Ünlü sanatçının Konya vasiyeti
Türkiye’de pop müziğin öncü isimlerinden Erol Büyükburç’un menajeri Osman Yazıcı’yla sanatçının Konya aşkını ve Konya ile ilgili vasiyetini konuştuk. Röportajda Erol Büyükburç’un Metin Özülkü, Kenan ve Ozan Doğulu gibi sanatçıları Türk popuna kazandırdığını belirten Yazıcı, Barış Manço, Cem Karaca gibi isimlerin de yine onun açtığı yoldan ilerlediğini vurguladı. Büyükburç’un sufiliğe nasıl baktığı, verdiği hangi savaş için yıllarca kukla yaptığı, vecizeleri neden önemsediği aşağıda...
Röportaj: Çiğdem Kurut
Rahmetli Erol Büyükburçla nasıl tanıştınız?
Erol Büyükburç’la 15 yıla yakın bir süredir beraberdik. Beni ilk menajerliğe sokan İlhan Şeşen’di. Burhan Şeşen’in TV 8’de “Yorumsuz” diye bir programı vardı. Ben de o programın sponsoruydum. İlk orada gördüm. Ardından Barış Manço’nun Kültür Merkezi’nde tanışınca birlikte çalışma kararı aldık. Abim İl Emniyet Müdürüydü. Hiç bu işlere girmemi istemezdi. Ben de ilk işimde soluğu Beyoğlu ilçe Emniyet Amirliğinde aldım. Kafamız gözümüz patlamış şekilde. O gün benim için milat oldu ve bir karar aldım. Daha ziyade bar programları değil de kendini ispatlamış sanatçılarla çalışmayı uygun buldum. Erol Büyükburç’la tanışıp çalışma kararı alınca da bu tercihimin ne kadar yerinde olduğunu gördüm. Sadece Erol Büyükburç değil, Tülay Özer, İskender Doğan gibi sanatçıların menajerliğini yürütmüş oldum.
Sanatçıların kaprisleri çok konuşulur. Siz Erol Büyükburç’la bunları yaşadınız mı?
Mütevazı, saygılı, hep yenilikçe bir insandı. İlk fark ettiğim hiperaktif, çok yönlü bir sanatçı oluşuydu. Hiçbir konserimizde, etkinliğimizde diğer sanatçılar gibi asla özel bir isteği olmazdı. Hatta yadırgardı, ayıplardı. Yemek yerken bile yanına gelen hiçbir sevenini kırmadan ayağa kalkar karşılık verirdi. Çok sanatçı gördüm ama onun kadar centilmenini görmedim. Bugüne bugün hiç kimseyi kırdığını hatırlamıyorum. Yani o yatırımını insanlara yapıyordu diyebilirim.
Hep yeniliklerle anılıyor. Bu tarzıyla başka ülkelerde olsaydı bulunduğu nokta farklı mı olurdu
Olurdu. Dahilik derecesinde biriydi. Dehaydı. Bütün dehaların altında bir delilik yatar. Mesela Nuri Sesigüzel’in anlattığı bir şey var bana. Zeki Müren, Erol Büyükburç sahnelere çıkana kadar hep siyah simokinle sahne alırmış. Erol Büyükburç farklı kıyafetlerle çıkıyor. Türkiye’deki ilk kostüm anlayışını ortaya koyan sanatçıdır. Pek çok ilki vardır. Mesela türkülerle ilgili. “Yeter bugüne kadar bu türkülerimiz hep iç piyasalarda tüketildi. Nasıl onlar bize şarkılarını veriyorlarsa biz de onlara şarkılarımızı, türkülerimizi onların anlayacağı soundlara çevirip pazarlamalıyız” derdi. Ve ilk türküleri de aranje eden kişidir. Ondan sonra tabi ki Barış Mançolar, Cem Karacalar onun açtığı yoldan devam etmişlerdir. Hep kavga dövüş yapa yapa bunları kabullendirmiştir.
Kendine hep bir misyon mu yüklemişti?
Hep bir misyonu vardı. Savaşlar vermiş. Bunu aslında yaşarken insanlar anlayamadı. En iyi anlayanlardan biri Mehmet Taşdiken’di. Bize ait o kadar büyük karakterler varken nasıl bizim halkımıza saçma sapan karakterleri empoze ediyorlar diye oturup bir fabrikada 4 buçuk sene boyunca Türk karakterlerin kuklalarını yaptı. İbişler, Nasrettin Hocalar. Özgün Türk kuklacılığını geliştirmek adına yaptı. O dönemin Kültür Bakanına falan gitmiş. Meseleyi anlatmış. Destek görememiş ama ipin ucunu bırakmamış. Onlara müzikaller yazmış, seslendirmiş. 8 sene boyunca o dönemin en popüler şenlikleri olan Gülhane Şenlikleri’nde oynattırmış.
Farklı duyarlılıkları olan bir insan mıydı?
Hep “Milletimi çok seviyorum” diyordu. Balkanlarda 3 sene üst üste yapılan uluslararası festivalde birincilik almış. Mehmetçik’e yaptığı 5 tane şarkı var. Polislere yaptığı şarkılar var. Hiçbir şeyi es geçmedi. En son turneden geldiğimizde bile arabanın yanına oturmuş vecizeler yazıyordu.
Türk popuna yeni isimlerin kazandırılmasında da rolü var mı?
Çok sayıda ismi sanat camiasına kazandırdı. Kenan Doğulu’nun babası Yurdaer Doğulu’yu Ankara’dan alıp getirmiştir. Metin Özülkü’yü kazandırıp Kenan ve Ozan’ı da daha küçükken Metin Özülkü’ye emanet etmiştir. Cem Karaca hakeza öyle. Cem Karaca’nın annesi Toto Karaca iyi arkadaşıymış. Cem’i getirmiş yanında ilk sahnelere çıkmasına vesile olmuştur. Ölene kadar da öyleydi. Pek çok genç sanatçının önünü açıyordu. Şunu derdi; “Öyle ünlü sanatçılarla düet yapmak kolay. Ben de bugün hangisine rica etsem benle de düet yaparlar. Ama mesele gençlerin önünü açabilmekte. Onlara yeni şeyler katabilmekte”
Çok daha iyi yerlerde olması gerektiğini düşünüyor musunuz?
Son 15 yılında sufilik makamına erişmiş bir insandı. Bana göre öyleydi. Bütün düşünce ikliminde popülerlik adına bir şeyler yatmıyordu. Ne kazandırabilirim, neleri değiştirebilirim. Mesela pop müziğe baktığınız zaman birbirinin tekrarı, benzer şarkılar. Tarkanın 10 tane taklidi var. Bir Murat Boz’un 15 tane kopyası var. Hande Yener’in öyle. Bunu kabullenemiyordu. Kendi karakterlerini oluştursunlar isterdi. Mesela Cem Karaca, Barış Manço bir karakterdir derdi. Ama yetişmiyor, çıkmıyor diye üzülürdü.
Mevlana’nın da yaşamında ayrı bir önemi varmış. Neydi önemi?
Çocukluğundan itibaren anneannesinden Mevlana’yı, Yunus Emre’yi dinlemiş. Bir de sanıyorum annesi Karaman taraflarındandı. Yıllar boyunca, en popüler olduğu dönemlerde bile Mevlana’yı çok sık ziyarete gelirdi. İçsel sesiyle Mevlana’yla konuştuğunu, ondan icazet aldığını söylerdi. Kimseye haber vermezdi. Mesela Yunus Emre. Bir gün, “Tamam biz Yunus Emre’yi biliyoruz ama onu dünyanın tanıması lazım. Onların anlayacağı normlarda senfonik bir biçimde bestelemeliyiz” dedi. Biz bunun 4 tanesine de klip çektik. Son 15 yıldır vecize yazmaya başlamıştı. Bunun sebebi de Mevlana . “600, 700 yıl önce yazılmış atasözleri var. Onlar tarım süreci, avcılık sürecinde olan atasözleri, vecizelerdir. Bu çağa uygun, milenyuma uygun sözlerin yazılması gerek. Mesela çocuklar ak akçe kara gün içindiri anlamaz. Akçe bilmezler. Bunların yenilerini yazmak lazım” derdi. Sanıyorum 12 bin civarında vecizeyi yazdı. Kitap olarak basılacak.
Konya’yla ilgili vasiyeti neydi?
Çok seviyordu Konya’yı. Ve bir şiir yazdı. Bana bir vasiyetidir Konya. Konya’da o şarkıyı seslendirip bir klip çekmek istiyordu. Konya’da bir gönül hatıram olsun istiyordu. Ömrü yetmedi, Hak’kın rahmetine kavuştu. Ama ben bu projeyi burada Konyalı bir sanatçıya seslendirtip klip çekmeyi çok arzu ediyorum. Konyalı sanatçı olsun ki iş vizyonuna uygun olsun. Görüşmelerimiz sürüyor. Yakında güzel bir çalışma ortaya çıkacak.
Vefat etmeden önce görmediği değerin öldükten sonra gördüğünü söyleyebilir misiniz?
Maalesef sadece Erol Bey için geçerli değil, hangi dalda olursa olsun, aynı şey geçerli. Hayatın bir gerçeği var. Milletçe uyanmamız gereken gerçekler var. Mesela Mimar Sinan en güzel eserini 80’li yaşlarda yapmış. Ustalık eserim dediği. Bu insanları kullanmamız gerektiğine inanıyorum. Bana göre Kültür Bakanlığı’nın sinemadan, tiyatrodan müzikten bu yaşlarda ki insanlara manevi danışmanlıklar vermesi çok akıllıca olacaktır.
Çok yönlü olduğunu söylemiştiniz. Neydi bilmediğimiz yönleri?
Sanat aşkı çocukluğunda başlamış. Mesela sadece müzikle bağdaştırmak yanlış. Çok iyi bir heykeltıraştı. Çok iyi resim çizerdi. Küçük bir sergi de açmıştık. Bitirdiği resimlerle yine sergi açacağız. Resimde de farklı şeyler düşünürdü. Mesela kelebeğin kanatları kelebek ama gövdesini kadın olarak yapardı. Hep marjinal düşünürdü. Kimsenin yapmadığı konulara girmek ister ve altında mutlaka mesaj olsun isterdi. “Ben vizyonerim” derdi. Türkiye’ye büyüktü galiba. En popüler günlerinde bile kendine koruma tutmamış. 1952 yılında sahneye çıkıyor. 63 yıllık sanat serüveni. Türkiye’nin Elvis Pressley’i derlerdi. Ama Osmanlı kaftanları ve tahtlarıyla sahneye çıkıp diğer tarafı hiç es geçmemiş. Türk İslam desenleri yapardı. Bunların bitmemesi lazım. Neden 400 sene öncede kalsın? Gençlerin bunları bilmesi lazım diye hep kızardı. Bir hat sanatı muhteşemdir derdi. Ezgileri tekrarlamak değil, bugünün vizyonunu yakalayıp o hat sanatını icra etmek lazım derdi.
Pekçok sanatçı gibi Erol Büyükburç da vefasızlığa uğradı mı?
Cenazede sanat camiasından vefasızlık gördüm. Çok üzüldüm ona. O kadar çok insanla 28 film çekmiş birinin cenazesinde Hülya Koçyiğiti, Ajda Pekkan olmalıydı. İlk filmini Ajda Pekkan’la çekmiş. Fatma Girik’i görmek isterdim. Hayat bir döngü. Yarın onlar da bu acı gerçeği yaşayacaklar. Vefalı olmak gerekir. Doğulular yoktu. Onların sanat camiasına girmelerini sağladı. Hep gözetti kolladı, birinin orda olması gerekirdi.
Birlikte çok zaman geçirdiniz? Devlet sorunlarına da değinir miydi?
İsmet İnönü’yle bile fotoğrafı var. Bir gün dedi ki, “ Osman, Türkiye’yi yönetmek çok zor. Başka ülkelere benzemez. Çin de Çinli vardır, İngiltere’de İngiliz . Ama Türkiye’de çok millet var zordur. Tarihi misyonu vardır. Bizim kuşak Osmanlıyı da gördü. Bizler Osmanlı çınarında Atatürk çiçekleri açtırmış bir nesiliz. Osmanlıyı da severdik, Cumhuriyet’i de kabul ettik.” Turne yolculuklarının hepsinde söylediği bir şey vardı ama. “Osman, turneler bizim için zorlu yolculuklar demekti. Ama şimdi yollar çok güzel. Yolculuk keyif oldu. “Yolları çok beğeniyordu. Hep yapıcıydı. Eleştirileri bile.
Kaynak:Pusula Haber
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.