeki yıllarda bu sistem daha kötüye gidecek insanların yılları, umutları ve hayalleri bir bir tükenecektir. Bu yazı mevcut sistemin içinde neler yaşayacağını bilmenin burukluğuyla yazıldı.

-----------------------------------------------------------------------------------------

İTALYAN AÇILIŞI GREKO GAMBİT VARYANTI

Abdulvahap Arıcı

Merhaba arkadaşlar Bugün sizlerle beraber oynadığım bir oyunu inceleyeceğiz. Beyazlarda Greko Gambit oynadım ve başlangıç seviyesi için bunu size öneririm. Büyük Usta seviyesinde çok oynanmıyor çünkü teorisi çok iyi bilindiğinden dolayı oyunlar genellikle berabere bitiyor. Şimdi oyunumuza başlayalım.

1.e4 e5 2-Af3 Ac6 3. Fc4 Fc5 4. c3 Af6

Beyazlar 5.d3 ile kazanabilmek için sessiz varyanta 5.b4 ile Evans gambiti ya da 5.Ve2 ile korumacı bir şekilde oynayabilirdi

5. d4

Beyazlar merkeze bir piyon yerleştirmiş gibi dursa da siyah merkezi parçalayabiliyor.

5. ... exd4

Siyahlar teorisi en çok bilinen Greko gambit diye bilinen açılışa girmeyi tercih ediyor.

5. cxd4 Fb4+ 6. Fd2

Beyazlar daha kanlı bir savaş geçireceği Ac3 ile devam edebilirdi. Daha korumacı olan bu hamle ile beyaz kazanmak için oyun sonunu bekleyecekmiş gibi görünüyor.

6. ... Fxd2

Siyahlar piyon kazanamıyor çünkü 7. ... Axe4 8. Fxb4 Axb4 9. Fxf7 Şxf7 10. Vb3 ün ardından beyaz hafif üstün kalırdı.

6. Axd2 d5

Ve siyah merkezi parçalıyor.

7. exd5 Axd5 8. Vb3

Buraya kadar teorik olarak her iki taraf da doğru oynadı. Rok da tercih edilebilirdi. Ama beyaz kazanmak istiyorsa bunu oynamalıydı.

8. ... Ace7?

Beyaz insiyatif kazandı şimdi pasif olan e7 atı d5 karesini korumak için ayrılamıyorken şahla aynı dikeyde kaldı. Roktan sonra Ke8 fikri pek olmayacak gibi çünkü e7 atını kaldırması gerek ve 2 tempo kaybetti.

9. O-O O-O 10. Kfe1 c6

Siyah e7 atını serbestleştirmek için bir hamle daha kaybediyor.

11. Fxd5?

Bir iş yapmayan filini değişmek isteyen beyazın yaptığı hata e7 atının pasif durumundan yararlanırken bir anda siyaha merkeze güçlü bir at yerleştirme izni verdi.

11. ... Axd5 12. Ke5 Ke8

Kaleleri kesmek isteyen siyahın tercihi sorgulanmalı çünkü kalelerinin bağlantısı yok ve beyazın 2. kalesini oyuna sokma izni veriyor

13. Kae1 Kxe5 14. Axe5?

Beyazdan gene bir ufak hata. dxe5 oynamalıydı çünkü oyunun devamında beyaz ayrık d piyonundan kurtulmalıydı. Şimdi aldığı taş e5 karesinde çok duramayacak.

14. ... h6 15. Ae4 Vc7 16. Va3 c6?

Siyah şah kanadındaki tüm beyaz kareleri zayıflattı.

17. Ac4!

Doğru tercih. Şimdi zayıflamış kareye iki at birden bakıyor. At g6 karesine yerleştirilseydi pek bir iş yapamayacaktı.

17. ... Fd7 18. Ac3

Beyazlar kazanmak istiyorsa Acd6 oynamalıydı. Hamle kötü değil ama kazanmak için bu hamleyi oynamaması gerekirdi

18. ... Vf4 19. Vd6!

Ustaca düşünülmüş bir hamle. Rakibin olası tehditlerini kırıp vezirleri tahtanın kenarına götürüyor.

19. ... Vxd6 20. Axd6 Axc3 21. bxc3 b6 22. Ke7 Kd8 23. f3!

Zugswang!! Eğer bu şekilde konum sıkışık kalırsa beyaz şah aktif olup oyunu kazanacak.

23. ... Şf8!

Bir kuvvetli hamle de siyahtan siyah bu konumu çözebilecek tek hamleyi buluyor.

24. Kf7 Şg8 25. Ke7 Şf8 26. Kf7 Şg8 27. Ke7 a6?

Siyahlar beraberliğe razı olmalıydı. Siyahlar konumu zorlamış ve oyun aşağıdaki gibi bitmiştir.

28. Ab7 Şf8 29. Ke2!!

Neden Ke1 değil? Çünkü b1 karesi beyaz olduğundan dolayı fille rahatsız edilip kale 1 tempo kaybedecekti ve fil aktif olacaktı. Kaybedilecek zaman yok.

29. ... Ke8 30. Kb2 b5??

İşte kritik hata. Siyah beyazların atı için her yeri açıyor.

31. Ac5 Fc1??

Siyahlar piyonu feda edip insiyatifi eline almalıydı. Kompanse şansı azdı fakat bunu kaçırdı. Ve kalenin a hattına gelmesini engelleyerek piyon zincirini korumasını engelliyor. Bunun önemini ilerdeki hamlelere bakınca anlayacağız.

32. Şg2!!

Şah aktifleşiyor ve olası kale manevralarını önlüyor.

32. ... a5??

Oyunu kaybettiren hamle. Birazdan nedenini anlayacağız.

33. a4!!

Beyazlar 1 piyon veriyor ama karşılığında a hattını ele geçiriyor ve Fc1 in kötü olduğunu buradan anlayabiliriz.

33. ... bxa4

Yapabilecek bir şey kalmadı. Sürseydi daha hızlı kaybedecekti.

34. Ka2!! Ff5 35. Kxa4 36.Ab3!

Beyazlar 36. Ab7 oynayabilirdi fakat devamında 37. ... Fc8 38. Axa5 in ardından beyazlar atını serbestleştirebilmek için 2 hamle kaybedecekti.

36. ... Fd3 37. Kxa5 Ke8

Siyahlar tahtada kaleleri tutarak beraberlik için zorlamak istiyor ama bunun için çok geç.

38. Ad5 Ke2 39. Şg3 Fc4 40. Ae4 Fd5

Kc2 daha iyi olabilirdi.

41. Ad6 Kc2

Artık olmuyor çünkü beyaz tempolu geliyor.

42. Kc5 g6??

Siyahlardan son bir numara. Beyaz şahı sıkıştırıp mat etmeye çalışıyor fakat oyunu daha hızlı kaybedecek. Bir piyon daha kaybetti.

43. c4!! Fg8

Siyah için son bir umut.

44. Kxc6 Şe7 45. c5 Fd5 46. Kb6 f5 47. Ac8+ Şf7 48. Kd6 Fe6 49. Ac6 g5

Siyahlar 50. ... f4 ile mat etmek istiyor.

50. h3 f4 51. Şh2 Şe7 52. d5 Kxc5?? 53. Kxe6 1-0

--------------------------------------------------------------------------------------------

ÖĞRENCİLERİN EĞİTİMDE MOTİVASYON SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ NELER OLABİLİR?

Hüseyin Talha Madenci

Yapılan her hamle özünde motivasyona ihtiyaç duyar. Motivasyon, bireylerin belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere kendi arzu ve istekleri ile davranmaları sürecidir [1]. Bilhassa öğrencilerin motive olmaları çok önemlidir çünkü kendi istekleriyle edindikleri bilgiler kalıcı hale gelir. Bilgilerin kalıcı olması sınavlarda başarıyı getirmedeki en büyük yardımcımızdır. Motivasyon bu kadar gerekli olduğu halde kimi öğrenciler belli başlı sorunlar sebebiyle, motivasyonlarını oluşturamıyorlar. Disiplinsizlik veya daha ağır ithamlara maruz kalan bu öğrencilerin motivasyon ile alakalı bazı sorunları karşılık alamama korkusu, geleceği düşünmeme , yalnız hissetme ve kontrolü kaybetmiş hissetme olarak sıralanabilir.

            Öğrencilerin bazıları çalışmaktan çekinmediklerini, korkularının bu kadar çalışmaya rağmen sınavda başlarına gelebilecek küçük aksiliklerden dolayı istekleri başarıya ulaşamamak oluğunu söylüyor. Örneğin sık sık tuvalete çıkma ihtiyacı hisseden bir öğrenci sınavda da başına geleceği korkusundan dolayı strese giriyor. Öğrenciler, böyle bir motivasyon sorunun üstesinden bu durumun herkes için eşit olduğu ya da Allah’ın çalışana hakkını verdiği gibi bazı gerçekleri hatırlayarak geliyorlar. Böyle bir öğrenciden sorumlu insanlar, öğrenciye bu gerçekleri aktararak motivasyon sorunun çözebilirler. Diğer problemlerden biri ise öğrencinin sınavda başarılı olma gibi bir isteğinin olmamasıdır. Kendisi hayatın ileriki kısımlarını hiç düşünmediği için, ders çalışmasını sağlayacak itici güçten mahrum kalıyor. Bu tarz öğrenciler ya ailelerinden veya başka bir yerden alacakları destek sayesinde gelecekte dahi, iyi yaşama fırsatına sahiptirler ya da çalışması gerektiğinin gerçekten farkında değildiler. Aileleri, öğretmenleri ya da eğitim koçları yaşamak için gerekli şeyleri ve geleceği öğrencinin kafasında netleştirerek öğrencinin motivasyonunu yerine getirebilirler. Her iki sorun da hızlı ve doğru bir müdahaleyle rahat bir biçimde çözülebilir.

            Her ne kadar önceki iki sorun fiziksel çabaya gerek duymadan çözülebilse da bazı motivasyon sorunları fiziksel çaba ihtiyacı duyar. Bu sorunlardan biri de öğrencinin çalışmak konusunda arkasında veya yanında birileri olmadı fikrine kapılmasıdır. Öğrenci çalışmak için ailesi veya hocalarından onun arkasında durmalarını ve desteklerini göstermelerini ister. Aynı şekilde çevresindeki hiçbir arkadaşı da onun yanında ders çalışmıyorsa öğrenci motivasyonu korumakta çok zorlanır. Veliler çocuklarına desteklerini göstererek ilk sorunu çözseler bile ikinci sorun için daha büyük kararlar almak gerekir. Gerekirse öğrencinin okulu değiştirilmeli ya da başka yerlerden öğrenciye ders arkadaşı bulunmalıdır. Bahsedilecek son motivasyon problemi ise yaptıklarının doğruluğundan emin olamama problemidir. Çalışmasının verimsiz olduğuna inandığı için çalışmaktan kaçar bu öğrenciler. Adeta çalışmanın, sınavda başarı getirmeyecek olmasıdır. Sadece verim söz konusu değil, neye çalışacağını bilememek ya da yapamadığını bildiği dersleri çalışmaktan kaçmak gibi sorunlarda bu başlıkta incelenebilir. Sorunun çözümü öğrencinin ders çalışma sistemini takip etmek ve ona çalışmasının kontrolünün işini bilen kimselerin elinde olduğunu göstermektir. Haftalık rapor vermek gibi işlemler öğrencinin bu konudaki kötümser tavrını azaltıp, derse yoğunlaşmasını arttırmaya yardımcı olacaktır.

            Yukarıda yazdığım dört sorun ve çözümün dışında öğrenciler sürekli başka sorunlarla karşılaşmaktadır. Motivasyonu yüksek öğrencilerin bazı taktikleri şöyle sıralanabilir: Zihnini toplamak için en zorlandığı dersi anlamaya çalışmak, kendine hiç ortada yokken zorunluluklar oluşturmak, birileri yapmışsa ben de yaparım düşüncesini benimsemek, bazı uygulamalar kullanarak günlük çalışmasını denetlemek. Yazdıklarım ders çalışma konusunda zaman zaman sıkıntı çekmiş dört öğrenciden alıntıdır.

            Son olarak, bütün öğrenciler birbirinden farklıdır ve aynı şekilde öğrencilerin sorunları da birbirinden farklıdır. Bu sebeple bir öğrencide başarıyı getiren uygulama diğer öğrencide başarıyı getirmeyebilir. Yapılması gereken öğrenciden öğrenciye farklı çözüm önerileri sunmak ve bunları başarılı bir şekilde uygulamaktır. Bazı sorunlar öğrencinin zihninde iken bazıları fizikseldir. Bu tarz ayrımlar sorunu tanımayı kolaylaştır ve öğrenciye uygulanan çözümün başarı ihtimalini arttırır.

Başvurular

[1] konusmaterapi, «Motivasyon nedir?,» https://www.konusmaterapi.com/motivasyon-nedir.html

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.