İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları: 214 Seyit Ahmet Sezgin
“İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları” adlı yazı dizimizin bugünkü bölümünde Konya İmam Hatip Okulunun ilk mezunlarından, okulun 214 nolu öğrencisi, zekası, hala hiç bir şeyi unutmayan hafızası ile dikkat çeken, öğrencilik yılları büyük zorluklarla geçen, Milli Eğitime öğretmen olarak uzun yıllar hizmet eden Seyit Ahmet Sezgin’in İmam Hatip Okullarına bakışını ve o yıllara ait hatıralarının ikinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.

EN AZINDAN BİR “HACI BEŞ” VERİRLER
Tarım dersinden imtihana girmeden önce son sınıf öğrencileri, diyorlardı ki, hocamız bize derste öğretmediği altı kilo süt veren inekle ilgili bir soru sordu. Bizde bilemedik. Bende şöyle düşündüm nasıl olsa sormuşlar bana sormazlar diye içimden geçirdim.
İvriz Öğretmen Okulunun Eğitim Şefi Salih bey diye bir görevli vardı.
İçeri girdiğimde, yavrum dedi günde altı kilo süt veren bir ineğe hangi yemlerden verilmeli?
Aynı soru bana da çıkmıştı. Şu kadar küspe, şu kadar yonca diye attım. Olmadı. Hocam dedim, bu soru kitapta yok. Kitabın içinden ne sorarsanız sorun.
Salih bey, baban dedi çiftçi değil mi?
Evet efendim.
O halde pulluğu bilirsin…
Babamla birlikte, çok çift sürdüm.
Pekala…Pulluğun parçalarını bir say bakalım.
Pulluğun 17 parçası var.
Tek tek bütün parçaları saydım.
Çok güzel dediler, çıkabilirsin.
En azından, bir “ Hacı beş” verirler diyordum. Biz okulda, kendi arkadaşlarımız arasında beş numaraya “ Hacı beş” derdik. Can kurtaran bir nottu.
Ertesi gün notlar açıklandı. Üç vermiş.
Hemen Hocayı buldum.
Hocam dedim, siz bana dün teşekkür ettiniz, bu üç niye…
Sen dışarıdan bitirmelere gelen öğrenci değil misin?
Evet Hocam..
Bu okulda Tarım dersi altı sene okunur. Bir girişte verilmez dedi.
Trene bindim Çumra’ya geldim.
Baktım arkadaşlarımın bazıları orada. Biz dediler askere gidiyoruz. Senin de listede adın var.
Hemen askerlik şubesine vardım.
İşlemleri yaptırdıktan sonra, babamı aradım.
Ben dedim askere gidiyorum, bana biraz harçlık gönder.
İHTİLAL Mİ OLMUŞ? HADİ LEN!
Ankara Polatlı’da imtihana girdik. Aldığımız puana göre bir değerlendirme yapmışlar Tank okuluna gittim.
Tank Okulu Dikmen’deydi. Yedek Subay Okulunu bitirdim. Tayinim Kars-Göle’ye çıktı. Bir haftalık iznim var.
Nişanlıyım. İzne gelir gelmez beni evlendirdiler. Babam gelini Kars’a göndermem dedi. Kars’a gittim.
27 Mayıs İhtilali Kars’ta görev yaparken oldu.
Ancak bize haber biraz geç ulaştı.
Sabah içtimasında Astsubay Başçavuş Necati, ordu idareyi ele almış, ihtilal olmuş dedi. İhtilal mi olmuş? Hadi len dedik. Bazılarımız inanmadı.
Amma ihtilal olmuştu.
Asteğmenlik ve Teğmenlik dönemleri bittikten sonra, geriye Konya’ya döndüm.
Döndüğümde baktım ki, Tarım ve Müzik derslerinden muaf olmuşum sadece Eğitim Psikolojisi kalmış.
Geldim İmamlığa müracaat ettim. Şeker Murat Mahallesinde ki, Şeker Murat Camiine kadrolu İmam Hatip olarak tayinim çıktı.
İmamlığa 1961 yılının Şubat ayında başlamıştım. Haziran ayında İvriz’e gittim. İmtihana girdim. Meslek Dersleri Öğretmeni Gaybi köyünden Mahmut Sümer’di. Gaybi köyü, İvriz’e oldukça yakın bir köydü.
Sümer Hoca, çalışmadan gelmişsin dedi, ben seni biliyorum, çalışmış olsan yapardın, Eylül ayında tekrar geleceksin.
Eylül ayında geldim ve Eğitim Psikolojisinden geçtim. Okulun yakınında olan Durlas köyünde 20 gün staj yaparak, Öğretmen olmak için müracaatta bulundum.
Kabul olmazsa da, kapı gibi İmamlık diplomam vardı: hem İmamlık hemde Öğretmenlik hakkı kazanmıştım.
O günlerde bir karar verdim.
İmamlık yaptığım takdirde camiye gelen cemaate namaz kıldıracak, on-onbeş kişiye dilim döndüğünce yardımcı olmaya çalışacaktım.
Öğretmenlikte ise körpe çocuklara bir şeyler anlatacak, onları yetiştirecek, bildiklerimi onlara öğretecektim.
Öğretmenlikte karar kıldım.
İmamlık görevimden istifa ettim.
İlk görev yerim Bozkır’ın Meyre köyü idi. Bugünkü adı Harmanpınar.
Meyre’den sonra Alibeyhüyüğüne geldim. Burada üç sene çalıştım.
Ben Meyre’nin çocuklarını, Alibeyhüyüğünün çocuklarını yetiştirmişim, kendi köyümün çocuklarını neden yetiştirmeyeyim diyerek Akviran’a ( Akören) tayinimi istedim.
Tam 18 yıl Akviran’da öğretmenlik yaptım.
Oğlum İzmir İmam Hatip Okulunu bitirmişti, Yüksek Tahsil için şehir merkezine gelmesi gerekiyordu.
Konya merkeze tayin istedim. Beni 100.Yıl Ahmet Haşhaş İlkokula verdiler. Daha sonra Ayşe İhsan İlkokuluna geldim.
1988 yılında 29 yıl, 9 ay üzerinden emekli oldum. Aradan 4 yıl geçti. 1993 yılında emekli öğretmenleri göreve çağırdılar. Önce Alakova’da göreve yeniden başladım üç yıl orada çalıştım. Üç yıl Ali Taşoluk İlköğretim Okulunda en son Abdüssamet Kuzucu İlköğretim okulunda da 3.5 yıl çalışarak hizmet süremi 38 yıla çıkardım.
1981 ‘de Niğde Eğitim Enstitüsünü bitirerek 1. dereceye yükselme hakkını elde ettim. bu çalışmalarım da zayıf rapor hiç almadım. Birkaç tane orta rapor dışında iyi ve pekiyi raporlar aldım.
YARININIZ BELLİ DEĞİL SİZİN
İmam Hatip öğrencileri olarak Cuma günleri meslek dersleri öğretmenlerinin gözetiminde sıra olur, sıra halinde büyük camilere toplu halde namaza giderdik. Şerafettin Camii, Kapı Camii ve Alaeddin Camisine gidilirdi.
Bizi sayı olarak alabilen bu üç cami vardı.
Edebiyat dersinin içerisinde ayrıca Hitabet dersimiz vardı. İmam Hatip Okulunun yanında bulunan Karpuzoğlu Camisinde deneme olarak hutbe okurduk.
Benim Arapçam fazla yoktu. Ben sadece hutbe okudum.
İçlerinde yakınlarımızın da olduğu pek çok kişi, aralarında Akviranlı Öğretmenlerde vardı, bizler için şöyle diyorlardı :
Babanızın işini görün, ne ararsınız bu okulda, yarınınız belli değil sizin…
Bu sözlerin hiçbiri azmimizi kırmadı. O yüzden azimliydik. En azından bilgi sahibi olmak, cehaletimizi gidermek derdindeydik.
Geçim zorluğunu biliyorduk. Hayatımız pilav, tarhana ve mercimek çorbasıyla geçmişti.
Odunumuz şimdiki Kızılay Hastanesinin bulunduğu Taşhan’a gelirdi. Odunumuz tükendi mi, oralarda bir Akviranlı’yı görür, odunumuz tükendi babama söyle odun göndersin derdik.
Yollarda asfalt ne arar. Dört parmak yağmur yağdı mı, yollar çamurlandı mı, hiçbir otobüs Konya’ya gelemezdi.
Ekmeğimiz Akviran’da yapılıp gelirdi. Yufka ekmek yerdik. Bakkala gidip ekmek alacak paramız yoktu.
Bir defasında ekmeğimiz tükendi. Elimizde bulgur var. Ekmek yerine, yemek yerine üç gün bulgur pilavı yedik. Üç gün sonra ekmeğimiz geldi.
Üç karne alırdık. Her karnede birer haftalık tatilimiz vardı. O tatili iple çekerdik. Aralarda köyümüze gidecek ne paramız ne de vasıta olurdu.
Hazır yemeğe, yanmış sobaya, sıcak odaya hasrettik.
En çok bunların hayalini kurardık. Bir haftalık tatilleri bunlara kavuştuğumuz için çok severdik. Anamızla, babamızla, kardeşlerimizle de hasret giderirdik.

AYIŞ!...
Hacıveyiszade merhum keramet ehliydi. Biz imtihanlara hazırlanırken ninem gelirdi. Babamın annesi. İmtihanlar başladı mı, benim yada arkadaşlarımızın nineleri bizleri rahatlatmaya gelirlerdi. Odamızı süpürürler, yemeğimizi pişirirlerdi.
Ninem geldi. oğlum dedi benim başım çok ağrıyor, Hacıveyiszade Hocaya git bana bir muska yazsın dedi.
Cumartesi günü öğleden sonra bize tatildi. İkindi namazına Aziziye camine gittim. Hocamın arkasında cemaatle namazı kıldım.
Hocam geçerken, hemen ayağa kalktım.
Oğlum Ahmet dedi bir şey mi var?
Var Hocam.
Küçük bir İmam hücresi vardı.
Gel oğlum dedi, gel Ahmet gel, gel…
Hocam dedim ninemin başı çok ağrıyormuş, bir muska yazamaz mısın?
Sebebi bizden, Şifası Allah’tan dedi.
Biz bir sebep işleyelim de…
Muskayı yazdı.
Oğlum dedi, nenenin anasının adı neydi?
Şöyle bir düşündüm. Hiç merak edip sormamıştım.
Bilemedim Hocam dedim.
Ayış deyiverelim dedi.
Köy yerlerinde Ayşe’ye Ayış derlerdi.
Hocamın yazdığı muskayı alıp eve geldim.
Nenem yazdırdın mı deyince…
Yazdırdım da dedim, senin ananın adını sordu, bende bilemedim. Hocama karşı mahcup oldum. Neydi adı?
Nenem, oğlum dedi, anamın adı Ayış ya…
Hocam böyle bir insandı.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.