ÇALIŞTIĞIM HİÇ KİMSEYLE ARAMDA, KAVGA-DÖVÜŞ, KÜSLÜK VE KIRGINLIK OLMADI!

ÇALIŞTIĞIM HİÇ KİMSEYLE ARAMDA, KAVGA-DÖVÜŞ, KÜSLÜK VE KIRGINLIK OLMADI!
Senet, çek kullanmadım. Senet yazmasını bilmem. Benim için söz her şeyden daha önemlidir.

SEYİT BULUT 
Bulut inşaatın kurucusu. Marangozlar Odasının Yönetiminde iki dönem, Yönetim Kurulu Üyesi çalıştı. Çekirdekten yetişme bir marangoz. Kapı ve pencere ustası. Onlarca usta yetiştirmiş, sözünün eri, tek kelimeyle ustaların ustası. Dürüstlükten ve verdiği sözden taviz vermeden, sözünden dönmeden yarım asırdan fazla, marangozluk ve inşaatçılık yapmış bir usta.
Son on yıldır, oğluna devrettiği inşaat işleri şu anda oğlunun adıyla, “ Adem Bulut” inşaat olarak devam ediyor.

Hayatta paldır-küldür yürümedim, hep emin adımlarla yürümekten vazgeçmedim.

Çaycı hafta sonları para almaya benim dükkanıma gelmez, ben onun yanına giderim. Bütün bir hafta bana çay getirmiş, hizmet etmiş. Yanına uğrar, parasını dükkanında veririm. 

Senet, çek kullanmadım. Senet yazmasını bilmem. Benim için söz her şeyden daha önemlidir.

Marangozluğa ve inşaat sektörüne onlarca usta kazandırmış,  Seyit Bulut ustanın hayat hikayesini sizlerle paylaşıyoruz;
1955 yılı Konya merkeze bağlı Hatunsaray doğumluyum. İlkokulu kendi köyümde okudum. Köyde toprağımız azdı. Babam rahmetli, kafası çalışan bir adamdı. 1966- 1967 yıllarında Hatunsaray’dan Konya merkeze geldi. Bir evin tek oğluydum. Annemi 8-9 yaşlarındayken kaybettim. Annemden ablamla ben kaldık. Babam köyden tekrar evlendi, İki kız kardeşim de, üvey annemden oldu.
Mevlana Ortaokulu yeni açılmıştı. Müdürümüz Sebahattin Şengül’dü. Orta birinci sınıfı okudum. O yıl sınıfta kalınca, babam yine de beni okutmak istedi.  Senin kafan iyi, oku oğlum dedi. Okumayacağım, benim meslekte gözüm var dedim. 
Babam çarşı içinde bir marangoz dükkanı açtı. Dükkanda ilk başlangıçta sadece bir planyamız vardı.
O günden itibaren rahmetli babamla birlikte marangozluğa başladım. 
Köylere kapı pencere yapardık, Öyle başladık. Babam rahmetli çok kabiliyetli bir adamdı. Tüfek kundağı takar, kuzine yapar, proje çizer, taş ustası, duvar tuğla ustası, kerpiç ustasıydı. Azimli insandı.
1974’e kadar dükkanımız çarşı içindeydi. Aynı yıl sanayiye taşındık. O yıl Adem doğdu. Babam benim torun bana uğurlu geldi dedi, Sanayinin köşesinden bir dükkan buldum. O dükkan 45 yıldır bizde durur. 
1975’te askere gittim. O zamanlar askere gitmeden evlendirirlerdi. Ben 17 yaşında evlendim. Hanımda halamın kızı o da 16 yaşındaydı. Askerden 1977’de geldim. Sanayide çalışmaya başladım.  Cenabı Allah Ademden sonra 3  kız daha verdi.  On yıldan sonra bir kız daha nasip etti. Dört kızım bir oğlum oldu.
Kapı, pencere yapmaya devam ediyoruz. Düsturumuz samimiyet ve dürüstlüktü. Peşin para lazım olduğu dönemlerde zararına çok iş yaptık. Ancak yaptığımız işlerde en ufak bir yanlışlık olmadı. İşin hakkı neyse onu teslim ettik. 35-40 sene devam etik.
Yavaş yavaş inşaat işine girmeye başladım. 1991’de Aydınlık Hüsamettin Çelebiden bir arsa aldım. İki katlı bir yer yapacağız.  İki bin yılı oldu bitiremedim. İnşaattın kabası bitti. Bu arada Ademi evlendirdim. Kızı gelin ettim. Babam 1999’da rahmetli oldu. Borcum çok, Mark bazında borçlandım. Tam o sıkışıklıkta, inşaata müşteri çıktı, sattım. 
Sanayiye de bayağı bayağı borcum var.  Dükkana gelmeden bütün borçlarımı ödedim. Orayı sattıktan son üç katlı bitişik nizam bir yapı için 230 metre bir arsa aldım. O üç katlı binanın da kaba inşaatı bitti, benimde param biti.
Beni sardı bir düşünce. 
Abi dediğim bir dostum sende bir üzüntü var, duruşunu sevmedim, anlat ne derdin var dedi. 
Durumu anlattım.
Sen dedi manyak mısın? Hiç böyle bir şey kafaya takılır mı, az bekle, satarsın inşallah!
Bu işleri yüzüstü bırakıp, Antalya’ya kaçsaydın daha mı iyiydi?
Biraz zaman geçti. Telefon çaldı. Arayan kişi, falanca inşaat sizin mi, ikinci kat bana lazım dedi. Orasını satın almak istiyorum. İkinci katı telefonda sattım. Sıkıntım derdim kalmadı. Oradan aldığım parayla inşaatı tamamladım.
Tamamladım amma, böyle böyle saçları da ağarttık gitti!
Hayatta paldır-küldür yürümedim, emin adımlarla yürümekten hiç vazgeçmedim.  
Oğlum İmam-Hatip mezunu, İlahiyatı bitirdi. Öğretmen oldu olmasına da. Çok da istiyor. 70 puan alması lazım. 69 alıyor atanamıyor. Bana da adam lazım. Gidemezsin inşallah diyorum.  Ne olduysa öğretmenlik yapamadı. Benimle birlikte çalışmaya başladı. 
Ben 1999 yılına kadar babamla birlikteydim. Son on yıldır da, işimi oğluma devrettim.

TAŞ
Adam taş yontuyormuş, yanına Alim bir zat gelmiş, kolay gelsin demiş, ne yaparsın?  
Yevmiyeyi doldurdum. İşim bitince de eve gideceğim. 
O yıllarda, yontulan bu taşlardan ev yapıyorlar.
Sonra, ikinci bir taş ustasının yanına uğramış, ona da sormuş ne yaparsın diye.
O da birinci ustaya benzer bir şeyler söylemiş.
Üçüncü bir taş ustasının yanına varmış.
Kolay gelsin ustam demiş, ne yaparsın?
Taş yontarım demiş, yalnız taş yontarken, bu yontulan taşlardan yapılan evlerde oturanları görür gibi çalışırım. Bu taşlardan yapılan evlerde ibadet ettiklerini, sohbet ettiklerini, huzur içinde oturduklarını düşünerek bu taşları yontarım. Alim Allah işlerini kolay eylesin diye dua etmiş.
İşte benim 30-40 senedir yaptığımda böyle bir şey.
Kapı ve penceresini taktığım evlerde oturan insanların huzur içinde oturduğu, içinde ibadet ettiği, sohbet ettiği, çocuklarının cıvıl cıvıl oynadığı evler hayal ederek, kapı ve pencereler yaparak bugünlere geldim.

BENİM KAVGALI-DÖVÜŞLÜ İŞİM OLMAZ!
Çok uzun bir zamandır Köylere iş yapıyorum. Köylere iş yaparken, iş yaptığımız insanlar, bazı müşteriler için, aman derler dikkat et, falancaya iş yaparsan paranı alamazsın.  Zorlanırsın. Köyün birinde böyle birine iş yaptık. 
Aman dediler çok dikkatli ol.
İş bitti, işi de götürmedik, işi takmaya gideceğiz. 
Kamyon yanaştı. Bir kamyon malzeme! Millet de bizi iyi korkuttu. Bir şeyler yapar, bir şeyler çıkarırlar,  Senedini al, çekini al, paranı al dediler. 
İçimde de endişe var.
Neyse, eşyayı yükledik, 50-60 kilometre uzakta bir köy.
Bir kamyon eşya.  Köye vardık. Adamları 7 tane oğlan kardeş. Köyde onlara Deli Memedin uşakları diyorlarmış. Hepsinin kafa kırık.  İçlerinde İsmail diye biri vardı. Onunla az biraz anlaştık. Adamlar paramızı verdiler. Söylenenlerin ve lafların aksine işin sonu iyi bitti. İsmail’le dostluğumuz ise 20-30 sene sürdü.

MALZEMEYİ TAK, ELİNİ YIKA, ELİN KURUMADAN PARANI AL!
Yine köyün birinde birine kapı-pencere takacaktık. İşte bayağı yüklü sayılırdı. İşin sahibi çok az bir kaparo verdi.  O günlerde de, paraya çok sıkışık bir durumdaydım. Öyle oldu ki, bütün ümidimi bu işten alacağım paraya bağlamıştım. 
Malzemeyi yükledik, köye vardık. Kapı, pencereyi takmaya başladık.
Adam malzemeyi tak, elini yıka, elin kurumadan paranı al dedi. 
İşin tamamını bitirdik, bir an önce gitmek istiyoruz, yemek yemeden salmam dedi.
Yemeğimizi yedik. Olmaz dedi, çayda içeceksiniz. Çayı da içtik. 
Seyit dedi, çıkar şu defterini.
İşten memnun olmuşlardı. Benim düsturum,  yapılan bir iş iyiyse, insanlar memnun kaldılarsa karşılığı mutlaka ardından gelir diye düşünürüm.
Defterini aç dedi, ne yapmışsın, sana ne vermişiz, bu işin tamamı ne tuttu?
Mustafa Abi dedim şu kadar metre iş yapmışız, aldığım şu, kalan bu!
Merakla bekliyorum, ne olacak diye…
İçeriden parayı getirin diye seslendi.
Bir çıkının içinde parayı getirdiler.
Hiç beklemediğim bir şeydi. Gözlerim doldu.
Az biraz da fazlasıyla birlikte parayı ödedi.
O köyden güle-oynaya bir ayrılışım var, anlatamam.

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.