Kudüs'ü yalnız bırakmayın

Kudüs'ü yalnız bırakmayın
Sultan Abdülhamid Han’ın dördüncü kuşak torunu Şehzade Orhan Osmanoğlu, “Gençler kendi aralarında gruplar oluşturup fanatik olmamak kaydıyla, Yahudilerin hassasiyetlerine dokunmamak şartıyla Kudüs ziyaretleri tertiplesinler.

Sultan Abdülhamid’in Kudüs politikasını takip etsinler. Bol bol dua edeceğiz. Allah’ın izniyle Kudüs İslam toprağı olacak” dedi

Sultan Adülhamid Han’ın dördüncü kuşak torunu, Payitaht Abdülhamid dizisinin başdanışmanı Orhan Osmanoğlu ile Kudüs’ün dününü, bugününü ve yarınını konuştuk…

Şehzade Orhan Osmanoğlu’nu kendi kelamından tanıyabilir miyiz?

Sultan Abdülhamit Han dedemizin dördüncü kuşak torunu oluyoruz. Torununun torunuyuz. Sultan Abdülhamit Han’ın büyük oğlu Mehmet Selim Efendi, onun oğlu Mehmet Abdülkerim efendi, onun oğlu da babam ve ben diyebilirim. Babam halen hayatta ve 1924 yılında çıkan yasayla yurtdışı edildik ve 1974 yılında tekrar yurda döndük.

Türkiye’ye ne zaman geldiniz ve dönüş sürecinde neler hissettiniz?

1974 yılında Türkiye’ye geldiğimizde 11 yaşındaydım ve Türkçe bilmiyordum. Türkçe’yi burada öğrendim. Ben Suriye’de Arap kültürüyle yetişmiş olsam da kendi ülkem gibi geldim. Ama hep babaannem Türk olmadığı halde bana ülkemi anlattı. Senin ülken Suriye değil, İstanbul’un da içinde olduğu Türkiye’dir ve dedelerin burada sultandı diye nasihatler etti. Geceleri pek erken uyumuyorum diye babaannem bana masal anlatıyor zannederdim ama büyüdükçe ve tabi Türkiye gelince hakikaten de dedelerimin sultan olduğunu böylece öğrenmiş olduk. Karışık duygular hissettim. Dedeniz sultan bu saraylarda dedenizindi deniliyor ama içeriye girmek istediğinizde bilet almak zorundasınız. Küçük yaşlarda olduğum için bu durumlar kafamda soru işaretleri oluşturuyordu. “Neden, ne yaptılar, kaç sene kaldılar?” gibi sorduğumda anlatıyorlar; 600 sene filan deyince şaşırarak Mısırlılar gibi çok kalmışlar diye düşünüyorum. Bu sefer de “Madem bu kadar kaldılar, bize ait burada bir yerimiz yok mu?” diye sordum. Ama Mustafa Kemal’i sonradan duydum. Türkiye’de yaşarken kimliğimizi gizledik. Osmanlı torunu olarak ben okurken çoğu hocam kim olduğumu bilmezdi. Milliyetçiliğe sahip çıkan MHP kökenli birtakım büyükler vardı ve bizlere “Aman kimseyle konuşmayın. Kim olduğunuzu söylemeyin” gibilerinden nasihatler söylerdi. Bu işte bende hep soru işaretleri bıraktı. Suriye’deyken yönetim belli; katilin babası Beşşar Esad’ın babası Hafız Esad’ı yaşım küçük olmasına rağmen biliyordum ama kendi ülkemde neden gizleniyordum bunu bir türlü çözemedim. Yaşım ilerledikçe, bazı şeyleri okuyunca ne kadar haksızlığa uğradığımızı kurmuş olduğumuz vatanda aklamak çok zor diyebilirim. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet devam etmesi için Osmanlı Hanedanlığı’nın ufacık bir üyesi bile Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhinde bir söz etmemiştir. Bu çok önemlidir. Biz de bu terbiye ile büyüdük. Büyüklerimiz hep “Yeni kurulan sistemle alakalı asla laf etmeyeceksiniz” demişlerdi. Bu bir devletçilik anlayışı ve böyle sürdürdük. AK Parti kuruluncaya kadar Allah’a şükür hiç siyasilerle işimiz olmadı. AK Parti iktidar olup Osmanlı’ya sahip çıkınca bizde kenarda kalmadık. Tayyip Bey’den Allah razı olsun. Vatandaşlıkların verilmesi, bazı özel açılış ve organizasyonlara davet edilerek tanınmaya başladık. Ve görüşümüz aynıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası, devamlılığı için biz devletçilik anlayışımızı devam ettiriyoruz.

Sultan Abdülhamid’in o dönemde izlediği politikanın günümüze yansımalarını nasıl değerlendirirsiniz?

Sultan Abdülhamid’i bugünün şartlarında anlayamazsınız. Çünkü o zamanın tarihçisi, o zamanın mürekkep yalamış aydın diye nitelendirdiğimiz; kendi okullarında, Galata mekteplerinde yetişmiş şairler, din adamları olsun Sultan Abdülhamid’i anlamışlar. Bugünkü aydınların çıkıp Abdülhamid’i anlamasını mı bekliyorsunuz. Peki niye anlamamışlar? Sultan Abdülhamid Osmanlı İmparatorluğu’nun gelmiş geçmiş en zeki padişahlarından biriydi. Parantez açıyorum. Fatih, Yavuz diyeceksiniz ama onlar askeri adam yani kumandandı. En zor iş savaşmadan devleti idare etmek ki hele de batan bir devletten behsediyoruz. Hiçbir şey kalmamış; ihya ediyorsunuz, fabrikalarını çalıştırıyorsunuz, medreseleri açıyorsunuz ve 1555 eser bırakıyorsunuz. Camidir, medresedir, okuldur; düşünebiliyor musunuz nasıl batan bir devlet bu? Aslında tarihçilerin birleşip zekasıyla ilgili bir kitap hazırlayıp yazması lazım diye düşünüyorum.

Şuan Kudüs deyince insanın aklına sadece olaylar geliyor. Bu sebeple seyahat etmek isteyen insanlarda içten içe çekince yaşıyor. Siz Kudüs’e seyahat konusunda ne söylemek istersiniz?

Bu konuda şahsım adına bir korku duymuyorum. Zaten İsrail yönetimi işgalci bir zihniyet olduğu için devamlı bir korku içerisinde ve bu sebeple turistlerin gelmelerinden rahatsız oluyorlar, istemiyorlar. Yeni gelen turistlere böyle bir izlenim bırakıyorlar. Ülkeye giriş ve çıkışlarda sıkıntılar çıkartıyorlar. Böylece bir daha gelmelerine engel oluyorlar. Avrupa’ya gidip ziyaretler gerçekleştiriyorsunuz, İslamiyet’i yaşayarak dinin farzlarını yerine getirip hacca, umreye gidiyorsunuz. Türk vatandaşları için hep diyorum ki; bu senenizi sadece Kudüs’e ayırın. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’da Kudüs’ü yalnız bırakmayın diye defalarca söyledi. THY biletlere çok güzel indirimler yapıyor. Her sene imkanı olan, o bölgeyi dört beş günlüğüne ziyarete gitsin. Bu şekilde sahip çıktığımızı gösterelim. Çünkü ne kadar turist giderse oraya, Filistinli kardeşlerimizi yalnız bırakmamış oluruz. Ve yalnız bırakmamız da lazım. Ve bana inanın ki oraya sahip çıkacak tek millet de biziz.

Peki Türklerin o bölgeyi ziyaret etmesiyle Kudüs’ün geleceğinin nasıl etkileneceğini düşünüyorsunuz?

Tehlikeli görüyorum. Yani Türkler oraya yoğun bir şekilde giderse İsrail Devleti tarafından kısıtlama gelebilir.

Kudüs ile alakalı gençlerin üzerine düşen vazife nedir?

Fanatik değil, sakin olmamız lazım. Biz bir daha Mavi Marmara yaşamak istemiyoruz. Daha akıllı davranmamız gerekiyor. Gençler kendi aralarında gruplar oluşturup fanatik olmamak kaydıyla, Yahudilerin hassasiyetlerine dokunmamak şartıyla Kudüs’ü yalnız bırakmasınlar. Gitsinler, ziyaret etsinler, ibadetlerini yapsınlar. Ama olaylardan uzak dursunlar. Sultan Abdülhamid’in Kudüs politikasını takip etsinler. Bol bol dua edeceğiz. Allah’ın izniyle Kudüs İslam toprağı olacak.

Biz hep Kudüs’tenm bahsediyoruz. Fakat orda bir Filistin toprağı var. Filistin toprağında da Kuran’ı Kerim de geçen birçok peygamber yatıyor. Mesela Sultan Abdülhamid Kudüs dememiş, Filistin topraklarını genel olarak almış. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde Filistin’den bahsetmemiz çok erken diyebilirim. Yahudiler orda büyük Yahudi devletinin kurulması için çalışıyor. Hatta planlarının geç kaldığını söyleyip hızlandırıyorlar. Bugün bunu konuşmak için çok erken ama ilerde çıkacak büyük savaşlarda Yahudilerin orda olmayacağını çok iyi biliyorum.

Theodor Herlz, Yahudi devletini ilk ortaya atan isimdir. Sultan Abdülhamid ile arasında bazı görüşmeler de geçmiştir. Bu süreci nasıl değerlendirirsiniz?

Sultan Abdülhamid’in Herlz’e hayır demediğini biliyor musunuz? Bunu dediğim zaman Sultan Abdülhamid’in fanatik hayranları “Sen nasıl Abdülhamid’in torunusun?” şeklinde tepki veriyor. Aslında ne evet ne hayır demiştir. Denge politikası gütmüştür. Herlz’i gayet hoş karşılamış, hediyeler vermiş; öyle tersiyle itip kovmamıştır. Bununla o sürecin içerisinde Avrupa’daki borcunu düşünmüştür. Bu dediğimi kimse zekice düşünmüyor. Bazı tarihçiler “Aslında satmış, bunu da el altından yapmış, kimse bilmiyormuş” gibi düşünüyor. Evet, bir satış olmuş. Geçtiğimiz günlerde ulusal bir TV programında benzer hadiseyle karşılaştım. Bunu yapan Adanalı bir mutasarrıf, Filistin’de toprak satışı gerçekleştirmiş; bunun karşılığında da iki bin lira rüşvet aldığı gösterilmiş. Sultan Abdülhamid bunu öğreniyor ve bu hususla ilgili o mutasarrıfa oradan el çektiriliyor. Hatta sürgüne gönderiliyor. Bunun haricinde Sultan Abdülhamid zamanında başka bir satış olmamıştır.

Sizin Kudüs ile alakalı bir hayaliniz var mı?

Aslında orda bir vakıf kurmak istiyorum. Bu hayr vakfında yemekler dağıtılsın, dul kadınlara bakılsın, kimsesiz çocukları alıp Türkiye’de okutmak istiyorum. Bu vakfın öyle bir yapısı olması lazım ki içerisinde hem medrese olacak, hem camisi hem de hastanesi olup Osmanlı Külliyesi’ni açmak istiyorum.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.