-Mış gibi yaşıyoruz

-Mış gibi yaşıyoruz
Araştırmacı-gazeteci Seyit Küçükbezirci, eski Konya ramazanlarını anlatırken, şuanda iftarların -mış gibi yapıldığını söyledi

 

ESKİDEN RAMAZAN AYININ GELMESİ OLAY OLURDU

Toplumsal gelişim ile adet, gelenek ve göreneklerde ciddi anlamda değişim olduğunu ifade eden araştırmacı-gazeteci Seyit Küçükbezirci, “1950’li yıllarda şehir ramazana hazırlanırdı. Ramazanlar, bayramlar bütün toplumun merakla özlemle beklediği sosyal, kültürel ve dini yaşamlardı. Eskiden ramazan ayının gelmesi olay olurdu. Çocukluğumda şehir ramazan gelmeden 1 ay önce hazırlanmaya başlanırdı. Bir kadının gücü bir ramazan hazırlığına yetmezdi. Genellikle mahalledeki kadınlar bir olarak imece usulü ile birbirine yardım ederdi. Evler temizlenir, ak toprakla çırpılırdı. O zamanlar şimdiki gibi hazır gıdalar, marketler yoktu. Şehir tamamen statik bir ekonomi yaşardı. Genellikle halk tükettiğinin yüzde 80’nini kendi oluştururdu. Ramazandan bir ay önce bu nedenle yiyecekler hazırlanmaya başlanırdı” diye konuştu.

KULAKLAR TOPA KESİLİRDİ

Küçükbezirci, “İftara doğru mahalledeki çocuklar tekerlemeler söylenir, iftar saati beklenirdi. Konya’daki tüm kulaklar Alâeddin tepesinden atılacak topa kesilirdi. Topun gümlesi ile şehrin her yerinden ses duyulur ve oruç açılırdı. Konya’da sahur yiyeceklerinin en başında yufka, erişte, şehriye, hoşaflık yiyecekler gelirdi. Sahurda genellikle pilav yapılırdı. Yufkalar gündüzden akşama yakın sulandırılır sulandıktan sonra içerisine peynir konulur yufkadan dürüm yapılırdı. Pirinç pilavı yoksa erişte pilavı konulurdu. Bunların kolay bir şekilde öğütülmesi için de genellikle kayısı ya da erik hoşafı kullanılırdı” dedi.

50 YILDIR ESKİ RAMAZAN YOK

50 yıldır eski ramazan yok” diyen Küçükbezirci, “Ramazan hazırlığı, tutumu anlayışı öyle değişti ki ağırıma gidiyor. Ama her şey değişiyor. 50 yılın etik değerleri yok. Var ama lafta var. Ama eksi Konya’daki insanlar hakikaten kardeş gibilerdi. Eski Konya’da komşuluk, hemşerilik, asker arkadaşlığı, baba dostluğu vardı. Bunların hepsi kayboldu. Anlayışlar yüzünden bu hale geldik. Bu toplum 50 yıl önceye kadar bizdi. Son 50 yıldır ekonomik sosyal olayların etkisiyle, zayıf kültürle, maskeli yaşamla ‘ben’ oldu. Şimdiki ramazanda yağlı kazan yağlı kazana taşıyor. İftar yemeklerinin yüzde 90’nı şov. 4 bin yıllık Türk kültürü ‘biz’di ama şimdi ‘ben’ oldu. Şimdiki ben şudur; ‘diniküm ben imaniküm ben’. Yani ben merkezli bencilik egemen oldu. Bu da ramazana şöyle yansıdı;  Herkes bir şeyler beklediği yere ziyafet çekiyor. Tamam, yapsınlar ama fukaraları da unutmasınlar” ifadelerini kullandı.

İFTARLAR ŞOVA DÖNÜŞTÜ

Küçükbezirci, şunları sözlerine ekledi; “Molla Sadi, ‘Ey erkeklikten dem vuran gafil kişi ağzıma yumruk vurmak yiğitlik değildir yiğitsen bir adamın ağzını tatlandır. Bir adamın ağzını tatlandırmak yumruk vurmaktan daha zordur’ diyor. Kendi çocuklarım kendi eşim diyoruz. Böyle bir sofrayı dörtte bire indirip dörtte 3’ünü sevap demeden insani görev olarak verebilir misiniz? Bir insanın kolu kendi evine giderken 20 kilo muzu çeker derler. Bir insanın bileği sokakta dağıtmak üzere 2 kilo muzu çekemez çünkü bu yürek ister. Şimdiki büyük bir oranda iftarlar şov oldu, –mış gibi oldu. Ramazan mübarek bir ay ama ramazandan vazgeçip inancın ölçeklerine göre yaşamalıyız.” (Derya Demir)

YARIN: M. ÖZGEN KÜÇÜKKONER, “RAMAZANLAR BÜYÜK BİR AŞKLA YAŞANIRDI”

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.