Psikolog İlayda İpekel: Özel bireyler sporla özgüven kazanıyor
Türkiye’de birçok özel sporcu bulunuyor. Bu bireyler Türkiye Özel Sporcular Federasyonu’nun sağladığı imkânlar sayesinde uluslararası müsabakalarda, birçok başarı elde edebiliyor. Özel bireyler kendilerine özellikle psikolojik olarak destek verildiği takdirde, Türkiye’yi tüm dünyada gururla temsil edip, madalyalar kazanabiliyor.
BİRÇOK BRANŞTA ADLARINDAN SÖZ ETTİRİYORLAR
Bugün günümüz şartlarında bedensel engelli olup, sporla hayata tutunan birçok özel birey bulunuyor. Özel bireyler, futbol masa tenisi, basketbol, futbol, badminton, yüzme ve birçok branşta adından söz ettirebiliyor. Bu konuda özel sporculara psikolojik olarak destek vermek hayati önem arz ediyor.
ÖZEL SPORCULAR 2025 YILINDA MADALYALARI TOPLADI
2025 yılı için resmi verilere göre Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu’na (TÖSSFED) bağlı özel sporcular, uluslararası organizasyonlarda toplamda 156 madalya kazandı. Bu madalyaların 67 tanesi altın, 54 tanesi gümüş ve 35 bronz olması dikkat çekti.
Bu başarıların ardından ise özel sporculara verilen psikolojik destek onların hayatını adeta yeniden şekillendiriyor. Psikolog İlayda İpekel, konu ile ilgili Pusula Haber Spor Müdürü Samet Aktaş’a önemli açıklamalarda bulundu. İpekel, röportajda verilen psikolojik desteğin spor kimliği kazandırdığını ifade etti.

İŞTE O RÖPORTAJ
Samet Aktaş: 1.Engelli bireylerin sporla tanışması psikolojik olarak hayatlarında neyi değiştiriyor?
SPORLA KONTROL DUYGUSU KAZANIR
İlayda İpekel: Engelli bireylerin yaşadığı zorluklar çoğu zaman spor sahasına çıkmadan çok önce başlıyor. Çocukluk döneminde akran zorbalığına maruz kalmak, okul ortamında dışlanmak, toplumun meraklı ya da acıma dolu bakışlarıyla büyümek gibi etkenler psikolojik yaralar bırakabiliyor. Birçok özel birey yıllarca “yapamaz”, “zorlanır”, “korunmalı” gibi mesajlarla büyüyor. Bu mesajlar zamanla içselleştiriliyor ve öğrenilmiş çaresizlik gelişebiliyor. Sporla tanıştıklarında ise ilk kez aktif bir özne olma deneyimi yaşıyorlar. Artık korunması gereken biri değil; mücadele eden, ter döken, hedef koyan bir sporcu kimliği kazanıyorlar. Bu kimlik dönüşümü çok kıymetlidir. Spor, kontrol duygusunu geri kazandırır. Bedenle yeniden barışmayı sağlar. “Ben yapabiliyorum” deneyimi, özgüvenin temelini oluşturur. Bu yalnızca sportif bir başarı değil, psikolojik bir yeniden doğuştur.
ÖZEL SPORCULARIN ÖZGÜVENİ HASSAS ZEMİNDE BAŞLAR
Samet Aktaş: 2. Özgüven kazanımında antrenör ve aile desteği ne kadar belirleyici?
İlayda İpekel: Çok belirleyici. Çünkü özel sporcuların özgüveni çoğu zaman hassas bir zeminde başlar. Hayat boyu eksiklik üzerinden tanımlanmış olabilirler. Antrenör burada teknik bir eğitmenden fazlasıdır. Antrenörün yaklaşımı, sporcunun kendini nasıl algılayacağını doğrudan etkiler. Eğer sporcu sürekli korunması gereken biri gibi görülürse, risk almaktan kaçınır. Ama potansiyeli üzerinden görülürse sınırlarını zorlar. Ailelerin en sık yaptığı hata aşırı koruyuculuktur. “Düşme”, “yorulma”, “zorlanma” gibi iyi niyetli ama sınırlandırıcı mesajlar gelişimi engelleyebilir. Oysa özgüven, kontrollü risk alarak gelişir. Ailelerin çocuğu mağdur kimliğine hapsetmemesi gerekir. Başarıyı değil çabayı takdir etmek, bağımsızlık alanı açmak ve psikolojik destekten çekinmemek çok önemli bir husustur.

SADECE FİZİKSEL MÜCADELE DEĞİL
Samet Aktaş: 3. Toplumun bakış açısı özel sporcuların motivasyonunu nasıl etkiliyor?
İlayda İpekel: Toplumsal bakış açısı çok güçlü bir belirleyicidir. Çünkü özel sporcular sadece fiziksel bir mücadele vermiyor; aynı zamanda sosyal önyargılarla da savaşıyor. Toplumda iki uç yaklaşım görüyoruz: Ya acıma ya da aşırı büyültme. Oysa her iki yaklaşım da eşitlikten uzak. Sürekli “helal olsun” söylemi bile bazen bireyi istisnai bir konuma koyarak yalnızlaştırabiliyor. Ayrıca günlük hayatta karşılaşılan mikro travmalar var: Ulaşılabilir olmayan mekânlar, meraklı ve sınır aşan sorular, iş hayatında fırsat eşitsizliği… Bunlar birikerek kronik stres oluşturuyor. Motivasyon yalnızca içsel değildir; sosyal koşullarla doğrudan ilişkilidir. Toplumun gerçek desteği alkış değil, eşit şartlar sunmaktır.
SPOR DİSİPLİN KAZANDIRIR
Samet Aktaş: 4. Sporun günlük yaşam becerileri ve bağımsızlık üzerindeki etkisi nedir?
İlayda İpekel: Spor disiplin kazandırır. Hedef koymayı, zaman yönetimini, stresle baş etmeyi öğretir. Ancak özel sporcular için en kritik kazanım bağımsızlık duygusudur. “Kendi başıma başarabiliyorum” deneyimi, sosyal hayata da taşınır. Spor salonunda kazanılan özgüven; iş hayatına, ilişkilere ve kişisel kararlara yansır. Spor, psikolojik dayanıklılığı artırır. Yenilgiyle baş etmeyi öğretir. Bu da günlük yaşamın zorluklarıyla başa çıkma kapasitesini güçlendirir.
![]()
DEĞER ALGISI ÖNEMLİ
Samet Aktaş: 5. Başarısızlık yaşayan özel sporculara nasıl bir psikolojik destek verilmelidir?
İlayda İpekel: Başarısızlık, özel sporcular için bazen geçmişte yaşanan yetersizlik deneyimlerini tetikleyebilir. “Zaten eksiktim” düşüncesi yeniden aktive olabilir. Bu noktada psikolojik destek sürecinde: Performans ile kimlik ayrıştırılmalı, öz şefkat geliştirilmelidir. Duyguların bastırılmasına değil ifade edilmesine alan açılmalıdır. Yeniden hedef belirleme çalışmaları yapılmalıdır. En önemli kriter, sporcunun değer algısını madalyadan bağımsız kurmaktır.
ROL MODELLER GÖRÜNÜRLÜĞÜ ARTIRIR
Samet Aktaş: 6. Rol model olan paralimpik sporcuların etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlayda İpekel: Rol modeller görünürlüğü artırır. Bir çocuk kendine benzeyen bir sporcunun uluslararası başarı elde ettiğini gördüğünde şunu düşünür: “Demek ki mümkün.” Bu mümkünlük duygusu umut üretir. Umut ise psikolojik dayanıklılığın temelidir. Temsil görmek, varlığının kabul edildiğini hissetmektir.
Samet Aktaş: 7.Son olarak, engelli bireyleri sadece spora değil hayata güçlü bireyler olarak hazırlamak için ailelere ve topluma ne gibi sorumluluklar düşüyor?
ZİHNİYET DEĞİŞİMİ GEREKİYOR
İlayda İpekel: Bu sorunun cevabı aslında bir zihniyet değişimini gerektiriyor. Öncelikle ailelerden başlayalım. Engelli bir çocuğa sahip olmak birçok aile için ilk etapta bir yas süreci anlamına gelir. Hayal edilen gelecek ile mevcut gerçeklik arasında bir kırılma yaşanır. Eğer bu yas sağlıklı şekilde işlenmezse, çocuk çoğu zaman “kırılgan”, “korunması gereken”, “yetersiz” biri olarak konumlandırılır. Bu da çocuğun benlik algısını doğrudan etkiler. Ailelerin en büyük sorumluluğu şudur:
Çocuğu eksiklik üzerinden değil, potansiyel üzerinden görmek. Bu ne demek? Çocuğun yapamadıklarına değil yapabildiklerine odaklanmak. Onu sosyal hayattan izole etmemek. Risk almasına kontrollü şekilde izin vermek. Bağımsızlık becerilerini erken yaşta desteklemek Psikolojik destek süreçlerini normalleştirmektir.

ENGEL BEDENİNDE DEĞİL
Aşırı koruma, görünmeyen bir zincirdir. Çocuğu düşmekten korurken hayattan uzaklaştırabilir. Topluma düşen sorumluluk ise daha yapısaldır. Çünkü birçok engel bireyin bedeninde değil, çevresindedir. Erişilemeyen kaldırımlar, uygun olmayan spor tesisleri, iş hayatında fırsat eşitsizliği, medyada yetersiz temsil… Bunların her biri psikolojik yük oluşturur. Engelli birey sürekli “mücadele etmek zorunda kalan” pozisyona itilir. Toplumun yapması gerekenler şunlardır: Erişilebilir şehir planlaması, Kapsayıcı eğitim sistemleri, Medyada gerçek ve güçlü temsiller, İş hayatında eşit fırsat politikaları, Engelliliği trajedi değil, çeşitlilik olarak görmek. Ayrıca dil çok önemlidir. Sürekli acıma içeren söylemler ya da aşırı kahramanlaştırma, bireyi eşit konumdan uzaklaştırır. En sağlıklı yaklaşım; sıradanlaştırmak, normalize etmek ve eşit hak zemininde değerlendirmektir. Şunu unutmamak gerekir:
SOSYAL YAPI SUNMAK GEREKİR
Özel sporcular sahada mücadele ederken alkış alabilirler. Ancak gerçek mücadele çoğu zaman sahadan çıktıktan sonra başlar. Ulaşımda, eğitimde, işte, sosyal ilişkilerde… Onları hayata güçlü bireyler olarak hazırlamak demek; psikolojik dayanıklılıklarını desteklemek, bağımsızlıklarını güçlendirmek ve en önemlisi onlara sürekli savaşmak zorunda kalmayacakları bir sosyal yapı sunmak demektir. Çünkü güç, yalnızca bireysel çabadan değil; adil bir sistemden doğar.
![]()
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.