Türk musikisinin dehası: İsmail Dede Efendi

Türk musikisinin dehası: İsmail Dede Efendi

 Türk müziğinin çeşitli formlarını başarılı bir şekilde işleyen usta bestekar İsmail Dede Efendi'nin vefatının ardından 174 yıl geçti.

Türk sanat musikisi çevrelerinde "Derviş İsmail", "Dede", "Dede Efendi", "Hammamizade İsmail Dede Efendi", "İsmail Dede" gibi isimlerle anılan musikişinas İsmail Dede Efendi, Birinci Abdülhamid'in (1774-1789) ilk saltanat yıllarına rastlayan 9 Ocak 1778 tarihinde İstanbul Şehzadebaşı'nda bir kurban bayramında dünyaya geldi.

Babası Süleyman Ağa, oğluna kurban bayramında doğması sebebiyle İsmail adını verdi. Dede Efendi, babasının çeşitli yerde hamam işletmesiyle birlikte zamanla da "Hammamizade" sıfatını aldı.

- Sesinin güzelliği ile dikkatleri üzerine toplayarak, okulda ilahici başı olarak seçildi

Çamaşırcı Mektebi'nde 1786'da ilköğrenimine başlayan Dede Efendi, kısa bir süre sonra yeteneği ve sesinin güzelliği ile dikkatleri üzerine toplayarak, okulda ilahici başı olarak seçildi.

Dede Efendi'nin henüz küçük yaşlarda olmasına rağmen güzel sesi, okuldaki arkadaşının babası olan ve müzikle uğraşan Anadolu Kesedarı Uncuzade Mehmet Emin Efendi'nin de ilgisini çekti ve bu sayede İsmail Dede Efendi'ye 7 yıl boyunca ders verdi.

Eğitimi sırasında okul döneminde yüzlerce esere imza atan Dede Efendi, bir süre sonra hocası Mehmet Emin Efendi'nin aracılığıyla Maliye Nezareti Baş Muhasebe Kaleminde "Katip Muavini" olarak çalıştı. Bir yandan memuriyete bir yandan hocasının derslerine devam eden Dede Efendi, Mevleviliğe ilgi duyduktan sonra Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi Ali Nutki Dede'nin derslerini izlemek üzere haftada iki gün Mevlevihane'ye gitmeye başladı.

Usta bestekar, Yenikapı Mevlevihanesi'ni bir okul gibi görerek, 7 yıl boyunca memuriyet hayatının yanında ayinleri takip etti ve kendini geliştirdi. Ali Nutki Dede ile bir öğretmen-öğrenci ilişkisinden ziyade baba- oğul gibi olan İsmail Dede Efendi, şeyhinin kardeşi olan müzik kuramcısı Abdülbaki Nasır Dede'den de birçok konuda yararlanarak, ney üflemeyi öğrendi.

Mevlevi tarikatına girerek, 18 Mayıs 1797'de "Mevlevi" olan Dede Efendi, resmi derviş olabilmek için memuriyet görevinden istifa ederek 3 Haziran 1798'de dergahta "çile"ye girdi. Dede Efendi, 29 Temmuz 1798'de de sema meşkini bitirdi. Çilesi sırasında bestelediği ve ilk eseri olduğu sanılan güftesi Keçecizade İzzet Molla'nın olan buselik makamında semai usulündeki "Zülfündedir benim baht-ı siyahım" güfteli şarkısı, İstanbul'un müzikle ilgili çevrelerinde büyük ilgi topladı.

"Zülfündedir benim baht-ı siyahım/ Sende kaldı gece, gündüz nigahım/ İncitirmiş seni meğer ki ahım/Seni sevdim odur benim günahım" sözleriyle başlayan eser, dönemin hükümdarı aynı zamanda meşhur bir bestekarı olan 3. Selim'in de ilgisini çekti. Şarkının çile doldurmakta olan genç bir Mevlevi derviş tarafından bestelendiğini öğrenen 3. Selim, onu saraya çağırtarak yapıtı bir kez de kendisinden dinledi ve onu saray hanendeleri arasına almak istedi.

- 1799'da "Dede" unvanını aldı

İsmail Dede Efendi, 3. Selim'in huzurunda eserini icra ettikten sonra, sarayda fasıllara katıldı. Padişahın kendisiyle ilgilenmesinden sonra Dede Efendi'nin 1001 günlük "çile" süresinin son yılı Nutki Dede tarafından bağışlandı. 1799 yılında 9 aylık bir çileyle "Dede" unvanını alan usta bestekar, 21 yaşındayken rütbe sahibi bir Mevlevi oldu.

Dedeler arasına katıldıktan sonra usta bestekar, Yenikapı Mevlevihanesi'nde kendisine ayrılan hücreye yerleşti ve artık ünü bütün İstanbul'a yayıldı. "Mukabele" günleri Dede Efendi'nin hücresi, ondan yararlanmak isteyen müzik meraklılarının uğrağı oldu.

Dede Efendi'nin bu sıralarda bestelediği, en güçlü eserlerinden ve "Ey çeşm-i ahu hicr ile tenhalara saldın beni Çün nafe bağrım hun edip sahralara saldın beni Ey kamet-i serv-i semen salınmada ellerle sen Haşrolamam dedikçe ben ferdalara saldın beni" sözlerini taşıyan "Hicaz Nakış" da büyük yankı uyandırdı. Yeniden saraya çağrılan Dede Efendi, bundan sonra haftada iki gün, padişah huzurunda düzenlenen küme fasıllarına hanende olarak katılmaya başladı. Bundan sonra saraya dahil olan Dede Efendi, Enderun'da da hocalık yapmaya başladı.

Mevleviliğin İsmail Dede Efendi üzerindeki etkisine dair Ahmed Hamdi Tanpınar, "Yaşadığım Gibi" yazısında, "…Dede'nin asıl mektebi, yetiştiricisi Yenikapı Mevlevihanesi olmuştur. Buradan, İsmail Dede, sadece musıkiyi daha yüksek, kökleri daha derinde bir gelenekten öğrenmemiş, ayrıca şahsiyetinin özü olacak bir nizamından almıştır. Hatta onun asıl şahsiyeti, Mevlevi potasında, onun insana aşıladığı hasrette teşekkül eder, demek daha doğru olur." ifadelerini kullanmıştı.

İsmail Dede Efendi, saraydan Nazlıfer Hanım'la 1802'de dünya evine girdi ve bu evliliğinden iki oğlu, 3 kızı oldu. 1804 yılında büyük saygı ve sevgiyle bağlandığı hocası Ali Nutki Dede'yi, bir yıl sonra üç yaşındaki oğlunu, 1808 yılında annesini, 1810 yılında da diğer oğlunu kaybeden Dede Efendi, bayati makamındaki, "Bir gonca femin yaresi vardır ciğerimde" dizesiyle başlayan bestesinde büyük oğlunun ölümünden duyduğu acıyı dile getirdi.

Türk müziğinde ilk kez kişisel bir konunun işlendiği bu mersiye, Tanzimat öncesinin kişiselliğe ve duygusallığa açılma eğilimi içinde gözlenen kendine özgü romantik bir duyarlığın müziğe yansıması sayıldı.

- Yaşamı boyunca 500'den fazla eser besteledi

Hammamizade İsmail Dede Efendi, sanatını geliştirmesine yardımcı olan 3. Selim'in 1808 yılında tahttan indirilmesinden sonra 4. Mustafa'nın bir yıllık padişahlığı sırasında müzik toplantılarına son verildiği için saraydan uzaklaştı. Sultan İkinci Mahmud'un siyasal karışıklığı gidermesinden sonra yeniden saraya alınan Dede Efendi'nin önce padişah musahib-i sonra da sermüezzin olduğu bu yıllar, sanat yaşamının en parlak, en verimli dönemi oldu.

Abdülmecid zamanında da sarayda ki yerini koruyan Dede Efendi, 1839 yılında bestelediği Ferahfeza Ayin'inden sonra bestecilik yaşamında bir durgunluğa girdi. Saraydaki havanın "alafrangalaşması", Batı müziği zevkiyle yetişen yeni padişahın Türk müziğinin, saraydaki varlığını eskisinden farklı olarak ancak resmi bir ilgiyle sürdürür hale gelmesi, Dede Efendi'nin bu çevreden uzaklaşmasına yol açtı.

Dede Efendi, öğrencileri Mutafzade Ahmed ve Dellalzade İsmail Efendi ile birlikte padişahtan izin isteyip, hacca gitmeye karar verdi. Hacca giderken yolda koleraya yakalanan Dede Efendi, 1846 yılında hac görevini tamamladıktan sonra Mekke'de hayatını kaybetti ve Hz. Hatice'nin ayak ucuna defnedildi.

Hocalık vasfıyla da öne çıkan İsmail Dede Efendi, Dellalzade İsmail Efendi, Mutafzade Ahmed Efendi'nin yanı sıra Yağlıkçızade Ahmed Ağa, Şakir Ağa, Hamparsum Limonciyan, Hacı Arif Bey, Eyyubi Mehmed Bey, Çilingirzade Ahmed Ağa, Nikogos Ağa, Suyolcuzade Salih Efendi, Yeniköylü Hasan Efendi, Behlul Efendi, Haşim Bey, torunu Sermüezzin Rifat Bey, Gelibolu Mevlevihanesi şeyhi Hüseyin Azmi Dede ve Zekai Dede gibi pek çok değerli öğrenci yetiştirdi.

Yaşamı boyunca 500'den fazla eser besteleyen ve Türk musikisinin ayin, durak, tevşih, savt, ilahi, peşrev, saz semaisi, kar, karçe, kar-ı natık, murabba, semai, şarkı, türkü, köçekçe gibi dini ve din dışı sahadaki hemen her formunda eser veren usta bestekarın, hac esnasında bestelediği sözleri Yunus Emre'ye ait "Yürük değirmenler gibi dönerler" dizesiyle başlayan şehnaz ilahisi onun son eseri oldu.

19. yüzyılın en büyük bestekarlarından biri olarak gösterilen Dede Efendi, aynı zamanda arabankürdi, hicaz buselik, sababuselik, neveser ve sultaniyegah gibi makamları da ilk kez kendisi seslendirdi. Bireysel bir üsluba ulaşmış sanatkarın bu üslubu, müzik çevrelerinde "Dede Efendi tavrı" olarak nitelendirildi.

Dede Efendi'nin bestelerinde dikkati çeken en önemli özellik ise klasik üslubunu korumuş olmasıydı. 3. Selim ve 2. Mahmud'un himayelerinde sarayda başarılı eserler veren Dede Efendi, bazı eserlerini de onlara ithaf etti. 2. Mahmud, Yenikapı'da mukabelede bulunduğu bir gün, mukabeleden sonra Dede Efendi'ye, Ferahfeza makamını çok sevdiğini ve bu makamda bir ayin bestelemesini rica etti. Bu istek üzerine ünlü "Ferahfeza" ayinini besteleyen Dede Efendi'nin diğer bestelediği yedi Mevlevi ayininin ilk altısı Yenikapı, yedincisi Ferahfeza ise Beşiktaş Mevlevihanelerinde ilk defa okundu.

Türkçe ve Farsça şiirler de kaleme alan İsmail Dede Efendi'nin hece vezniyle yazdığı sade şiirleri de bulunuyor. Aynı zamanda iyi bir hattat olan Dede Efendi'nin "Ayin Mecmuası" adlı eserinin fotoğraf nüshası Baki Baykara Arşivi'nde yer alıyor.

İsmail Dede Efendi'nin bestelediği ayinlerin notaları ayrıca önce Mehmet Suphi Ezgi, Ahmet Irsoy ve Mesut Cemil'den oluşan bir heyetin tespitiyle İstanbul Konservatuvarı Neşriyatı arasında (İstanbul 1935-1936), daha sonra Sadettin Heper'in "Mevlevi Ayinleri" adlı eseri içinde yayımlanmıştır.

Müzikolog, bestekar ve neyzen Rauf Yekta Bey de İsmail Dede Efendi'nin bestekarlığı üzerine şu değerlendirmelerde bulunmuştur:

"…Dede Efendi'nin eserleri üslup açısından oldukça asil ve kibardır. Büyük bestekarımızın ustalığında her şeyden önce göze çarpan özellik, Türk musikisinde Itri'lerin ve buna benzer ustaların gayreti ile yüzyıllardan beri gelişmiş olan geleneksel biçim ve tavrın titiz bir koruyucusu olmasıdır. Bununla birlikte Dede Efendi'nin bu özelliği eserlerini, kendinden öncekilerin gösteremediği yeniliklerle süsleyerek bestelemesine engel olamamıştır. Hiç çekinmeden söyleyebiliriz ki son yüzyılda 19. yüzyılda yetişen Türk bestekarları içinde Dede Efendi derecesinde hem klasik üsluba bütünü ile sadık kalmış hem de bu üslubun kaide ve şartlarından dışarı çıkmamak kaydı ile yeni nağmeler bulmakta ve yenilikçi eser ortaya koymayı başarmış bir bestekar daha gösterilemez. Bir de şurası dikkat çekicidir ki Dede Efendi bazı bestekarlarımız gibi, daha çok yalnız bir tür eserin bestelenmesinde ihtisas sahibi olan ustalardan değildir."

Osmanlı tarihinin en bunalımlı dönemlerinden birinde yaşayan ve uygarlık ile kültür değişimi olarak toplumsal bir çöküş ortamında yetişen bu anlamda da birçok farklı öğeyi eserlerinde kaynaştıran usta bestekar İsmail Dede Efendi'nin, başlıca eserleri ise şunlardır:

"Hüzzam, Saba, Fe­rahfeza Mevlevi ayinleri", "Suzidil durak (Ayağı tozunu sürme çekelden gözüme)", "rastkar-ı nev (Gözümde daim hayal-i canan)", "hicaz nakış beste (Ey çeşm-i ahu hicr ile tenhalara saldın beni)", "bayati bes­te (Bir goncafemin yaresi vardır ciğerim­de)", "ferahfeza beste (Ey kaş-ı keman tir-i müjen canıma geçti)", "ferahnak beste (Fi­gan eder yine bülbül, bahar görmüştür)", "mahur beste (Ey gonca-dehen har-ı elem canıma geçti)", "sultaniyegah 1. beste (Misalini ve zemin ü zeman görmüştür)", "hüzzam nakış yürüksemai (Reh-i aşkında edip kaddimi kütah gönül)", "neva yürüksemai (Ey gonca-dehen ah-ı seherden hazer eyle)", "ferahnak ağır semai (Dil-i biçareyi mec­ruh eden tiğ-i nigahındır.)"

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.