Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî'nin eserlerinden seçmeler

Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî'nin eserlerinden seçmeler
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî'nin eserlerinden seçmeler

MESNEVÎ’NİN İLK ONSEKİZ BEYİTİ:

Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:

Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın, herkes ağlayıp inledi.

Ayrılıktan parça parça olmuş, kalb isterim ki, iştiyak derdini açayım.

Aslından uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar.

Ben her cemiyette ağladım, inledim. Fena hallilerle de eş oldum, iyi hallilerle de.

Herkes kendi zannınca benim dostum oldu. Ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.

Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak (her) gözde, kulakta o nur yok.

Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok.

Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!

Aşk ateşidir ki şarabın içine düşmüştür.

Ney, dosttan ayrılan kişinin arkadaşı, haldaşıdır. Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı.

Ney gibi hem bir zehir, hem bir tiryak, ney gibi hem bir hemdem, hem bir müştak kim gördü?

Ney, kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının kıssalarını söylemektedir.

Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir, dile de kulaktan başka müşteri yoktur.

Bizim gamımızdan günler, vakitsiz bir hale geldi; günler yanışlarla yoldaş oldu.

Günler geçtiyse, geçip gitsin; korkumuz yok. Ey temizlikte naziri olmayan, hemen sen kal!

Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı.

Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise de söz kısa kesilmelidir vesselâm.

DİVÂN-I KEBÎR’DEN:

İNSANLARA AĞLAMAYI BİLEN, BİLİR

Ey ayrılığıyla yeryüzünü de, gökyüzünü de ağlatan sevgili, gönül kanlar içinde oturmuş kalmış, akılla can, ağlamaya koyulmuş.

Dünyâda, yerine konacak bir tek kişi bile yok; senin yasında mekân âlemi de ağlamaya koyulmuş, mekânsızlık âlemi de.

Cebrâil’le meleklerin kanatları mosmor olmuş; peygamberlerin gözleri de yaşlar döküyor, erenlerin gözleri de.

Yazıklar olsun ki şu yas içinde sözümün tadı-tuzu kalmadı ki ne çeşit ağladılar, bir örnek vereyim, bir benzer söyleyeyim.

Bu evden sen gittin, devlet tavanı çöktü; hâsılı sınamalara uğrayanlara devlet bile ağlamaya koyuldu.

Gerçekten de sen bir kişi değildin; yüz dünyadın sen; dün gördüm, o dünya da bu dünyaya ağlıyordu.

Gözden uzaklaşalı göz de ardından gitti, can da gözsüz kaldı da kanlar saçarak ağlamaya koyuldu.

Gayretin olmasaydı bulutlar gibi gözyaşları yağdırırdım; yağmurlar gibi ağlardım; fakat gönlün kanlar saçarak bu çeşit ağlayışı daha iyi.

Katre katre gözyaşı dökmek de nedir? Ayrılığınla tulumlardan su boşanırcasına ağlamak, her solukta kanlı yaşlar dökmek, her an ağlamak gerek.

Ah yazık, eyvah yazık, yazıklâr olsun, yazık; öyle bir can gözüne baş gözü, ağlamaya koyulmuş.

A padişah Salâhaddîn, a hızlı uçan, ateşli giden devlet kuşu, yaydan ok fırlar gibi gittin, yay da ağlıyor şimdi.

Salâhaddîn’e ağlamayı herkes ne bilsin? O ağlayışı, insanlara ağlamayı bilen bilir.

(Bu, Salâhaddîn’in vefâtından sonra, defnedildiği günün akşamında söylediği mersiyedir).

TOPRAKLARDAN TOPLA BENİ

Gel gel ki ayrılığınla ne akıl kaldı, ne din; şu yoksul gönülden karar da gitti, sabır da.

Sararmış betimi benzimi, gönlümün derdini, yüreğimin yanışını sorma; anlatmaya sığmaz, çünkü gel de gözünle gör.

Senin sıcaklığınla pişmiş somun gibi kıpkırmızıydı yüzüm; şimdiyse ekmek ufakları gibi yerlere dökülüp saçıldım; gel de yol-lardaki topraklardan topla beni.

Ayna gibi ben de güzelliğinden hayâller toplamadaydım;

şimdi gel de sararmış, bumburuşuk olmuş yüzümü seyret.

Eğri büğrü arktaki suya döndüm; sola sağa akmaktayım;

Ayrılık soldan, sağdan pusu kurmuş bana.

Göğe de, yeryüzüne de sığmayan yüzünün hasretiyle yer

yüzü gibi, gece, gündüz, yüzümü göğe tutmuşum.

Seherçağı, seheryelinin huzûrunda, Allah için olsun artık

yola çık, gel diye dertle, elemle bir mektup yazdım.

Dedim ki: Yıkamak için başına kil sürdüysen yıkama, gel;

ayağına diken batmışsa çıkarmak için oturma, gel.

Gel gel de beni gel git demekten kurtar; gel gel de canım

bundan da kurtulsun, ondan da.

Seheryeline, ey âşıkların habercisi, ey emin elçi, Allah için söyle diye yalvardım, onunla haber saldım sana.

Suya batmışım gözyaşlarımın dalgalariyle; ateşe yanmışım gönül yanıklığıyla; bana ne çâre var, dedim. O da çâren budur an-cak diye cevap yazdı; sevgiliye kavuşmak, dedi.

(Bunun, Şems-i Tebrizî’ye hitâben yazılan bir şiir olduğu

kaydedilmiştir.)

MEKTÛBÂT’TAN:

Üstünlük ve kerem kaynağı, kadılar kadısı, âlemin en üstünü, büyük er, işleri bilen dolunay gerçeği yerine getiren, her işi inceleyen Hak ve Dîn Sırâc’ına selâm ve duâ evrâdını sunarız; keremine güvenerek verilen zahmetlere de özürler dileriz. Allah üstünlüğünü dâimî etsin; âlemleri güzelim çalışmasiyle, bol lût-fuyla faydalandırsın. Kulakları ve ağızları bezeyen, karanlıkları ve şüpheleri gideren, Allah’ın râzılığını sağlıyan sözleri söylemekten kalmasınlar, yaratıklara fayda veren, gerçekleri doyuran doğru sözlü kişilerden rivâyet ettiler; bu özü doğru duâcının da defalarca kulağına erişti. Mevlâna’dan, bu duâcının oğlu Alâeddîn’in Al-lah ona rahmet etsin, size de sağlıklar versin; kalan malları, yetimlerine bu malların bölünmesi hususunda recâda bulunmuşlar, Mevlâna da filân, yâni duâcınız, şöyle yap, böyle et diye yazsın; öyle yapmaya gayret edeyim buyurmuş. Bu sözü duyunca, Mevlâ-na’nın, ileri gelenlere de, geri kalanlara da umumi olan lûtfuna, keremine inancımı yenilemek, bu lûtfa, bu kereme güvenmek, vâ-cib oldu bana.

mevlana-1.jpg

Mevlâna’nın göstereceği her esirgeyiş, her ululuk, her lû-tuf, bu duâcının gönlünü, canını sevindirir. Zâti herkes, hüneri de Mevlâna’nın harmanından elde eder, tedbiri de, lûtfu da, güzel bir surette koruyup gözetmeyi de; herkes ondan faydalanır ancak. Bu duâcı, Mevlâna’nın duâsına dalmışlar. O arıkların, Mevlâna’nın yardım gözünden mahrum kalmamaları, lûtfunu yitirmemeleri i-çin, bu duâcının sözüne, re’yine lüzum yoktur; bunu umarım. “Halk, Allah’ın ayâlidir; Allah katında halkın en büyüğü, en yücesi, çoluğuna-çocuğuna en faydalı olanıdır.” Bu küstahlığı, Mustafa’nın (aleyhisselâm) buyruğu verdi bana; ma’zur görün. “Hâ-cetlerinizin yerine gelmesi için, ümmetin merhametlilerinin yardımlarını dileyin.” buyurmuştur. Hele Mevlâna, ümmetin merhametlilerinin, bilginlerinin övündükleri, uydukları kişisiniz. Allah, sizi dâimî etsin vesselâm.

(Alâeddîn, Hazret-i Pîr’in oğlu olup, Mektupta “Mevlâ-na” sözüyle Kadı Sirâceddîn’e hitap edildiği ve bilginlere “Mevlâ-na” dendiği bildirilmektedir.). Prof. Dr. Recep Dikici

(Devam edecek)

mevlana-2.jpg

mevlana-3.jpg

mevlana-4.jpg

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.