Fırçaların sihirbazı, mor salkımın güncesi
Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olup 1998 yılında bir sanat atölyesi kurmuş. Sanatçı aynı zamanda Ressamlar Birliği üyesidir.
Sanatta özgünlük fikrini temel alan sanatçı resme başladığı andan itibaren hiçbir akımın devamı olmamış, kendine has bir söylem oluşturdu. “Mor Salkımın Güncesi” ismini verdiği sergisi dikkatleri üzerine topladı. Sanatçının eserleri Kuveyt Ulusal Müzesi ve Bosna Hersek Müzesi’nde tescillendi. Yurt içi ve yurt dışı üne sahip sanatçının eserleri birçok müzayede ve galeride severleriyle buluştu.”
Orhan Bey, resim yapma yeteneğinizi nasıl keşfettiniz, sizi destekleyen oldu mu? Bu konuda eğitim aldınız mı? Biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ressam ailesinde doğdum, büyüdüm. Rahmetli babam da ressamdı. Yeteneğimi babam sayesinde keşfettim. Gözümü açtığımdan beri sanat ortamındayım. Çocukluk yıllarımda da babamın arkadaşları toplanıp çizdiklerimi değerlendirmeye başladılar. “Mutlaka resme yönelmelisin, bunu devam ettirmelisin.” diye söyleyerek beni sanatla yakınlaştırdılar. Daha sonra babam beni Güzel Sanatlar Derneği’ne kayıt ettirdi. Okul ve derneği bir arada götürdüm. Güzel Sanatlar Lisesi’nde okuyarak kendimi geliştirdim.
Şu anda Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olarak çalışıyor ve gençleri eğitiyorsunuz, gençlerin sanata bakış açıları ile onların tuvale yansıttığı fikir, ufuk ve hayallerini nasıl buluyorsunuz? İçlerinden “İşte bu geleceğin ressamı olacak” dediğiniz oldu mu?
Bizim fakültemiz diğer fakültelerden çok farklı… Yetenek sınavlarıyla alıyoruz en başta. Fakülteye gelen öğrenciler onları neler bekleyeceğini bilerek geliyorlar. Nasıl bir sınav yapılacağını aşağı yukarı tahmin ediyorlar. Bir de Güzel Sanatlar Lisesi var. Burada okuyan öğrencilerin direk hedefi Güzel Sanatlar Fakültesi zaten. Dolayısıyla bize gelen öğrenciler önceden hedeflerini belirleyip geliyorlar. Gelen gençler hep inanan, güvenen kişiler. Hoca-öğrenci ilişkisinden ziyade arkadaş ilişkisi var aramızda. Öğrenciler birebir gözlem yoluyla her şeyi görüp öğrenebiliyorlar. Öğrencilerin hepsi aynı değil tabi. Bazılarının yeteneği daha fazla, algısı daha açık… Kendisi ile daha çok ilgili… Bazı öğrencilerin gerçekten bu işe gönül verdiğini görüyoruz. Bütün olarak düşünecek olursak hepsi gerçekten birer yetenek, yeter ki o yeteneği ortaya koyacak fırsatı bulsunlar. Öğrenci kadar hocalar da önemli.
Şimdiye kadar kaç tablo çalışması yaptınız ve kaç sergi açtınız? Ulusal ya da Uluslararası başarılarınız var mı?
Resimlerimin sayısını matematiksel olarak hesaplayamam. (Gülüyor) Yüzlerce diyebilirim. Her türlü çalışma yaptım ama son yıllarda farklı bir teknikle çalışıyorum. Yaklaşık 10 yıldır uluslararası çalıştayları organize ediyorum. 12 tane sempozyumun kreatörlüğünü yaptım. Hem yurt içinde hem yurt dışında… Yaptığım sergilerin sayısı elliyi geçti diye düşünüyorum. Dünyanın çeşitli ülkelerinde organizasyon yapıyorum. Sanatçı olarak da etkinliklere katılıyorum.
Bir eseriniz yaklaşık kaç günde tamamlıyorsunuz?
Bir sanat eserinin doğuşu bir fırça darbesi ile başlamaz, düşünceyle başlar. Kafanızda bir düşünce olacak, ilginizi çeken bir konu olacak veya ifade etmek istediğiniz bir duygu olacak. Sanat olayı burada başlar. Tuvale aktarmadan önce fikir ve hayal bazında oluşur. Ondan sonra çeşitli teknikler deneyerek onu tuvale aktarırsınız. Bir saatte, bir haftada ya da bir ayda tamamladığım eserler oluyor. Bir anda fikir ortaya çıkıyor, zamanla onu tuvale dökerek işliyorum. Sanatsal yaratım sürecinin pek bir formülü yoktur.
Resimlerinizi isimlendiriyor musunuz?
Tabi ki isimlendiriyorum ama bu isimlendirme biraz farklı. Ben dönem dönem çalışan bir ressamım. Mesela uzun yıllar divan edebiyatı üzerine çalıştım. Bunları görselliğe nasıl aktarırım diye yıllarca kafa yordum. Şu an figür sanat anlayışından uzaklaşarak daha çok soyut anlatımlı resimler üretmeye başladım. Benim artık dünyaya bakış açımın değiştiği sonucu ortaya çıkıyor buradan.
Benim ressamım dediğiniz ressam ya da ressamlar var mı?
Olmaz mı? Ülkemizi düşünecek olursak Türk resminin önde gelen isimlerinden Bedri Rahmi Eyüboğlu benim ekolumdur. Sanatçı kişiliğinin yanında birçok öğrenci yetiştirmiştir. Bunun dışında Nuri Abaç, Abidin Günal ve Aydın Ayan’ı söyleyebilirim.
Size zor bir soru sorsam, “Görünmeyeni çizebilir misiniz?” Çizmeye kalksanız tuvalinize neler yansıtırdınız?
Ressamın zorlandığı bir an. Sanat zaten gözükenin değil de gözükmeyenin peşindedir. Sanat dediğimiz olgu gözükmeyeni vurgulamaya çalışır. Ortaya çıkan eserler her ne kadar gözümüze görünse de arka planda görünmeyenlerdir. Sanatçı eserini ortaya koyarken yeni bir şeyler söylemeli, o eser sanatçıya sürpriz olmalı. Görünmeyenin peşine düşmek zaten sanatın ana konusudur. Estetiğin çıkış noktasıdır.
Beyninizdeki fotoğrafı yapamadığınız oldu mu hiç?
Bazen istediğiniz duyguyu resimlerinizle ifade edemezsiniz. Bundan dolayı çok bozup attığım resimlerim oldu. Çok iyi başlayıp sonucu getiremediğim resimler oldu. Eline fırça aldığında şaheser yaratacaksın diye bir şey yok yani. Sanatın doğasında yok. Kendi iç dünyanın dinamiklerini iyi bir şekilde inceleyerek kendine yakın olanı bulabiliyorsun.
Türkiye’deki ressamlar arasındaki örgütlenmeniz, etkinliğiniz hakkında bilgi verir misiniz? Aranızda rekabet var mı? Örneğin birçok sanatseverin beğendiği bir tablonuza meslektaşınızdan ilginç eleştiriler geldi mi? Sanatta eleştiriye nasıl bakarsınız?
Eleştiri önemli ama eleştirinin sanatçıya katacağı bakış açısı daha önemli. Bir eleştiri sonucunda eğer o sanatçının ufku daha da genişlemiyorsa boşadır. Birinin eserlerini devamlı methetmek eleştiriye girmez. Eleştirilen kişinin sanatını anlayarak, derinlere inerek ötelere götürebilir bazen eleştiri. Bu şekildeki eleştiriler de sanatçıya ciddi anlamda katkı sağlar. Tabi ki ben de ciddi eleştiriler aldım. Bu eleştiriler sayesinde sanatın farklı yönlerini gördüm.
Bir rekabet var ama tatlı bir rekabet. Yarış halinde değil, zaten sanatın yarışı olmaz, bir spor olmadığı için. Biraz daha çok çalışayım, onun ustalığına ulaşayım anlamında bir rekabet olabilir. Sanatta fazla rekabet iyi değil.
Bu meslekten iyi para kazanıyor musunuz? Mesleği yapacaklara neler tavsiye edersiniz?
Çok zengin bir ressamın olmadığını biliyorsunuz. Sanat tarihi çok aç ve hayatı acı bir şekilde biten sanatçılarla doludur. Sanattan para kazanmak çok tartışmalı bir konudur. Birçok sanatçı kendi yaşadığı dönemde belki bir eser satamamış ama öldükten sonra eserleri ciddi anlamda değer kazanmıştır. Sanatçının maddi kaygısı olması sıkıntılı bir iştir. O yüzden parayı düşünmeyerek sanat sanat olduğu için çalışmak lazım.
Resim atölyeniz olduğunu biliyoruz. Faaliyetlerinizden biraz bahseder misiniz?
Ben yaklaşık 15-16 senedir atölye çalıştırıyorum. Hem kendim hem de farklı meslek gruplarından sanata ilgi duyan arkadaşlarla beraber sergiler açıyoruz, onlara resim dersleri veriyorum. Sanatı insanlara bir şekilde sevdirmek lazım… Bu bakımdan da haftanın belli günlerini değişik meslek gruplarından olan arkadaşlara zaman harcayarak sanatsal faaliyetleri gerçekleştiriyoruz.
Ressam ressamı daha mı iyi mi yorumlar?
Aslında ressam kendisini fazla yorumlayamaz. Ressamı sanat eleştirmenleri açıklar. Sanat eleştirmenlerinin işi sanatçının ne yaptığını topluma anlatmak, sanatçının hangi mesajları vermek istediğini topluma aktarabilmektir. Sanatçı vermek istediği mesajı biraz da olsa resimlerine yansıtabilmeli. Örneğin soyut resmin yaratıcısı olarak bilinen Wassily Kandinsky bunu kitap halinde yazarak topluma anlatmaya çalıştı. Günümüzün sanatçıları kendilerini anlatmak mecburiyetindeler.
Hepimizin bildiği bir gerçek var, o da ressamların vefatından sonra eserlerinin kıymeti artıyor. Sizce neden yaşarken bu mümkün değil?
Sadece ressamlar değil aslında… Bilim adamları olsun, felsefeciler olsun, sanatın başka dallarıyla uğraşan insanlar olsun, bu insanlar toplumun önde giden insanlarıdır. Toplumun geldiği noktaya daha önceden ulaşıyorlar. Dolayısıyla toplumla aralarında bir çatışma oluyor. Geçmişe baktığımızda birçok önemli sanatçının toplum tarafından kabul görmediğini görüyoruz. Zaman içerisinde toplum bu sanatçının ne demek istediğini anlamış, vermek istediği mesajı kabullenmiştir. Bu yüzden sanatçı ile toplum arasında çoğu zaman ciddi anlaşmazlıklar olmuştur. Toplum geleneğe bağlıdır ama sanatçılar özgür ruhludur. İşte bu da çatışmaya sebep oluyor.
Ülkemizde layıkıyla yapılmış ve hayranı olduğunuz bir sanat var mı? Eminim vardır ama ben en özelini merak ediyorum.
Bence Türk Sanat Müziği dünyada örneği olmayan, en güzel yapılan sanat çeşitlerinden bir tanesidir.
Resim yapabilmek için size şevk veren bir katalizör madde var mı?
Belki dönem dönem olmuştur ama belli bir noktadan sonra sanatın kendisi yetiyor.
Sanat dışında nelerle uğraşıyorsunuz?
Önceden sporla, binicilikle uğraşıyordum. Bu aralar onlardan da uzağım; çünkü zaman kalmıyor. Bütün vaktimi sanata harcıyorum.
Sanatla siyaset ayrışmalı mıdır? Yoksa siyaset sanata destek mi vermelidir?
Sanat ve siyaset tarihin her döneminde iç içe olmuştur. Her zaman siyasetçiler sanatı kullanmıştır. Sanatı propaganda haline getirmiştir. Bunlar zaman alıcı konular, seminer konusu olabilir. Kısaca vurgulayacak olursak sanatla siyaset zaman zaman birleşmiştir, zaman zaman ayrılmıştır. Tarihin birçok döneminde bunun örnekleri vardır.
Konya’da resim yapmaya meraklı insanlara söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Resim yapmaya devam etmelerini, mutlaka zaman ayırmalarını, bu sanatı hayatlarının içerisine almalarını tavsiye ediyorum. Sanat hayatlarına renk katacaktır, farklı bakış açıları katacaktır.
Emine Şeyma YILDIZ
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.