Dergiler yaşasın ki Edebiyat yaşasın
Edebiyatın yaşaması hayatın canlılığı için oldukça mühim, bu noktada edebiyatın yaşaması da dergilere bağlı. İlginizi çekecek bir dergi mutlaka vardır: Dergiyi Yaşat ki Edebiyat Yaşasın
Şubat’ta okurla buluşan Cins’te, ‘İnsan kalbine ne öğretebilir?’ dosyası, Hece ve Hece Öykü’de 2025’te Türk şiiri ve 2000 sonrası hikâyemiz konuları, Dil ve Edebiyat’ta dili ve sanatı çağın ideolojik kuşatmasına karşı konumlandıran sert bir duruş, Mustafa Akar yönetimindeki Nihayet’te “Hangimiz Sevmedik: Arabeskin Yeni Yüzleri”, Milliyet Sanat’ta 2023 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Jon Fosse’nin eserlerine ayrılan dosya ön plâna çıkıyor.
Aylık Kalp Öğretisi
Şubat 2026 sayısı ‘Aylık Kalp Öğretisi’ mottosuyla çıkan Cins dergisinde bu ay; Rafet Elçi’yle kelimenin mânâ ve atmosferi üzerine söyleşi, “insan kalbine ne öğretebilir?” dosyası, Bazarov üzerinden yumuşak bir nihilizm denemesi, Sezai Karakoç ve Yahya Kemal portreleri, bir çöl-filmi okuması, Mustafa Çiftçi’den ironik bir sosyoloji yazısı başta olmak üzere dil ve düşünce ağırlıklı doyurucu bir içerik okuru bekliyor.
Rafet Elçi, söyleşisinde kelimenin “mana”sını, onu taşıyan dönem ve atmosferle birlikte düşünmeye çağırıyor. Roman kişisini kurarken yazarın en sahici kaynağının yine kendi içinden geldiğini söylüyor, yazı serüvenini imgeyle başlatıyor.
“İnsan kalbine ne öğretebilir?” dosyasında modern dünyanın akıl–kalp ayrımını sertleştirdiği söyleniyor ve kalbi merkeze alan bir hatırlatma yapılıyor. Kalbin, bilgiden önce istikrar, merhamet, arınma ve yön duygusu istediğini farklı yazarlardan kısa ama yoğun metinlerle açıyor.

Dosya çerçevesindeki soruşturmada ise; Eşref Altaş, kalbin “sabit” kalmasının ve istikrara kavuşmasının şart olduğunu anlatıyor. Bilal Kemikli, kalbin bir eğitim işi olduğunu, bu eğitimin rehber ve metinle yürüdüğünü söylüyor. Mehmet Mahur Tulum, akıl–kalp ilişkisini veciz, şiire yakın cümlelerle sıkıştırıyor.
Mülayim Nihilizmiler başlıklı metinde; Bazarov imgesiyle hayal kırıklığı, büyüme, yalnızlık ve “mantıklı yaşama” baskısı konuşuluyor. Metin, insanın kendini kurtarma ihtiyacını dostluk, itiraf ve küçük umutlarla yan yana getiriyor.
Sezai Karakoç yazısında büyük şehir fikri, medeniyet tasavvuru ve İstanbul’un “başkent” oluşu üzerinden Karakoç’un düşünce haritası çiziliyor. Şehir, sadece mekân değil; bir diriliş dili ve tarih şuuru olarak okunuyor.
Savaş Ş. Barkçin’in odağında bu ay Yahya Kemal var. Barkçin; Yahya Kemal’in geleneğe yaslanan estetik tavrını, din–hayat ayrımına düşmeden okuuyor. “Mümin için hayat dinden ayrı bir şey değildir” cümlesi etrafında şiirin, kültürün ve zihniyetin ortak kökü düşünülüyor.
“Çölde Kaybolan Sadece Gerdanlık Değil” de dikkat çekici bir yazı. Bir çöl hikâyesi/film okuması üzerinden aramak–bulamamak, aşk, hikmet ve kelimenin izi sürülüyor. Anlatı, çölü hem mekân hem iç hâl olarak kurup “az anlaşılan”ı görünür kılıyor.
Sosyologlara Büyük Saygım Var ile Mustafa Çiftci’nin ilgi çekici hikâyemsi anlatıları devam ediyor bu sayıda da. Çiftci, sosyolojiyle temasını mizahla anlatıyor; “kalın kitap” korkusu, Max Weber’le kurulan mesafe, meslek ve hayat kırılmaları iç içe geçiyor. Sonunda saygı var; ama sahici bir ironinin içinden.
DİĞER DERGİLERİN DE OLDUĞU
METNİN TAMAMI İNTERNETTE
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.