“İçgiyimde alışverişi kadınlar yapıyor”

“İçgiyimde alışverişi kadınlar yapıyor”
Karapınarlı çiftçi bir ailenin çocuğu Hukuk okumak üzere İstanbul’a gitti. Okulun ilk yılı da evlendi. Babadan para istemek zordu. Hem okuyup hem de bir iç giyim atölyesinde çalışmaya başladı.

Karapınarlı çiftçi bir ailenin çocuğu Hukuk okumak üzere İstanbul’a gitti. Okulun ilk yılı da evlendi. Babadan para istemek zordu. Hem okuyup hem de bir iç giyim atölyesinde çalışmaya başladı. Aslında bu başlangıç bugün önemli bir markanın da ilk adımlarıydı. Hukuk eğitimi bitse de tercih tekstil sektöründen yana oldu. Bahri Özdinç, bugün dünyanın dört bir yanına satış yapan, taklitleri yapılan Anıl Markası’nı oluşturdu.

Çiğdem KURUT

Karapınarlısınız. Çocukluğunuz nasıl geçti?

Beş kardeşin en büyüğü olarak 1954 yılında dünyaya geldim. İlk ve orta eğitimimi Karapınar’da tamamladım. Lise eğitimimi ise Karapınar da o yıllarda lise olmadığı için Ereğli Lisesi’nde bitirdim. Peşinden İstanbul Hukuk Fakültesini kazandım. Böylelikle üniversite yıllarımız başladı. Üniversiteye başladığım sene çocuklarımın annesi Saime Hanım’la hayatımı birleştirdim. Hem evlilik hem okulu birlikte devam ettiriyorduk. Fakat önceden hesaplamadığım evin geçindirilmesi vardı. Yine babamdan harçlık almaya devam ediyordum. Bu da pek hoş bir şey değildi. Eşim Karapınar’da, ben imtihan dönemleri İstanbul’da ilk orta ve lise döneminde aynı okullarda hatta aynı sıralarda okuduğumuz arkadaşlarla bir evde kalıyordum. Bir işe girip çalışmam lazımdı. Hukuk fakültesinde devam mecburiyeti yoktu. Öyle ise bir işe girmeliydim. Okul arkadaşım,  daha sonra şimdiki şirketimizi kuracağımız arkadaşım Nevzat Taşpınar bir iç giyim firmasında tezgahtar olarak çalışıyordu. O askere gidecekti. Firma sahibi ile konuşarak onun yerine tezgahtar olarak işe başladım.

Tezgahtar olarak çalışırken hedefinizde sadece okulu bitirmek mi vardı?

Elbette. Biraz da rahatlamaktı. İşe başlamamın akabinde İstanbul’dan ev tuttum. Eşimi Karapınar’dan getirdim. Hem okuyup hem çalışıyordum. Bu arada ilk çocuğum, kızım dünyaya geldi. Arkadaşım Nevzat askerliği bitirdi, yine aynı firmada işe başladı. Hem okul, hem iş, hem çocuk büyütmek zor oluyordu ama yine de iyi gidiyordu. Böylece okulum bitime yaklaşmıştı. Okulu bitirip memlekete dönüp avukatlık yapmayı planlıyordum.

Üretime geçme süreci nasıl oldu?

O gülerde patron atölyeyi kapatma kararı aldı. Nevzat arkadaşım atölyede duruyordu. Atölye kapanınca o işsiz kaldı. Patron kıdem tazminatı olarak iki dikiş makinesi verdi. Bunun üzerine arkadaşım “Biz iç giyim üretimine başlayalım” dedi.  Eşim de bize destek verdi. Yapalım mı yapalım. Patronumuzdan izin aldık. Onun da bize desteği oldu. Ona da burada teşekkür etmeliyim. O günlerde güvenilir olmak çok önemliydi, şimdi de öyle. Biz üretip, satıp, tahsilatı yapıp ondan sonra ödemek kaydı ile malzemeleri aldık.   Konya’nın meşhur Nasrettin Hoca hikayesi gibi yola çalılar dikeceğiz, koyunlar geçerken tüyler takılacak, onları toplayıp satacağız ve ödeyeceğiz gibi. İşimiz de iyi gitti. Farklı modeller yapmıştık. Tutuldu. Kimseye mahcup olmadan ödemelerimizi yaptık. Böylece iç giyimci olduk.

Ailenizin tepkisi nasıl oldu?

Babam biraz üzüldü. O benim okulu bitirip memlekete gelmemi istiyordu. “Uzun zaman okuması için çaba sarf ettim ama gitti iç giyimci oldu” diye söyledi. İç giyimci de demedi “Doncu oldu” dedi. O da kendi bakış acısından haklı idi.

Çocukluk yıllarınızda sizce iç giyime bu kadar önem veriliyor muydu? Siz de pek çok aile gibi şeker çuvallarından dikilen çamaşırlardan kullandınız mı?

Bizim çocukluğumuzda iç giyim satın alınmaz, analarımız Amerikan bezinden, şeker çuvalından yapardı. Hala anlatılan espri var. Konyalı bir hemşerimiz Akdeniz taraflarında bir şehre gider orada denizde yüzmektedir.  Biri seslenir “Hey Konyalı, deniz nasıl?” diye. Bizim hemşeri bakar sesleneni tanıyamaz ve “Hemşerim seni tanıyamadım. Sen nereden bildin benim Konyalı olduğumu?” diye sorar. Adam “Yahu donunda Konya Şeker yazıyor” der. Tabi ki yetmişli, seksenli yıllar Türkiye’de konfeksiyon üretimi yeni yeni başlamıştır. Bizim başladığımızda iç giyim üreticisi sayılı idi.  Şimdi yüzlerce firma var. Ciddi de rekabet var.

Üretime ilk hangi ürünle başladınız?

İlk olarak biz sadece bayan külot üretiyorduk. Zamanla bayan atlet, sonra sütyen derken bugün iç giyim adına her çeşit üretiyoruz. Korse, yatak kıyafetleri, ev içinde giyilen ev giysisi de dahil.

Bugün neredeyse dünyanın pek çok yerinde tanınan Anıl Markası nasıl oluştu?

Ortağım Nevzat’ la ne isim koyalım? Şu olsun, bu olsun derken o “Anıl olsun, anılsın” dedi ve böylece Anıl Markası aynı zamanda şirket ismi olarak kuruldu. Bizim Anıl, Gallipoli ve Goldenbay diye şu anda üretim yaptığımız üç markamız var. Goldenbay markamız erkek iç giyim markasıdır. Anıl ve Gallipoli bayan iç giyimi markası. Gallipoli Anıl’ın bir üst segmentinde. Anıl’ın alt segmentinde ise Layd Eleni diye de markamız mevcut. Bu arada tabi ki bu günlere çok kolay gelinmedi. Türkiye’nin birçok krizini yaşadık. En zorlandığımız 24 Ocak kararları diye geçen krizdi. Çok zorlandık. Nevzat Bey’le kurduğumuz firmaya ortak olarak kardeşim Sıtkı Bekir Bey katıldı. İstanbul’da pazarlara çıkıyoruz, günlük topladığımız nakitle kumaş alıyoruz, lastik alıyoruz. Bir yandan satışlardan geliyor. Çok zor günlerdi. Sonraki krizleri biraz daha rahat atlattık. Tecrübe kazandık.

Yurt dışında da adınızdan söz ediliyor. Bunu nasıl sağladınız?

Başta iç piyasaya üretim yapıyorduk. Zamanla Avrupa’daki bazı markalara üretim yapmaya başladık. 2005’te dünyanın Çin’e karşı uyguladığı kotaların kalkması ile Avrupa markalara fiyat tutturmakta zorlandık. Çinliler bizim yarı fiyatımızdan aşağı fiyatlar veriyordu. Bunu aşmak için hem iç piyasa, hem de çevre ülkelere ürünlerimizi markamızla satmak için çaba sarf ettik. Şu anda Kuzey Afrika (Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır) Orta doğu ülkeleri ( Suudi Arabistan, Filistin, Lübnan )Körfez Ülkeleri (Dubai, Kuveyt, Bahreyn ) Doğuda İran, Irak, Pakistan, Azerbeycan ve Türkmen Ülkeler, Kuzeyde Rusya, Ukrayna ve Kafkaslar Batıda ise Yunanistan kendi markalarımızla ürün sattığımız yerlerdir. Kendi markamızla satmamız çok önemli. Mesela Mısır’da bilinirliğimiz çok yüksek. Taklit ediliyoruz.

İç giyimin de modası var mı? Bunu sizler mi belirliyorsunuz? Nasıl takip ediyorsunuz?

İç giyimciler de dünyadaki gelişmelerden uzak kalamazlar. Modayı, trendleri takip eder. Bunlara bakarak tasarımlarımızı hazırlarız. Bunun için tasarımcılarımız önemli gelişmiş ülkeleri veya gelişmiş fuarları gezer. Oralardan aldığı bilgi ve gözlemleri bilgi dağarcığına depolar. Sonra da ülke, bölge beğenilerini de içine katarak tasarımlarını hazırlar. Yani Arap bölgesinin renk ve tarz tercihleri ile Rusya gibi ülkelerinki ayrıdır. Sonuçta her tarafa ulaşmaya çalıştığımız için koleksiyon için de bu tercihler harmanlanır.

Bu kadar tercih edilmenizin sebebi ne?

35 yıllık bir birikimimiz var. Tasarıma çok önem veriyoruz. İçerde ve dışarda güçlü rakiplerimiz var. Onun için herkesin yaptığını değil, farklı bir şeyler hazırlamaya çalışıyoruz. Hep yeni modeller hazırlıyoruz. Satıcılar ve satın alıcılarla iyi diyalog içindeyiz. Çünkü kendimiz için üretmiyoruz. Kaliteye önem veriyoruz. Ürünlerimizin arkasında duruyoruz.

Konya da tekstil alanında olumlu gelişmeler gösteriyor. Markalaşma konusunda neler tavsiye edersiniz?

Konya’da bildiğim kadarı ile içe dönük çalışıyorlar. Tasarım çok önemli. Firmalarında tasarımcı istihdam etmeleri gerekir. Kaliteye önem vermeliler. Dürüstlük çok önemli. Tedarik zinciri iyi işlemeli. Tabi ki marka olmak zor. Biz de tam markayız diyemeyiz. Marka olmak için daha çok çalışmalıyız.

İç giyimde erkeklerin alışverişini kadınlar mı yapıyor?

Türkiye’nin her bölgesinde iç giyimi annelerimiz ve eşlerimiz alır. Erkeklerin kendilerine, eş ve çocuklarına iç giyim alışverişi yapmasını oranlarsak çok düşük kalır. Fiyat kalite ve bedenleri kadınlarımız bilir. Kadınlarımızın sütyen kullanımında bilgi birikimi azdır. Yeni yeni kendine uygun ürünü almaya başlıyorlar ama daha çok gerideler. Bu ürünleri satanların bilgi eksikliğinden de kaynaklanıyor. Sütyende bir beden, bir de kap var. Beden göğsün altından ölçülen ve 75-80-85 diye verilen ölçülerdir. Kap ise göğsün üstünden ölçülen ve A – B  – C diye verilen ölçüdür.  A- B- C diye verilen kap ölçüsünü satıcı bilse bile çok yer kapladığı için bilmezden gelir. Ne yazık ki kadınlarımız da bu konuda yolun başındadırlar.

Son olarak; Markalaşmada hızla büyürken Karapınar’ı da unutmadınız? Oraya bir atölye açmaya nasıl karar verdiniz?

Türkiye’nin konfeksiyonda eleman bulamama sorununu herkes gibi biz de yaşıyoruz. Bu sorun geçmişte de vardı. Biz İstanbul’da bir üretim yeri düşünürken o zamanki Karapınar Belediye Başkanımız, şimdi Konya Belediyesi Genel sekreterimiz Haşmet Okur’un da ısrarı ile Karapınar’da bir üretim tesisi kurduk. Haşmet Bey’e bu vesile ile teşekkür ederim. O günlerde emek verdi. Orası şu anda da bize üretim yapmaktadır. Yine bir başka atölye de bize üretim yapmaktadır. Şu anda çok karlı olduğu için devam ediyor değil. Memleketimize bir katkımız olsun diye devam ediyor. 100 – 150 kişinin çalışabileceği bir yere sahibiz ama talep olmadığı için 30-40 kişi arası çalışıyor.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.