İlayda İpekel: Aileler çocuklarla açık iletişim kurmalı
Türkiye’de son zamanlarda çocukların daha fazla suça karışması toplumda büyük tedirginlik oluşturdu. Geçtiğimiz günlerde Manisa’nın Turgutlu ilçesinde meydana gelen 15 yaşındaki bir çocuğun silahla öğrencileri yaralaması ülke genelinde büyük panik havası oluşturdu. Son olarak ise iddialara göre Van’da bir öğrencinin okula yine silahla gitmesi, ülke genelinde okul güvenliğini daha da tehditkar kıldı. Yaşanan bu ve bunun gibi olaylar nedeniyle ise okul çevresinde ise güvenlik önlemleri üst seviyeye çıkarıldı.
Psikolog İlayda İpekel, okul çağındaki çocukların günümüzde nasıl bir psikoloji içerisinde olduğunu ve bu hususta bundan sonra neler yapılması gerektiği ile alakalı Pusula Haber’den Samet Aktaş’a önemli açıklamalarda bulundu.
Aynı zamanda Geleceğe Yön Ver Derneği'nde de önemli faaliyetler yürüten İpekel, açıklamasında çocuklardaki davranış biçimlerinin ilk olarak ailede tespit etmesi gerektiğine değindi. Çocukların özellikle sosyal medyada dolaşan şiddet içeriklerden uzak tutulması gerektiğine dikkat çeken İpekel, günümüzde ailelerin çocuklarla sağlıklı ve açık bir iletişim kurması gerektiğini anlattı. İşte o röportaj…
ÇEVRESEL KOŞULLARA DİKKAT ÇEKTİ
1-) 15 yaşındaki veya okul çağındaki bir çocuğun okula silahlı saldırı düzenleyecek noktaya gelmesinin arkasındaki temel psikolojik ve çevresel faktörler nelerdir?
“Bu kadar ağır bir davranışın tek bir nedeni olduğunu düşünmüyorum. Bir çocuğu böyle bir noktaya getiren şey çoğu zaman tek bir olay değil; zaman içinde biriken duygular, yaşantılar ve çevresel koşullar olabilir. Çocuğun kendini dışlanmış, değersiz, çaresiz ya da yoğun öfke içinde hissetmesi; akran ilişkilerinde yaşadığı sorunlar, zorbalık, aile içindeki çatışmalar, şiddete maruz kalması ya da şiddetin normalleştirildiği bir çevrede büyümesi değerlendirilmesi gereken başlıklardır. Ama bunların hiçbiri tek başına saldırıyı açıklar ya da aynı koşulları yaşayan her çocuğun şiddete yöneleceği anlamına gelir.
Burada önemli olan tek bir ‘fail profili’ aramamak. İçe kapanık olmak, öfkeli görünmek, zorbalığa uğramak ya da ruhsal destek almak tek başına bir çocuğun şiddet göstereceği anlamına gelmez. Bazen çocuğun çevresindeki yetişkinler ciddi bir sıkıntıyı fark etmeyebilir; bazen de fark eder ama nasıl yardım edeceğini bilemez. Bu yüzden çocuğun davranışındaki ani değişiklikler, belirgin umutsuzluk, yoğun ve kontrol edilemeyen öfke, şiddet içerikli tehditler ya da silaha ilgisi gibi işaretler tek başına tanı koydurmaz ama dikkatle ele alınmalıdır.
Bir diğer önemli nokta, çocuğun silaha erişimidir. Şiddete yönelme riski olan bir çocukla silahın kolayca erişilebilir olması bir araya geldiğinde sonuç çok daha ağır olabilir. Psikolojik etkenleri konuşurken güvenlik koşullarını ve silaha erişimi ayrı tutamayız. Bununla birlikte ruhsal bir hastalık ya da psikolojik destek alma durumunu şiddetin doğrudan nedeni gibi göstermek doğru değil. Ruhsal sorun yaşamak, şiddet uygulamak demek değildir.”
ÇOCUKLARIN DAVRANIŞLARI TAKİP EDİLMELİDİR
2. Manisa ve Van’da okula silahla giden çocukların ailelerinin ne gibi sorumlulukları vardır? Aile tutumlarının çocuğun suça sürüklenmesindeki etkisi nasıl açıklanabilir?
“Ailenin ne gibi kabahatleri var?’ sorusuna daha baştan aileyi suçlu kabul ederek yanıt vermek doğru olmaz. Her iki olayın koşullarını ve ailelerin sorumluluğunu soruşturma ve yargı süreci ortaya koyar. Psikolojik açıdan konuşabileceğimiz şey, çocukların güvenliğinden sorumlu yetişkinlerin silaha erişimi önleme, çocuğun davranışlarındaki değişimleri fark etme ve ihtiyaç olduğunda yardım arama yükümlülüğüdür.
Manisa’daki olayda kullanılan silahın çocuğun dedesinin evinden alındığı bildirildi. Bu bilgi, silahın evde nasıl muhafaza edildiği ve çocuğun ona nasıl erişebildiği sorularını gündeme getiriyor. Burada yalnızca ‘Çocuk bunu neden yaptı?’ diye değil, ‘Silah neden ulaşılabilir durumdaydı ve bu erişimi kimler önleyebilirdi?’ diye de sormalıyız. Van’daki olayda ise silahın kaynağına ve çocuğun niyetine dair kesinleşmemiş bilgileri varmış gibi konuşmamalıyız. Her olay kendi içinde incelenmeli.
Aile tutumları çocuğun gelişimini elbette etkiler. Evde şiddetin normalleştirilmesi, çocuğun sürekli aşağılanması, duygularının küçümsenmesi ya da sorunları hakkında konuşmasına izin verilmemesi çocuğun kendini yalnız ve çaresiz hissetmesine yol açabilir. Öte yandan her şeyi yalnızca aileye bağlamak da eksik kalır; okul iklimi, akran ilişkileri, çevresel koşullar ve çocuğun bireysel yaşantıları da değerlendirilmelidir. Çocukların davranışlarını takip etmek, onları dinlemek ve silaha erişimi önlemek yetişkinlerin sorumluluğudur; fakat bir olay hakkında hukuki hüküm vermek bizim işimiz değildir.
ÇOCUĞUN YAŞAM BİÇİMİ ETKİLENİYORSA RUH SAĞLIĞI UZMANINDAN DESTEK VERİLMELİ
3. Bu saldırıya doğrudan ya da dolaylı tanıklık eden, yaralanan veya korku yaşayan öğrencilere okullarda nasıl bir psikososyal destek programı uygulanmalıdır?
“İlk aşamada çocukların fiziksel güvenliği ve kendilerini yeniden güvende hissetmeleri sağlanmalı. Olaydan etkilenen öğrenciler için okulda kiminle konuşabilecekleri, ihtiyaç duyduklarında nereye başvurabilecekleri net olmalı. Çocuklara güvenilir ve yaşlarına uygun bilgi verilmeli; söylentilerin ve doğrulanmamış haberlerin yayılması önlenmeli. Her çocuktan yaşadığını anlatması ya da duygularını hemen ifade etmesi beklenmemeli. Bazı çocuklar konuşarak rahatlar, bazıları bir süre sessiz kalmak ister. Onları tekrar tekrar olayı anlatmaya zorlamak, görüntüleri izletmek veya ‘Güçlü ol, geçti artık’ demek yararlı olmaz. Çocuğun duygusunu kabul etmek, yanında güvenilir bir yetişkin bulundurmak ve günlük rutinlerine kademeli biçimde dönmesine destek olmak gerekir.
Destek yalnızca olayı doğrudan yaşayan öğrencilere verilmemeli. Yaralanan çocukların arkadaşları, olaya tanıklık edenler, okul personeli ve veliler de etkilenebilir. Uyku bozulması, irkilme, yoğun kaygı, okula gitmek istememe, dikkat güçlüğü veya olayın zihne tekrar tekrar gelmesi gibi tepkiler takip edilmeli. Bunlar tek başına bir tanı anlamına gelmez; ancak uzun sürüyor ya da çocuğun gündelik yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa çocuk ruh sağlığı uzmanından destek alınmalı. Okulda tek seferlik bir bilgilendirme yapmakla yetinilmemeli. Öğrencilerin, öğretmenlerin ve ailelerin ihtiyaçları zaman içinde yeniden değerlendirilmeli; okul rehberlik servisi, aileler ve gerektiğinde sağlık uzmanları iş birliği içinde çalışmalıdır.”

HİÇ BİR ŞEY OLMAZ DEMEYİN
4. Diğer aile bireyleri, çocuklarının bu tür haberlerden olumsuz etkilenmesini önlemek için nasıl bir iletişim dili kurmalıdır?
“Önce çocuğun bu olayla ilgili ne duyduğunu ve ne düşündüğünü anlamaya çalışmak gerekir. ‘Bu konuyu arkadaşlarından mı duydun? Seni en çok ne korkuttu?’ gibi sorular çocuğun kaygısının nereden geldiğini görmemize yardımcı olur. Çocuğun yaşına uygun, kısa ve doğru bilgi vermek; bilmediğimiz noktalar varsa bunu da dürüstçe söylemek önemlidir. Çocuğa ‘Hiçbir şey olmaz’ ya da ‘Bir daha asla böyle bir şey yaşanmaz’ diye kesin sözler veremeyiz. Bunun yerine, ‘Şu anda güvendesin. Okuldaki yetişkinler ve ilgili kişiler güvenliğin için çalışıyor. Korktuğunda benimle konuşabilirsin’ diyebiliriz. Bu, hem gerçekçi hem de güven verici bir yaklaşım olur.
Haber görüntülerini tekrar tekrar izletmemek, sosyal medyadaki şiddet içerikli görüntüleri çocuğun yanında açmamak gerekir. Yetişkinlerin kendi korkularını ve öfkelerini çocukların yanında kontrolsüz biçimde konuşması da onların kaygısını artırabilir. Çocuğun duygusunu küçümsememeli; ‘Korkacak bir şey yok’ demek yerine, ‘Korkmuş olmanı anlıyorum, istersen bunun üzerine konuşabiliriz’ diye yaklaşmalıyız. Günlük uyku, okul ve aile rutinlerinin sürmesi de çocukta güven duygusunu destekler.”
GÜVENİLİR KANALLAR OLUŞTURULMALIDIR
5. Okullarda bu tür olayların yaşanmaması için hangi tedbirler alınmalı? Ailelerin, okul yetkililerinin, çocukların ve özellikle rehber öğretmenlerin rolü nasıl güçlendirilmeli?
“Önleme, yalnızca okul kapısındaki güvenlik önlemlerinden ibaret değil. Fiziksel güvenlik tedbirleri elbette gerekli; fakat aynı zamanda öğrencilerin kendilerini okulda güvende, değerli ve duyulmuş hissettikleri bir okul iklimi kurmak gerekiyor. Zorbalık, dışlanma, tehdit ve şiddet işaretleri ciddiye alınmalı; öğrencilerin yardım isteyebilecekleri güvenilir ve erişilebilir kanallar oluşturulmalı.
Rehberlik servislerinin rolü güçlendirilmeli ve bu servislerin öğrencilere gerçekten zaman ayırabilecek koşulları olmalı. Rehber öğretmenler yalnızca kriz yaşandığında çağrılan kişiler olarak görülmemeli; öğrencileri tanıyan, öğretmenlerle ve ailelerle düzenli iletişim kuran, gerektiğinde başka uzmanlara yönlendirme yapabilen bir destek sisteminin parçası olmalı. Öğretmenler de bir öğrenciyi etiketlemeden, davranışındaki belirgin değişiklikleri gözlemleyip ilgili kişilerle paylaşabilmeli. Aileler çocuklarıyla açık iletişim kurmalı; çocuk bir sorun anlattığında hemen azarlamak ya da suçlamak yerine önce dinlemeli. Çocuklar da kendilerini ya da arkadaşlarını tehlikede hissettiren bir durum olduğunda bunu güvenilir bir yetişkine bildirebileceklerini bilmeli. Ancak bu sorumluluğu çocukların omzuna bırakmamalıyız; bildirim geldiğinde yetişkinlerin bunu ciddiye alıp güvenli ve gizliliği koruyan biçimde ele alması gerekir.
Silahların çocukların erişemeyeceği biçimde güvenli muhafazası da temel bir önlem. Son olarak, bir çocuğu sessiz, öfkeli, zorbalığa uğramış ya da psikolojik destek alıyor diye ‘tehlikeli’ ilan etmek doğru değil. Önleyici yaklaşım, çocukları damgalamadan dinlemek; risk oluşturabilecek somut davranışları ciddiye almak ve ihtiyaç duyulan desteği zamanında sağlamaktır.”


Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.