Rasim Çöğen: Bende sanayi ruhu vardı
RASİM ÇÖĞEN
Rahmetli Rasim Çöğen, Konya sanayinin önde gelen isimlerinden, Sanayi Odasının ilk Yönetim kurulu üyelerinden, KSO’da Başkan Vekilliği ve Meclis Başkanlığı yapan, GESAŞ’ın kurucusuydu. Onun yıllar önce anlattıklarının ve hatıralarının birinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. (EROL SUNAT)
BENDE SANAYİ RUHU VARDI
Konyalıyım. 1928 doğumluyum. Aslen babam Detseli, yeni ismiyle Yeşildereli. Anne tarafım Hadimli. Annem, merhum Hadimi Hazretlerinin 7. Batından torunu. Fakih Dede mahallesinde, Fakih Dede türbesinin bulunduğu mahallede doğmuşum.
Akifpaşa İlkokulundan mezunum. Babamgil Liseye gitmemi istiyordu. Ama ben nedense Sanat Enstitüsüne kaydoldum. Sanata karşı hevesim, merakım vardı. Okulu bitirdik. İnsanlarda bir ticaret ruhu, birde sanayi ruhu varmış. Bende sanayi ruhu vardı.
Dedem Hacı Rasih 1883’te helvacılık yapıyormuş. Onun Babası Ahmet Efendide de helvacıymış. Babam Ahmet de helvacıydı. Biz dört nesildir helvacıyız.
1946-47 döneminde Sanat Enstitüsünün Modelcilik bölümünden mezun oldum. Bugünkü karşılığı Makine Ressamı demekti. Babam İstanbul yada Ankara’da okumamı istemedi.
İstemeyince de, baba mesleğine, helvacılığa döndüm.
Okulda aldığım teknik bilgiler, teknik terimler, gördüğüm teknik resimler, okuldaki okuduklarımız bana çok faydalı oldu.
Meslekteki makineleşmeyi daha modern hale getirmeyi okula borçluyum.
Sonra yavaş yavaş Ticaret ve Sanayi Odasında görev aldım. Ancak ticaret ruhu ayrı, sanayi ruhu ayrıydı. Bu odanın ağırlığı ticaret üzerineydi. Ticaret ağırlıklı bu oda bizim ruhumuza uymuyordu.
Biz sanayi odasını, ticaret odasından ayırdık. Başkanımız rahmetli Ali Akkaya vardı. Fethi Bey vardı. Ayrılmak çok zor oldu. Yarı yarıya ortaktık. Para vermezler, pul vermezler. Şok ortaklıklarımız var. Çimento fabrikasında yarı yarıya hissemiz vardı. Hissemizi alamıyorduk. Bin bir müşkülatla neden sonra aldık.

KONYALI ORAYA ÖRDEK AVLAMAYA GİDERDİ!
Yerimiz Konaltaş İş Hanındaydı. İlk Sanayi Odasını orada açtık. Konaltaş İş Hanının 4. Katındaydık. Ondan sonra biraz biraz daha gelişmeye başladı.
Fakat kurulacak sanayilere yer yok. 1. Organizeye Sanayi kurulmuş, neredeyse parsellerin yarısı ticaret erbabına verilmiş. Fabrika kuracağız yer yok. Ben dahil bir çok arkadaş fabrika kurmaya niyetliyiz. Talep çok, yer yok.
Ne yapalım? İkinci Organize Sanayi için yer aramaya başladık. Nereden, Konya’nın etrafından. Öncelikle devlete ait arazilerden bir yer aradık. Şahıslardan alamadık. Karaman yolu olmadı. Nihayet Ankara yoluyla Aksaray yolu, eski Bağdat yolunun devamında, orası eski Bağdat yolu diye geçerdi. şimdiki 2.Organize’de karar verdik.
O zamanlar Konya Valisi Oktay Başer, Allah rahmet eylesin, Nevşehirli. İki Muhakemat müdürüyle bir komisyon kuruldu.
Oranın yerinin tespiti, fiyatlandırılması için. On milyon metrekarelik bir yer. 3 milyon metrekare şimdi, yedi milyon metre kare tevzi sahası olarak tespit ettik. Pazarlığa başladık Hazine Avukatlarıyla.
Sanayi Odası, Özel İdare ve Müteşebbis teşekkül dedikleri ayrı bir birlik. Ağırlık Sanayi Odasında, bizde. Başkanımız Ali Akkaya, bende Yönetim Kurulu Başkan Vekiliydim sonradan Meclis Başkanı oldum. Rahmetli Oktay Başer bu işi bugün bitireceksiniz, saat 12’ye kadar evrakların Ankara’ya gitmesi lazım demiş.
Gece saat 10.00 toplantıdayız. Pazarlık başladı. Evet, fiyatını ne yapacağız dedim. Onlar dediler ki, Ağrı’da mı, Van’da mı hazineye ait olan bir yeri metrekaresini on liradan bitirmişler.
Size de 14 liradan yapalım dediler. Ali Akkaya dedi ki, senin ticaret burnun biraz daha ağırlıklı, pazarlığı sen yap.
Arkadaşlar dedim, içinizde avcılığa meraklı olan var mı? Niye sordun dediler. Meraklı olan var mı dedim. nerden geldi bu aklına dediler.
Tüfeğiniz yoksa dedim, ben size tüfek bulayım, Pazar günü oraya ördek avlamaya gideceğiz. Konya’yı o zamanlar su basmıştı. Denilen arazide küçük küçük gölcükler vardı...
2. Organize alanı yer yer gölcüklerin bulunduğu bir yerdi. Oradan sular çekileli 8-10 sene oldu. Arazi çoraktı. Katiyen ziraat yapılamazdı. Su birikintileri vardı. Acı su kaynardı. Konyalı o bölgeye, hafta sonları ördek avlamaya giderdi.
Bir metre kare sanayi arsası temini için oraya iki kamyon toprak dökeceğim dedim. Bir kamyon toprak 2500 lira, iki kamyon toprak beş bin lira, bana maliyeti beş bin lira. Metre karesine 1 lira veriyorum. Vakit epeyi olmuştu. Bu işi bitirelim dediler. Tamam dedim o zaman iki lira olsun, deyince çok az olur dediler. Her metrekare sanayi arsası elde etmek için dökeceğim toprağı da, hesaba katın dedim. Sen dediler biraz daha bir şeyler ver. Son teklifim 2.10 kuruştan oldu oldu, değilse kalkıyoruz dedim.
Tamam dediler. 3 milyon metre karelik yeri metrekaresi iki lira on kuruştan bu şekilde aldık.
Evraklar Ankara’ya gitti. Oradan bir yer almadım. Fethi Bey vardı Fethi Tuncalp, Meclis Başkanı oydu. Benim bazı sahalarda çalışmalarım vardı. Daha sonra sanayi odasındaki görevimden ayrıldım.
ÜZÜMLER ÜŞÜYÜNCE HELVACININ GÖZÜ AÇILIRMIŞ!
Helvacılık acaba dünyada nasıl diye geziye çıktım. Suudi Arabistan, Suriye, Irak ve Yunanistan’ı dolaştım. Biz biraz daha bunlardan ileriyiz.
Bizde susam var, şeker var. Nihayet GESAŞ’ı kurmaya karar verdim. Ankara yolunda bir yer aldık.
Yunanistan’da, Konya’dan gitme Papayani diye bir firma var. Dedemi de iyi tanıyorlardı. İleri ve kaliteli ürünler yaptıklarını gördüm. Oradan bazı makineler aldım. Almanya’dan bazı makineler aldım. Orada çok güzel hatıralarım oldu.
On –on beş kişiydik. Baktım sermaye yetmiyor. Başta ben vardım. Ali Güneri vardı. Osman Öz ve kardeşi vardı, Bakkaliye üzerine çalışan Çalışkanlarla birlikte 10-15 kurucu vardık. Sonra ortak çoğaldı. Şimdiki Aşcılar talip oldular. Halka açık olunca, hisselerin yüzde 60’ını ortaklardan almışlar. Vermeyelim diye biraz dayandık amma, sonunda verdik, maşallah iyi çalışıyorlar, iftihar ediyoruz.
GESAŞ sadece tahin helvasıydı. Sonradan reçel de koymuştuk. Başka şey de koymadık. Bizde on yıl kadar kaldı.
Dedemgilin zamanında elektrik yok. O zamanlar atlarla susam kabuğu çıkarılır. Değirmen taşı ile susam kabuğu çıkarılırdı. Elle çekerler, mamuller yapılır, elle helva yoğrulurdu.
Helvacılar, üzüm çıkınca kepenkleri kapatırlarmış, üzüm çıkıncaya kadar helva satılırmış. Ne zaman üzümler üşür, helvacının gözü açılırmış..
Ben hiç unutmam, helvanın kilosu 28 kuruşa toptan, 31 kuruşa perakende satılırdı.
Şeker ortadan kalkınca, 1940’lı yıllarda, pekmezden helva yapılırdı. O da güzel olurdu. Emek çekildiği belli olurdu.

BİR YUDUM İÇTİM ŞEKERİ HİZAYA GETİRDİM!
Üzüm Antep’ten gelirdi. Antep’ten gelen razakı üzüm et makinesinde çekilir, şıra yapılır, çekirdekleri çıkarılır, malt çıkarılır, tahin karıştırılarak helva yapılırdı.
Susam Adana’dan gelirdi. Türkiye’nin güneyinde yetişirdi. Ceyhan, Urfa, Antep, Antalya, Fethiye ve Çanakkale’den susam gelir. En iyi kalite ki sarı susam Antalya civarından gelirdi. Hem yağlı, hem de çok lezzetli olurdu. Kaliteliydi. Şimdi o susamı ele geçiremiyoruz. Çünkü olduğu gibi çıkan susamı Japonlar alıyorlar. Onların susamla yapılan kendilerine has özel bir yemekleri varmış ve Türk susamı olacakmış.
Şu anda kullandığımız susamların yüzde 99’u dışarıdan ithal geliyor. Konya’da eskiden de vardı susam, amma çok kaliteli değildi. Şimdi eken yok. Çünkü çok zahmetli. Çok işçilik istiyor. Susamı sökmek çok zor. Makine ile hasatı konusunda çok deneme yapıldı. Olmadı. Makine işi olmayınca, elle yapılıyor. Dalaman üretme çiftliğinde makine ile çok denemeler yapıldı. Olmadı. makine olmayınca elle olmuyor, İşçilik çok bindi.
Sudan, Hindistan ve Pakistan gibi fakir ülkelerde yetişiyor. En kaliteli susam Sudan’dan geliyor. Çokta ucuz. Ama sarı susam değil. Toprağın da özelliği var sanırım
İmalathaneye girdiniz mi, bizim susam mis gibi kokardı. İthal susamda böyle bir koku yok. Susamda yüzde 45-50 yağ bulunur. Bilhassa karaciğere ve şekere iyi geliyor.
Biz susam yağını çıkarırken, şeker hastaları bizden birer küçük siyah damacana susam yağı alırlardı. Bir yudum içtim, iki yudum içtim diye tahlil yaptırırlar, şekeri hizaya getirdik derlerdi. Şekerimi normale düşürdüm derlerdi.
Susam yağı satardık. Şimdi soran da, yok, yiyende. İlaç diye kullanıyorlar. Eskiden hamur işleri falan yapılırdı susam yağından. Susam yağı sattığımız da kilosu 50-55 kuruştu.
İHTİLAL HAMYAĞ FABRİKAMIZI ENGELLEDİ
Trakya’dan ayçiçeği yağı geldi. Ekim sahası Eskişehir’den, Akşehir’e ve oradan da Konya’ya geldi, Ayçiçek ekim sahası. Bu işte bir iş var dedik. Ne yapalım? 1960 yılı. İhtilalden iki ay önce Ham yağ fabrikası kurmaya karar verdik.
O yıllarda civarda Antalya’da falan yağ fabrikası yok. Adana da bir tane yağ fabrikası var. Biz dedik onlardan pamuk çiğitleri alarak şu kadar ton pamuk işleriz dedik.
Beş kişiydik, beş firmaydık, ben, HASTAŞ, Sözbirler, Günerigil toplam beş kişi ham yağ fabrikası kurmak için teşebbüse geçtik.
Ereğli yolu üzerinden büyük bir yer aldık. Yer altı suyu olsun dedik, kanalizasyonu olsun dedik, elektrik için trafoya yakın bir yer olsun dedik. Arabada aldık.
Kurduğumuz Şirketin adı HAKİŞ Gıda Sanayi Limited Şirketiydi.
Bir İngiltere firmasıyla anlaştık. Döviz tahsisi lazım. Oda Bakanlıktan çıkacak Bir hayli uğraştıktan sonra Bakanlıktan çıkardık. Bayağıda zorlandık. İhtilale bir ay var. Buradaki Yapı Kredi Bankası bu işlem için geçmiş gün yüzde üç istedi. Çok dedik. Fazla bulunca, İstanbul’da açarsınız daha süratli olur, makineler daha çabuk gelir dedi.
İstanbul’a gittik. Buradaki banka daha yüksek istedi. Sizden kredi almayacağız, sadece paramızı havale edeceksiniz dedik. Hadi Konya’da açalım dedik. Anlaşamadık.
26 Mayıs 1960 günü otele geldik. Ertesi sabah Konya’ya dönmek için bilet aldık. Otel’den sabah elimizde çantalarla dışarıya çıktık.
Baktık düdük sesleri askerler Cağaloğlu yokuşunda tanklar vardı. girin içeriye!...Bize otelinize geri dönün dediler, İhtilal oldu.
28 Mayıs günü, Konya’ya geldik. Aradan ya 15 gün, yada 20 gün geçmişti bilmiyorum.. Ankara’dan bir yazı aldık.
Yazıda şöyle diyordu ;“ Siyasi sebeplerden dolayı alındığı için tahsis iptal edilmiştir!”
O zamanlar Demokrat Partinin merdivenlerinden çıkmamışım. Ama ne oldu. Yıkıldık kaldık.
Celal Bayar, Türkiye’yi 60 sene geri attınız demişti.
60 sene sonra Recep Konuk, Altınekin’e ham yağ fabrikası kuruyor.
Ham yağ fabrikasını kuramayışımız bize çok dokundu. Çok zarar ettik. Arabalarını almıştık. Araziyi almıştık. Ama iyi ki Sungurlar firmasıyla anlaşma yapmamışız. Sungurlar firmasına büyük kazanlar sipariş etmiştik. İyi ki bu kazanları almamışız. Pazarlığını da yapmış, ancak parasını vermemiştik. Makineler gelsin öyle alalım demiştik. Tek sevindiğimiz bu oldu. Aldığımız ortada kalacaktı.

SÜT YETERLİ OLSAYDI DONDURMA FABRİKASI KURACAKTIM
Geçenlerde bir Konya gazetesinde okumuştum Konya’ya bir dondurma fabrikası kurulacakmış.
60 sene önce, Yunanistan, Almanya, Danimarka seyahatimde Yunanistan’da bugünkü Algida dondurmalarına benzeyen çubuklu dondurmalar gördüm. Türkiye’de böyle bir şey yoktu. Yunanistan’da ve Almanya’da gördüm. Almanya’da dondurma makinesi yapan Grank diye bir firma vardı. büyük bir firma.
Dondurma çok hoşuma gitti.
Konya’da bunu yapabilir miyiz diye düşündüm. Fabrika yetkilileri şu tonajda bir makine için şu kadar süt lazım, Konya Pazar olur mu dediler.
Adana yakın dedim, Mersin yakın, Antalya yakın… Ancak süt miktarı idare edebilecek miydi?
O zamanlar Konya’dan Atatürk Orman Çiftliğine 20 ton süt gidiyordu. İstihsalin tamamı bu kadardı. Kuracağımız fabrika neredeyse 100 ila 200 ton süt işliyordu. Çok araştırdım. Konya civarından bu kadar ton süt temin etme imkanımın olmadığını görünce dondurma fabrikasından vazgeçtik.
Süt istihsali yeterli değildi. Günlük 100-200 ton süt lazımdı. O sütü mümkün değil, bulamazdık Pazar konusunda sıkıntımız olmayabilirdi. ancak süt istihsali çok zordu.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.