KONYA TÜRBELERİ- İMAM-I BEGAVÎ TÜRBESİ

KONYA TÜRBELERİ-  İMAM-I BEGAVÎ TÜRBESİ
Ebû Muhammed Muhyissünne el-Hüseyn b. Mes'ûd b. Muhammed el-Ferrâ' el-Begavî’nin çocukluk ve gençlik yılları hakkında kaynaklarda bilgiye rastlanılmamaktadır. Kendisine Bağşûr (Bağ) kasabasına nisbetle Begavî denmiştir.

Ebû Muhammed Muhyissünne el-Hüseyn b. Mes'ûd b. Muhammed el-Ferrâ' el-Begavî’nin çocukluk ve gençlik yılları hakkında kaynaklarda bilgiye rastlanılmamaktadır. Kendisine Bağşûr (Bağ) kasabasına nisbetle Begavî denmiştir. Ferrâ lakabı ise kürkçülük yapmasından dolayı verilmiştir.  Bu sebeple İbnü'l-Ferrâ diye de anılır.

Zühd ve takvası, sade giyimi, önceleri sadece ekmekle, fakat zayıf düşmesi üzerine zeytin ekmekle yetinmesi, abdestsiz ders vermemesi gibi özellikleriyle tanınan Begavî bulunduğu çevrenin dışına çıkmadı. Bütün mezheplerin görüşlerini inceleyip naslara en uygun ve delil yönünden en Kuvvetli bulduklarını benimsemekte tereddüt etmedi. Kur'an ve Sünnet kültürünün yaygınlaşmasına gayret ederek Müslümanları bu iki kaynağa sarılmaya çağırdı. Bu sebeple de kendisine "Muhyissünne" ve "Rüknüddin" lakapları verildi.  Kaynaklarda, Begavî seksen yaşlarında Merverrüz'da vefat etmiş ve çok sevdiği hocası Ka¬dı Hüseyin’in yanına Tâlekân Kabristanı'na defnedildiği ifade edilmektedir. Vefat tarihi ise 516 /1122 olarak da geçmektedir. Şerhu's –Sünne,  Meşâbîhu's-sünne, Şerhu Câmi'i't-Tirmizî, Fetâvâ-ı Begavî'ye , Me'âlimü't-Tenzil eserlerinden bazılarıdır. Adı bütün veliler listesinde yer alan İmam-ı Begavî, Merhum Hacıveyiszade Mustafa Kurucu’nun dualarında adını zikrettiği dört-beş zattan birisidir. Türbesi Sadreddin Konevi türbesine giden yol üzerinde idi. Zamanla harap olan türbe, sonradan tamamen yıkılarak, üzerine yüksek binalar yapılmıştır. Türbede yatan zatın kemiklerinin de Sadreddi-i Konevi türbesinin avlusuna nakledildiği rivayet edilir.

imam-i-begavi-konya.jpeg

Konya’daki İmam-ı Begavî, Türkiye’de yaşamış olan Begavîler’den birisi midir? Yoksa türbesi Bağ Köyün’de doğan 516/1122. Yılında Merv’de vefat eden büyük hadis âlimlerinden İmam-ı Begavî’nin bir makamı mıdır? Bunu kesin olarak bilemiyoruz.

Sadreddin-i Konevi türbesinin bahçesine nakledilen kabir üzerindeki taşının kitabesinde:

 “Bu makam, Ulemadan İmam-ı Begavî’nin olup, Hicri 516 da vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin” deniliyor.

İMAM-I BEGAVÎ’NİN MEZARI MAKAM MEZAR MI?

Burada verilen vefat tarihi ile Horasan’da yetişen ve orada vefat eden büyük hadis âliminin vefat tarihleri birbirini tutuyor. Ayrıca İmam-ı Begavî’nin tekke kapısı üzerinden alınıp tamir sırasında çeşme üzerine konulan kitabedeki “… bin Mesûd el-Begavî” ibaresi, buranın adı geçen hadis alimi İmam-ı Begavî’nin bir makamı olduğu kanaatini kuvvetlendiriyor. Zira onun adı da Hüseyin bin Mesut bin Muhammed’dir. Bu kitabe üzerindeki tarih, mescidin yapım tarihi olabilir. Bu duruma göre oradaki kabir, zamanın şeyhlerinden birisine aittir.  Mehmet Önder,  Ocak 1951 tarihli Yeni Meram gazetesinde neşrettiği, “İmam-ı Begavî Konya’da mı metfundur” başlıklı makalesinde şu bilgileri vermektedir.  İşte birinci ihtimale göre, İmam-ı Bâgavî’nin Konya’daki türbesi de bunun gibi bir makamdır. Yani bu şöhretli bilginin adına bir türbe yaptırılmış, bir türbedar yerleştirilmiş, zengin vakıflar bağlanmış ve ziyaret edilmiştir. Diğer bir ihtimale göre, İmam-ı Bâgavî hakikaten Konya’da vefat etmiştir. İmam-ı Bâgavî’nin vefat ettiği XIII. yüzyılın başlarında Konya, Anadolu Selçuklu Devletinin Başkenti ve bir ilim yuvasıdır. Horasandan, Hindistan’dan, Arabistan’dan yüzlerce bilgin, derviş, seyyah, şair tüccar, talebe Konya’ya akın etmekte bu ünlü Türk şehrinden feyz almaktadır. İmam-ı Bâgavî’ nin de Konya’ya gelmiş olması ve burada vefat etmesi kuvvetle muhtemeldir.

img-8014-1.jpg

Bazı devirlerde, bir şehirde metfun meşayihlerin isimlerini kaydeden kronik ve silsilenameler yazılmıştır. Bunlardan Konya’ya mahsus 2 yazma elimizdedir. Bu yazmalardan biri Konya müzesi ihtisas kitaplığı No/2188 de kayıtlıdır. Bu eserde Konya’da metfun olan meşhur şahsiyetler sayılmakla, bu arada imam-ı Begavî de zikredilmektedir. Yine aynı kitaplıkta 1075 numarada kayıtlı bir yazmada İmam-ı Begavî’ nin Konya’da öldüğünü işaret edilmektedir. Ansiklopedik eserlerden bir kısmı da İmam-ı Begavî nin Konya’da metfun bulunduğunu kaydetmişlerdir. Bu arada Ahmed Cerahda da Begavî’nin Konya’da gayet muntazam bir türbesi olduğunu ve ziyaret edildiğini yazar.

Her ne kadar İmam-ı Begavî nin Konya’daki mezkûr türbesine ait vakfiyeye henüz tesadüf edememiş ise de elimizde ki bir kayda göre bu türbeye ait büyük bir bahçe olduğunu yine türbeye ait musluğun Sultan Selim-i sani evkafından tayin edilen bir mütevelli tarafından işletildiğini ve vakıf bahçe ile musluğun bir bekçi tarafından son yıllara kadar muhafaza edildiğini öğreniyoruz. Hatta türbenin civarında Begavî adına yaptırılmış birde mescit bulunuyormuş. Zamanla harap olan bu yapının kitabesi türbe civarındaki bir çeşmenin üzerine konulmuştur. ( Konya Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin’in İmam Begavi adlı açıklamasından özetlenerek alınmıştır.)

unnamed-1.jpg

BAZI KUŞLAR ÖTERLERKEN DERLER Kİ…

İmam-ı Begavi hazretleri, Kab-ül-Ahbar hazretlerinden nakleder:

Süleyman aleyhisselamın bildirdiğine göre, bazı kuşlar, öterken derler ki:

Tavus kuşu: Cezalandırdığın gibi cezalandırılırsın.

Hüdhüd: Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.

Göçeğen: Ey günahkârlar, Allahü teâlâdan af ve mağfiret isteyin!

Kaya kuşu: Her canlı ölecek, her yeni eskiyip çürüyecektir.

Kırlangıç: Ne yaparsanız, onu bulursunuz.

Güvercin: Yeri göğü mahlûkatla dolduran Rabbimi, noksan sıfatlardan tenzih ederim.

Kumru: Sübhâne Rabbiyyel-a’lâ.

Karga: Allahü teâlâ her şeyi helak edecektir.

Kustat kuşu: Susan, başına belâ ve musibet gelmesinden kurtulur.

Papağan: Düşüncesi dünya olan kimseye yazıklar olsun!

Doğan: Sübhâne Rabbî ve bihamdihî.

Yukarıdaki kuşların ötüşleri, konuşmaları, yalnız bu sözlere ve manalara mahsus değildir. Neml suresinde, karınca ve hüdhüdün konuşmalarının bildirilmesinden, ihtiyaca göre öterek ses çıkardıkları, konuştukları anlaşılmaktadır.

Kuşların, diğer vahşi hayvanların sesleri ve kâinattaki hareketlerin hepsi, Allahü teâlânın, peygamberlerine ve evliyasına hitabıdır. Evliya, bu ses ve hareketleri makamları ve derecelerine göre anlar; çünkü peygamberler, kuşların ve diğer hayvanların dillerini aynen bilirler. Evliya-yı kiram ise, onların dillerini aynen bilemez. Sadece, onların seslerinden kendi hallerine ait olan hususları, Allahü teâlânın kalblerine ilham etmesiyle bilirler. (Ruh-ul-Beyan, Peyg. Tarihi Ans.)

unnamed.jpg

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum