“AŞK KEŞKE HEP PLATONİK KALSA…”

“AŞK KEŞKE HEP PLATONİK KALSA…”

“Aşk keşke hep platonik kalsa… Ben aşkın kavuşunca bittiğine inananlardanım. Yazdıklarımız yüreğimizde yaşadığımız depremlerin kalıntıları değil mi zaten?”

Bu mükemmel dizelerin sahibi olan, geçtiğimiz günlerde çıkan “Sultan” isimli romanıyla büyük beğeni toplayan, birçok önemli eserin sahibi, tiyatroculuk yönü de bulunan, sesi de oldukça güzel olan, PUSULA Yayın Grubu Ailesi’nin başarılı yazarı, Selçuk Üniversitesi’nin sevilen hocası, güzel yürekli insan, Tarihçi-Yazar Doç. Dr. Hüseyin Muşmal ile çok özel bir röportaj gerçekleştirdik. Okurken hayran kalacağınıza inandığım, şimdiye kadar en çok keyif aldığım röportajın mimarı Hüseyin Muşmal ile yaptığımız röportajımızı buyurun okumaya…

Emine Şeyma Yıldız'ın röportajı

“İnsanlar hayatlarını hep birilerine bağımlı olarak yaşıyorlar. Oysa bağımlı olarak değil de bağlı olarak yaşamalıyız. Bu bağımlılık pek çok noktada kendimizi ihmal etmemize neden oluyor. Bir süre sonra herkes yanımızdan gittiğinde hayatın ne kadar cilveli olduğunu fark ediyoruz.”

Nasıl bir çocuktu Hüseyin Muşmal?

Çok hiperaktif bir çocuk... Yerinde duramayan, fazla yaramaz, yastıkların üzerinde gezen, evde karıştırmadık yer bırakmayan, her şeyi merak eden, kilitli odalara girmeye çalışan bir çocuk.

“ŞİİR İNSANA YAZILMAZ, HAYALE YAZILIR”

Peki, gençlik yılları?

Oyun dünyasından uzaklaştım. Kendimi tanımaya başladım. O süreçten sonra hayatımda hep tiyatro var oldu. Amatör bir oyuncu olarak tiyatroda yer aldım hep. 16 yaşında üniversiteye girdim, 20 yaşında genç bir öğretmen oldum. 8 ay öğretmenlik yaptıktan sonra asistan oldum. Şu anda Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyorum. Eğitimcilik dünyada yapacağım tek meslek. O derece mesleğime bağlıyım.

sam_1608.jpg

Neden tarih?

Yeni keşifler yapma adına tarihi tercih ettim.  Biz tarihi hep kronoloji olarak anlamışız. Geçmişteki olayların günümüz insanlarına ezberletilerek onaylanması gibi lanse edilmiş. Ben tarihi, tarihi romanlardan öğrendim. Ortaokul çağlarımdan itibaren tarihe karşı müthiş bir ilgim var. Geleceği hiç merak etmiyorum ama geçmişle ilgili her şeyi çok merak ediyorum. Bir zaman makinesi olsa geleceğe değil, geçmişe gitmek isterdim.

Tarihe bu kadar meraklı olan birini bulmuşken sormadan olmaz. Tarih boyunca yaşanan olaylardan en çok hangisi ilginizi çekti?

Ortaçağlar dediğimiz dönemde şövalye yaşamının olduğu Avrupa Dünyası beni çok cezbediyor. İnsanların o zamanlarda verdiği özgürlük mücadelesi hayatım boyunca hep dikkatimi çekmiştir. Kadınların varlık mücadelesi, feminizmin doğuşu, Protestanlığın ortaya çıkışı, kiliseye karşı ciddi bir savaş, insanların özgürlük mücadelesi vermesi… Bunların hepsini bir arada barındıran bir dönem…

sam_1610.jpg

“ÖZGÜRLÜK İNSANIN KENDİSİNİ TANIMAYI BAŞARABİLMESİDİR”

Özgürlük demişken, sizce özgürlük nedir?

Özgürlük günümüzde demokrasiyle eşdeğer görülüyor. Bana göre özgürlük o değil… Özgürlük; insanın kendisini tanımayı başarabilmesidir. Maalesef insanların çok azı kendisini tanıyor.

Eğitimci yönünüzün yanında yazarlık yönünüz var. Bu yönünüz sizi farklı kılan… Şunu sormak istiyorum öncelikle, kaleminizi ilk defa kâğıtla buluşturduğunuz anı hatırlıyor musunuz?

Hatırlıyorum. İlkokul dördüncü sınıfta içimin dolduğunu, yüreğimin kabardığını hissetmiştim. Kalemi kâğıdı alıp, “Arkadaş koş oyuna, kirlenmişsin baksana. Temizlenmek istersen koşarsın lavaboya” diye başlayan ilk şiirimi yazdım. Öğretmenim çok takdir etmişti. O gün demişti ki; “Aman Hüseyin hep yaz, ne gelirse yaz, bundan sonra hep yaz” dedi. O süreçten sonra hep şiir yazdım. Tüm defterlerimin ve kitaplarımın boş sayfaları şiirlerle doluydu.

sam_1611.jpg

Şiir demişken hiç âşık oldunuz birine şiir yazdığınız oldu mu?

Yıllarca şiirin insanlara yazılmadığını ispat etmeye çalıştım. Çünkü hem divan hem halk hem de modern edebiyatta yazanların kafalarında bir metafor var. Dolayısıyla bireyi değil de hayali düşünerek o şiiri yazıyorsunuz. Zaten şiir bireye indirgediğiniz zaman değerini kaybediyor. Ben kişiye değil aşka şiirler yazdım. Kişi sadece vasıtadır.

Ben her zaman “acı çekmeyen insan yazamaz” diye düşünürüm. Sizce de acı gerekiyor mu yazmak için?

Mutluluk daha az yazdırır. Mutluyken şarkıların sadece müziğini hissediyorsunuz, acı çektiğinizde ise sözlerini hissediyorsunuz. O yüzden yazmak için acıya ihtiyaç var. Acı yazarak yaşanır. En güzel ifade biçimi yazmak…

sam_1613.jpg

“BEYŞEHİR’DE YAŞARSAN YA YAZAR OLURSUN, YA ŞAİR”

Yazarken size ilham olan herhangi bir şey ya da katalizör madde var mı?

Genç yaşta babamı kaybettikten sonra hayata bakış açım değişti. Ölümü ciddi bir şekilde hissetmeye başladım. O duygular hayatıma, kalemime ciddi anlamda yön verdi. Bu benim hayatımda bir katalizör oldu. Onun dışında kızım da bana büyük ilham oldu. 13 yıldır bütün hikâyelerimin, şiirlerimin içerisinde kızım var. Sevdalısı olduğum Beyşehir’de en büyük ilham kaynağım diyebilirim. İnsan Beyşehir’de yaşarsa ya yazar olur, ya şair. Gölün kenarında hissettiğiniz o duygu, güneşin batışı, mavi ve yeşilin birbirine kavuşması, tarihsel doku… Hepsi Beyşehir’de. İnsan orada şair olmasın da, yazar olmasın da ne olsun?

Siz de yaşayarak yazanlardansınız yani?

Şiirlerimin büyük bir kısmı yaşadıklarım, geriye kalanlar da yaşamak istediklerim.

sam_1617.jpg

“BEN 23 SAAT YAŞIYORUM”

Yazarken başka bir dünyaya yolculuk ediyor musunuz?

Ben günde 23 saat yaşıyorum. Beni en fazla etkileyen şey ay. Güneş terk edip giderken beni ciddi bir melankoli havası sarıyor. Hava karardıktan sonra belli bir saatte bütün dünya ile bağımı kesiyorum. Yüreğim kabarıyor ve yazmaya başlıyorum. Gece 12’yi geçtikten sonra yalnız kalıyorum ve yine yazmaya başlıyorum. Gece 24.00-02.00 arası yoğun olarak ürettiğim saatler. Yazmam gereken çok fazla şey olduğunu düşünüyorum. Yazdıklarımın iç dünyamı yeterince yansıtamadığını düşünüyorum.

Kitaplarınızdan bahsedebilir misiniz biraz?

Çok fazla denemem var, onları kitaplaştırmadım, bir kenarda duruyor. Kendimi büyük oranda şiirle ifade ettim. Şiirin beni ifade etmediğini düşündükten sonra romana ilgi duymaya başladım. 30’lu yaşlardan sonra roman yazdım. Kitaplarımın 3-4 tanesi akademik kitaplar, diğerleri ise şiir kitapları ve roman. İlk şiir kitabımın adı “Kime Ne” idi… Beğ ve Sultan romanlarımın isimleri, “Berlin Günlüğü” ise roman tarzında bir seyahat kitabı. Şu an ise Araştırmacı Yazar Fatih Babaoğlu ile birlikte Seyyid Harun Veli Hazretleri’ni anlatan bir roman yazıyoruz. Mart ayında bitecek inşallah.

sam_1619.jpg

Geçtiğimiz günlerde çıkardığınız ve kısa sürede büyük ilgi gören Sultan isimli romanınızdan bahsedebilir misiniz biraz da?

İçerisinde tarihsel anlamda çok güzel bir aşk hikâyesi olan bir roman… Dünyanın en büyük ahşap direkli camisi, nasıl bu kadar güzel inşa edildiği merak edilen Beyşehir Eşrefoğlu Cami’nin inşa hikâyesi anlatılıyor. İçinde Beyşehir etrafında gelişmiş müthiş bir aşk hikâyesi yer alıyor. Sultan’da Beyşehir’e duyduğum aşkın yansımaları var. Olmayan şeyler olmuş gibi yazmak geçmişe ve geleceğe ihanettir. O yüzden tarihe sadık kaldım bu kitabımda da.

Şimdiye kadar en beğenilen kitabınız hangisi oldu?

Şiir kitaplarımın içerisinde en çok “Bir Elif Miktarı” beğenildi. Romanlarımın içinde de en çok beğenilen “Beğ” oldu. Beğ, Eşrefoğulları ve beylikler dönemiyle ilgili Türkiye’de yazılmış ilk müstakil roman olma özelliği taşıyor.

sam_1621.jpg

Peki, sizin en beğendiğiniz kitap hangisi?

Çalıkuşu.

En sevdiğiniz yazar?

Reşat Nuri Gültekin.

En beğendiğiniz şair?

Cemal Safi.

sam_1628.jpg

En sevdiğiniz söz?

Kimi kitap vardır, siz onu okursunuz. Kimi kitap vardır, o sizi okur.

En beğendiğiniz şarkı?

Firuze.

En beğendiğiniz özelliğiniz?

Yenilsem de, ümidimi kaybetsem de, her şey bitti desem de vazgeçmeden yeniden ayağa kalkmak.

En beğenmediğiniz özelliğiniz?

Çok çabuk hayal kırıklığına uğramak ve kırılmak…

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak:Haber Kaynağı

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.