Rasim Çöğen: Helvacılık Öldü!
Rahmetli Rasim Çöğen, Konya sanayinin önde gelen isimlerinden, Sanayi Odasının ilk Yönetim kurulu üyelerinden, KSO’da Başkan Vekilliği ve Meclis Başkanlığı yapan, GESAŞ’ın kurucusuydu. Onun yıllar önce anlattıklarının ve hatıralarının üçüncü bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. (EROL SUNAT)
Susam öğütmek için 120 kiloluk değirmen taşları vardı imalathanede. Taşların kalınlığı 20-22 santimdi. Yunanistan’da motorla dönen taşlar görmüştüm.
Almanya’dan aldım getirdim. Bizim 120 kiloluk 110-120 devirle dönen taşın verdiği nefaset ve verimi, 3 bin devirli taşlardan alamadım.
Susam taşla öğütüldüğünde mis gibi kokardı. 3 bin devirli taşın öğüttüğü susam da hafif acımtırak olurdu.
Biri bir saatte öğütürken, diğeri beş dakikada yapar çıkardı. Amma aynı lezzeti vermedi.
Daha öncede söylediğim gibi helvacılık öldü!
Gençler helva yemiyor.
Eskiden adam yüz gram helva alır, yarım ekmeğin arasına koyar yerdi.
Bizim buralarda yemek yenecek yerler vardı, satışımızın yüzde doksanı helva yemeye gelen insanlardan olurdu.
Dükkanda uzun masalar sandalyeler vardı. Aynı lokanta gibiydi.
Kimi ekmeğinin arasına helva koyardı…
Kimi zeytin…
Kimi pastırma…
Yemeklerini yiyenler, tabakları üst kata bırakırlar, daha sonra o tabaklar yıkanırdı.
Eskiden kunduracılar çarşısında bol miktarda helva yenirdi. Helva yiyenlerin tercih ettiği saat öğlen üzeriydi.
Helvanın kilosu perakende 31 kuruş olduğu için, parası olanlar helva ekmek yer, kalenderler ise siyah üzüm ekmek yerlerdi. Üzümün kilosu on kuruştu.

BİRİNCİ MÜŞTERİM HİLMİ KULLUK’TU
Benim birinci müşterim kimdi biliyor musunuz? Konya Belediye Başkanlarından Yılmaz Kulluk’un babası Hilmi Kulluk.
Hilmi Kulluk çarşıda kaputbezi satardı.
Öğlen ezanından yarım saat evvel gelir, karşıya dururdu. Hilmi Amca gelmiş derdik.
Çeyrek ekmeğin içine 50 gram helva isterdi.
O zamanlar helva ekmeği saracak kağıt falan yok.
Okul talebelerinin sarı defterleri vardı. Sarı defterleri kilo ile alırdık. O defterin yapraklarına sarardık helva ekmeği.
Hemen Hilmi Amcanın 50 gramlık helvasını hazırlardık. Babama, baba derdik, 50 gram helva mı olur? Hiç değilse yüz gram alsa ya…
Babam şöyle demişti;
Bereket 50 gramda mı, 50 kiloda mı?
Sakın ha!
Adamı hor görmeyin!
Midesi öyle, durumu öyle, sağlığı öyle, kesesi öyle…
O elli gram alacak, öteki, elli kilo…
Hilmi Kulluk rahmetli geldi mi, hemen hazırlardık elli gram helvasını, sağlığı demek ki öyle diye…

HACIVEYİSZADE HOCA BİR RUH DOKTORUYDU
Hacıveyiszade’nin helva aldığını pek hatırlamam ama, bizim dükkanımıza çok gelirdi. Aziziye Camiinden çıktığında, 50-60 metre ileriden Hoca geliyor derlerdi. Herkes işini gücünü bırakıp, dükkanını önüne çıkardı. O dua yapa yapa geçerdi.
Biri dükkana yardım istemeye gelse bir mi verelim, iki mi verelim diye düşünürdük.
Ancak, o birine yardım için gelse on mu verelim, yirmi mi verelim diye kafamızdan geçerdi.
Hoca bir ruh doktoruydu. Kulaktan dolma değil, bizzat yaşadığım bir olay var.
Bu olay ne zaman aklıma gelse gözlerim yaşarır.
Türkmenistan gelenler olmuştu. Bir kısmı İsmil’e yerleşti. Cihanbeyli’ye de iki aile gelmişti. Hanımları yoktu. Abdurrahman ve Abdülgani diye iki kardeş vardı.
Allah rahmet eylesin ikisi de vefat etti. Bir de yanlarında 18-20 yaşlarında delikanlı bir hemşerileri vardı.
Bu iki kardeş Cihanbeyli’de bakkallık yaparlardı. Hükümet bunlara toprak vermiş, bunlarda 8-10 aile kendi aralarında para toplamışlar bir traktör almışlar, çift sürüyorlar.
Hemşerilerinin oğlu gece yarısına kadar motorla çift sürmüş. İşini bitirdikten sonra anız derler, iki tarla sınırında bir yere yatmış. Uykusu gelmiş, iyice de yorgunmuş. Yarım saat, bir saat kadar uyuduktan sonra heyecanla uyanmış.
Hayrola oğlum demişler, çocukta ses yok!
Tuvalet ihtiyacın falan mı var demişler, çocukta ses yok!
Tahtadan ses geliyormuş, çocuktan ses gelmiyormuş!
Herhalde bu çocuğa bir şeyler oldu demişler. Cihanbeyli’de bir Hocaya okutmuşlar. Hoca okumuş falan, çocukta hiçbir değişiklik yok.
Birkaç gün geçmiş, almışlar doktora götürmüşler çocuğu, muayene, ilaç derken, çocuk yine düzelememiş.
Askerlik çağında delikanlı.
Demişler birde bizim ağalara gidelim.
Babamla amcama Ağa derlerdi.
O zamanlar bakkaliyemizde var. Dükkanlarına ne alacaklarsa tamamını bizden alırlardı. Babam bizden ne istiyorlarsa en düşük fiyata verin derdi, bizde lazım gelen ikramı yapardık.
Almışlar gelmişler çocuğu. İki kardeşin ortasında çocuk gelmiş. Bende evde inşaat yaptırıyordum. Rahmetli kardeşim geldi, köyden hasta geldi, seni çağırıyorlar dedi. Elimi, yüzümü, çamurları yıkadım. O esnada ezan okundu. Namazımı kılayım geleyim dedim.
Tezgahtarımız hafızdı. Kardeşim çocuğa şöyle bir bakmış. Hacıveyiszade Hocama götürelim demiş, Hocalıksa hocalık, doktorluksa doktorluk söyler demiş.
Ben geldim, çocukta ne ses var ne seda.
Ne çaya bakıyor ne yüzümüze.
Kardeşimle bizim hafız tezgahtar, birlikte Aziziye Camiine gittiler. Dükkanda biri kalması lazım olunca, ben kalmıştım.
Çocuğa abdest aldıramamışlar. Camiden içeriye girmemek için, dayamış ayaklarını. Katiyen içeri girmiyor. Bu arada Cami içindeki hücresinde olan Hacıveyiszade Hocam dışarıya çıkmış.
Bizim Süleyman’ın evini biliyor musunuz demiş, benim damadım olur, çocuğu oraya götürün bende geliyorum.
Hocanın damadı Süleyman’ın evi Matbaacı Takva’nın matbaasının yanındaydı. Onun meşhur bir sözü vardı. Burası Matbaa, ben Takva derdi. Yeni Meram Gazetesi sahibinin babası.
Kardeşim, bizim hafız tezgahtar ve Cihanbeyli’den gelen misafirler, Hocamın damadının evine girmişler, az sonrada Hocam gelmiş.
Biz bekliyoruz, akşam yakın.
Hocam iki dizini, çocuğun iki dizine dayamış, almış eline Kuran-ı Kerimi başlamış okumaya…
Bizim tezgahtar çocuk diyor ki, hocam okumaya bir başladı, kendinden geçti. Hem okuyor, hem ağlıyor. Çocukta ağlamaya başladı.
Okuması bittikten sonra, geçmiş olsun oğlum dedi, bir şeyin kalmadı, korkma!
Bizim hafıza diyor ki, Vakıflar çarşısına git oradan bir testi al, içine su doldur bana getir.
Hafız bir toprak testi almış, su doldurup getirmiş Hacıveyiszadeye.
Diyor ki, hocam o testinin içine okudu.
Çocuğa, oğlum dedi hiç korkma, bu testideki suyla güzelce bir gusül abdesti al. İçindeki suyu takviye et. Korkma, yalnız değilsin!
Biz bu arada merak içindeyiz.
Nasıl geldiler biliyor musun?
Çocuk konuşuyor!
Rahmetli kardeşim bir ağlamaya başladı!
Ne idi bu çocuk, ne olmuş?
O çay içmeyen çocuk çay içti.
Ne sorsan cevap veriyor.
Aradan 15-20 gün geçti, Abdurrahman gelmişti ona dedim ki, sana münasipse bir şey soracağım. Acaba çocuk bir şeyler hatırlıyor mu, sorabilir misin dedim. O da sormuş.
Çocuk beni demiş, hocam kurtardı.
HÜZÜNLÜ BİR BAYRAM GÜNÜYDÜ!
Ladikli Ahmet Ağa bizim müşterimizdi. Sırtında heybesi ile dükkanımıza gelirdi. Çok güzel sohbetleri olurdu. Babam ve amcamın iyi ahbabıydı.
Operatör Üzeyir Şakar vardı. Onunla samimiyetleri vardı. Onun sohbetlerini teybe almış. Ben onun teybinden, onun o çok güzel beyitlerini dinlerdim.
1968’de Hacca gideceğiz. Ahmet Ağayı ziyaret edelim dedik. Ramazan Bayramının ikinci yada üçüncü günüydü.
Özyalvaç mağazasının sahibi arkadaşımla birlikte Ladik’e gittik. Ziyarete gittik ama Ladik’e vardığımızda hiç bayram günü gibi değildi.
Orada rastladığımız birine evine sorduk.
Ne yapacaksınız? dedi
Ahmet Ağayı ziyaret edeceğiz dedik.
Şöyle bize baktı, ve dedi ki, haberiniz yok mu?
Ne haberi?
Ahmet Ağanın büyük oğlu vefat etti dedi.
Ahmet Ağa oğluna, Bayram günü gelen giden çok olur diye, evin orada yol üstündeki çukurları doldurmak için kum getir, oralara at demiş.
O da kum alınacak yere gitmiş, orada motor devrilmiş, oğlu motorun altında kalarak vefat etmiş.
Ahmet Ağanın evine vardık, salonda oturuyor. Elini öptük. Hasbinallahi ve ni’mel vekil” diyor başka bir şey demiyordu.
Cenaze çıkarılacakmış, Bende araba vardı. Ahmet Ağa yanıma bindi. “Hasbinallahi ve ni’mel vekil..” den başka tek bir kelime konuşmadı.
Çok güzel beyitler söylüyordu. Cenazesinde çok büyük kalabalıklar vardı.
Birde hastayken hastanede ziyaret ettik. Hastanede onu ziyaret etmek için çok büyük kuyruklar oluşmuştu. Bende sıraya girdim. Doktor Üzeyir Şakar fazla rahatsız etmeyin, geçmiş olsun deyin ayrılın demişti, bizde öyle yaptık.
Ben onu beyitlerinden biliyorum. Allah rahmet eylesin.
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.