'AIDS semptom vermeksizin yıllarca vücutta bulunabilir'

'AIDS semptom vermeksizin yıllarca vücutta bulunabilir'

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatma Kacar, AIDS'in semptom vermeden yıllarca vücutta durabileceğini ve hastalığın kesin tedavisinin bulunmadığını söyledi.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatma Kacar, AIDS'in semptom vermeden yıllarca vücutta durabileceğini ve hastalığın kesin tedavisinin bulunmadığını söyledi.
Medova Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatma Kacar, HIV/AIDS adıyla bilinen virüsün toplum sağlığını önemli oranda etkileyen bulaşıcı bir hastalık olduğunu söyledi. AIDS’ın insan bağışıklık eksikliği olan HIV'in bağışıklık sistemine yaptığı hasardan kaynaklandığını ve ‘edinilmiş bağışıklık yetersizliği sendromu’ ile ifade edildiğini kaydeden Uzm. Dr. Kacar, “Birleşmiş Milletlerin AIDS konusunda mücadele eden kuruluşu UNAIDS‘e göre HIV tanımlandığı 1981 yılından bu yana yaklaşık 78 milyon milyon kişiye bulaşmış olup, 35 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Günümüzde ise dünyada HIV/AIDS ile yaşayan kişi sayısı yaklaşık 36 milyondur. Dünyada her gün 5 bin kişi yeni enfeksiyon tanısı almaktadır. Bu hastaların yüzde 75’i durumlarını bilmektedir. Geri kalan 9 milyondan fazla kişi hala HIV taşıdığından habersiz yaşamaktadır” dedi.

“Yıllar itibarıyla hastalık trendinde artış izlenmektedir”
Türkiye’deki oranlara değinen Uzm. Dr. Kacar, şunları kaydetti:
“1985 yılından 31 Aralık 2019 tarihine kadar doğrulama testi pozitif tespit edilerek bildirimi yapılan 24 bin 237 HIV (+) kişi ve bin 927 AIDS vakası mevcuttur. HIV pozitif kişilerin 3 bin 813, AIDS vakalarının ise 131’i 2019 yılında tespit edilmiştir. HIV vakalarının yüzde 80,72’si erkek, yüzde 19,28'i kadın olup, yüzde 15,69’u yabancı uyruklu kişilerden oluşmaktadır. Vakaların en fazla görüldüğü yaş grubu 30-34 ve 25-29 yaş grubudur. Yıllar itibarıyla hastalık trendinde artış izlenmektedir. 2012 yılında HIV pozitif kişi sayısı 997 iken, 2019 yılında bu sayı dört katına yakın artış göstermiştir. Bu artışta hastalığın yeterince önemsenmemesi ve son yıllarda sosyal medya sayesinde insanların daha rahat cinsel partner bulmasının önemli rol oynadığı belirtilmektedir. Bulaş yoluna göre dağılımına bakıldığında vakaların yüzde 47,8’inin cinsel yolla bulaşmakta olduğu, cinsel yolla bulaştığı bildirilen bu vakaların yüzde 68,9’unun bulaşma yolunun heteroseksüel cinsel ilişki olduğu bilinmektedir. Ayrıca vakaların yüzde 1,1’inin bulaşma yolu damar içi madde kullanımı olup, yüzde 50,6’ının bulaş yolu bilinmemektedir.”
“Semptom vermeksizin yıllarca vücutta bulunabilir”
Hastalığın en önemli özelliğinin semptom vermeksizin yıllarca vücutta bulunması ve kişilerin sağlıklı görünmesi olduğunu belirten Kacar, “Virüsle ilk karşılaşıldığında ortaya çıkan semptomlar (ateş, üşüme-titreme, boğaz ağrısı, gece terlemeleri, kilo kaybı, yorgunluk, eklem-kas ağrısı, lenf bezlerinde şişme, ciltte döküntü vb.) çok silik olup, çoğu zaman gribal enfeksiyon olarak değerlendirilebilmektedir. Yıllar sonra bağışıklık sisteminin zayıflaması ile daha özgül semptomların başladığı dönemde tanımlanması daha kolay olmakla birlikte hastalık artık ileri evreye ulaşmış olup, tedavi olma şansı azalmaktadır. Bu arada hastalık birçok kişiye bulaşabilmektedir. Bulaş zincirinin kırılması ve tedavi için uygun dönemde hastalığın tanımlanabilmesi çok önemlidir. Sürekli yorgunluk, ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, uzun süreli geçmeyen ishal, ağız ve dil üzerinde beyaz lekeler, lenf nodlarında şişme, bulanık görme, kuru öksürük, nefes darlığı, yutmada güçlük-ağrı gibi semptomlar riskli bireylerde AIDS akla getirebilir. Yine bazı kanserler, tüberküloz tanısı da arka planda AIDS varlığını düşündürür” ifadelerini kullandı.
“Ölümler yüzde 51 oranında azalmıştır
Hastalığın kesin tedavisi bulunmadığının altını çizen Kacar, “Günümüzde mevcut tedavi seçenekleri ile yaşam kalitesi ve süresi bakımından çok iyileşmiş, ölümler yüzde 51 oranında azalmıştır. Bununla birlikte hastalıktan korunma hala en öncelikli konudur. Koruyucu bir aşısı bulunmamaktadır. Bulaşma yolu en sık korunmasız cinsel temas, ikinci olarak ise damar içi madde kullananların ortak paylaştığı enjektörler ile olmaktadır. Anneden bebeğe doğum sırasında veya emzirme sırasında geçebilir. Öte yandan epitel bütünlüğü bozulmamış cilt teması, el sıkışmak, sarılmak, birlikte yemek yemek, aynı tuvaletin kullanımı gibi sosyal ilişkiler ile bulaşmaz. Hastalıkla mücadelede toplumsal farkındalığın artırılması, hastalığının bulaşma yolları, riskli olan kişilerin test yaptırmaları ve tanı alan hastaların ise tedavi olmaları konusunda bilinçlendirilmeleri, bilgilendirilmeleri çok önemlidir. Ülkemizde tanı ve tedaviye erişim herkes için sağlanmış durumdadır” şeklinde konuştu.
“İsim ve kimlik bildirmeden test yaptırılabilir”
Herkesin test yapabileceğini söyleyen Kacar, “Sağlık Bakanlığının Ankara’da Çankaya, İstanbul’da Beşiktaş ve Şişli ile İzmir’de Konak, Bursa’da Nilüfer belediyeleri ile başlattığı uygulamayla kişiler isim ve kimlik bildirmeden test yaptırabilmektedir. Tedavinin ömür boyu sürmesi ve maliyetli olması nedeniyle tedavi olmaktan ziyade hastalıktan korunma daha önemlidir. Cinsel ilişkide prezervatif kullanımı en etkin korunma yöntemlerinden biridir” dedi.


HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.