SIRÇALI MESCİT
XIII. yy ikinci yarısından kalma olan mescit tipik bir Selçuklu eseridir. Adını çini süslemelerinden alır. Selçuklu çini mihraplarının en güzel örneklerinden birini taşımaktadır. Giriş bölümü iki sütunla üç bölümlüdür. Harim ile giriş bölümü arasında iki pencere vardır. Kubbelidir. Tuğla işçiliğinin önemli bir misali olan kubbesi, tuğlaların iç içe yıldızlar meydana getirecek şekilde sıralanmasıyla örülmüştür.
Bir ara çevresinde debbağlar bulunduğu için Debbağhane Mescidi diye anılmıştır. Mihrabındaki muhteşem çini göbekler çalınarak Konya’daki bir konsolos tarafından Avrupa’ya kaçırılmışsa da birçoğu durmaktadır.
Konya Meram ilçesinde bulunan Sırçalı Mescit’in kitabesi bulunmamaktadır. Mimari üslubundan XIII. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır.
Mescit kesme taş ve moloz taştan yapılmış, kareye yakın dikdörtgen planlı bir yapıdır. İbadet mekânının üzerini merkezi bir kubbe örtmektedir. Kubbeye geçiş diğer Selçuklu camilerinde olduğu gibi Türk üçgenleri ile sağlanmıştır. Kubbe ve kubbeye geçişi sağlayan Türk üçgenlerinin içerisi tuğlalar ve yıldızlardan oluşan bir bezeme ile süslenmiştir. Mescidin önünde üç kemerli bir son cemaat yeri bulunmaktadır.
İbadet mekânı zengin çini mozaik süslemeleri ile ve tuğla örgüleri ile dikkati çekmektedir. Çini mozaik mihrabı Selçuklu mihraplarının en güzel örneklerinden birisidir. Mukarnaslı olan mihrap nişi firuze ve mor renkteki çinilerden oluşturulmuş geometrik motifler, yıldız, baklava, altıgen ve zikzak motifleri ile doldurulmuştur.
Aslına bakılırsa bu mescidin adı Kubbeli Mescid veya debbağlar içinde olduğu için Debbağlar Mescidi'dir. İ. Hakkı Konyalı'ya göre asıl Sırçalı Mescid, Bordabaşı Mahallesindeki Demirci Hacı Mescidi'dir. Hatta aynı müellife göre At pazarındaki Miskinler tekkesi (Misk Emir) zaviyesinin bir adı da Sırçalı Sultan Tekkesidir. Tabi bir de bugün taş eserler müzesi olarak kullanılan Selçuklu medresesi Sırçalı Medrese ismini taşır.
SIRÇALI MESCİD – KUBBELİ MESCİD (DEBBAĞLAR MESCİDİ)
İbrahim Hakkı Konyalı, Konya Tarihi adlı eserde o günlerin anlatımıyla Sırçalı Mescit hakkında şunları yazmış;
Mabed; kendi adını verdiği mahallededir. 11 kapı numarasını taşır. Son cemaat yerinin önünden dere akar. Mabedin kıble ve batı duvarları adi ve gayri muntazam taşla, kubbesi tuğla ile yapılmıştır. Yüzünü teşkil eden son cemaat yerinin duvarlarında iri ve muntazam kesme taşlar kullanılmıştır. Son cemaat yerinin önünde durupta gözlerimizi binanın cephesinde gezdirdiğimiz zaman eski ihtişamına ağlayan şaheser bir Selçuklu abidesi karşısında bulunduğumuzu anlarız.
Son cemaat yerinin kapısının sağından başlayan ve kemerleşmek üzere yükselen mavi zeminli çini üzerine siyah ile ve yüksek bir Selçuklu sülüsü ile yazılmıştır. Bu kitabeli çini kapının üstündeki kemeri dolaşarak solda sona eriyordu.
Şimdi kemerin yalnız ayağının parçaları kalmıştır. İşte bundan ve son cemaat yerinin solundaki duvar çinilerinden öğreniyoruz ki eskiden son cemaat yerini üç kubbe örtüyordu. Kemerler tamamen çinilerle kaplı idi.
Son cemaat yerinin sağında da abidenin durumuna uygun Hatuniye, Hoca Hasan ve Zenburi mescidlerinin minareleri gibi bir minare yükseliyordu, yedinci hicret asrının son yıllarında bir çok Selçuklu abidelerini yere seren yer sarsıntısı bu mabedin de minaresiyle son cemaat yerlerinin kubbelerini yıkmıştı. Şimdi minarenin küpüne kadar olan kısmı ayaktadır. Merdiveninden dama çıkılmaktadır.
Mabed; Başarabey, Beyhekim, Dönbaba mescidlerinin tiplerindendir. Son cemaat yerinin kemerlerini tutan; başlığı kendinden köşeli mermer sütun hala önündeki derenin içinde durmaktadır.
Son cemaat yerinin soluna açılan mermer söveli kapıdan içeriye giriyoruz.
Muhteşem mihrabın çinilerinden taşan bahar renkleri gözlerimizi ve bütün dikkatimiz üstüne çeker. Tek ve sağır bir kubbe mabede uhrevi bir loşluk veriyor. Mabed debbağlar içinde olduğu için sağından açılan ikinci kapısı sonradan kapatılmıştır. Mabedden sola iki, sağına ve kıble tarafına da birer pencere açılır.
Mihrab Selçuk çinicilik ve sırçacılık sanatının çok muvaffak bir şaheseridir. Mihrabın çinileri zeminden itibaren başlar yalnız tahtadan şamdanlıklar alt kısımlarını kapamıştır.
Bu sakil tahtaların sökülerek mihraba bütünlüğünü temin etmek lazımdır. Mihrabın sağından çini sütuncuğa ve soldan istelaktit altına kadar olan çinileri ile sağ ve solundaki muhteşem göbekler 30 sene evvel Tüfekçinin Hakkı isminde birisi tarafından çalınarak Konya’daki bir konsolos vasıtasıyla Avrupa’ya kaçırılmıştır.
Çinilerden beyaz, mavi, açık mavi, lacivert, koyu cividi renkler ve istelaktit yapraklarının her birisinde değişik desenler kullanılmıştır. Bunlarda üçer ve altışar şualı yaldızlar vardır.
Mihrabı saran gül goncası, lale ve yapraklarla süslenmiş mavi zemin üzerinde koyu çividi bir renk bulunur.
Köşelerindeki hendesi süslerle mihraba başka bir durum temin etmektedir. Mihrabın umumi durumu perişandır. Yukarıdan iki yerinden çatlamıştır. Kubbe askılarında istelaktit yoktur. Mabedin içinde 2,5- 3 asırlık kıymetli seccadeler vardı. Bunlarda çalınmıştır.
1342 yılında esaslı bir suretle tamir edilen mabedin kubbe eteğine Hamdi zade meşhur hattat Mehmed Mahbub efendinin oğlu Vilayet mektubi kalemi katiplerinden Ahmed Agah güzel bir sülüs ile Ayet-el Kürsi yazılmıştır. Mabedi dört tarafından bir buçuk metre kadar yükseklikte alçıdan bir cüz rafı sarmaktadır.
Mabedin hiç bir yerinde yapanı, yaptıranı ve yapıldığı tarihi gösteren hiçbir kitabe yoktur. İçindeki çinilerden dolayı bu mescide ve mahallesine verilen (SIRÇALI) ismi yenidir.









Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.