El becerisini sanata dönüştürüyorlar
7-17 Aralık tarihleri arasında Şeb-i Arus törenleri için Mevlana Kültür Merkezi’ne gelen misafirler, bina içerisinde yer alan sergileri ve çeşitli sanatların icra edildiği stantları da büyük bir ilgi ile gezme fırsatı buluyor. El becerilerini sanata dönüştüren stant yetkililerine yerli ve yabancı turistler yoğun ilgi gösteriyor.
7-17 Aralık tarihleri arasında her yıl düzenlenen Hazreti Mevlâna’nın 749. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri Mevlana Kültür Merkezi’nde yerli ve yabancı turistlerin yoğun katılımıyla devam ediyor. Mevlana Kültür Merkezi’ne programlar için gelen misafirler, bina içerisinde yer alan sergileri ve çeşitli sanatların icra edildiği stantları da büyük bir ilgi ile gezme fırsatı buluyor.
Müşterilerin isteği üzerine pirincin üzerine isimler yazarak yıllar boyunca saklanabilen hediyelik eşya üreten Ali Osmanlı, “Pirinç tanesine yazı yazma bir Mevlevi kültürüdür. Mevlana Celaleddin Rumi tarafından da pirince ‘Bismillahirrahmanirrahim’ kelimesinin yazıldığı söylenmekte. Hz. Mevlana döneminden sonra da pek çok hattat bu sanatı icra etti. Bu hattatların en meşhurlarından bir İstanbul Sultan Ahmet Camii’nin celi yazılarını yazan müderris ve kadı Kasım Gubari’dir. Bir pirinç tanesi üzerine ‘Gubariyin’ hattıyla İhlas-ı Şerif yazmasıyla meşhurdur. Anadolu’da bereketi sembolize eden ve bereket getirdiğine inanılan pirince bugün dünyanın pek çok yerinde yazı yazılarak bu sanat yaşatılmakta ve yabancı kaynaklar da dahil tüm kaynaklarda bu sanatın Anadolu’dan çıktığı kabul edilmekte” ifadelerini kullandı.

YILLAR BOYUNCA İLK GÜNKÜ GİBİ KALIYOR
Sofralarda tüketilen normal pirincin üzerine isimlerin yazıldığını ifade eden Osmanlı, “Daha sonrasında müşterimizin istediği herhangi bir cam şişenin içerisine bu pirinci yerleştiriyoruz. Pirincin yanına gerçek çiçek ve güller koyuyoruz. Daha sonrasında da pirincin ve çiçeklerin bozulmaması, uzun yıllar boyunca ilk günkü gibi kalması için gliserinden oluşan özel bir sıvı ilave ediyoruz. Bu sıvı aynı zamanda mercek görevi de yapıyor. Son olarak da şişenin tıpasını, kapağını ve zincirini takıyor, müşterimize teslim ediyoruz” diye konuştu.
BEKLENTİNİN ÜZERİNDE TALEP VAR
Pirince yazı yazma sanatına aile olarak giriş serüvenini aktaran, “Osmanlı, "Pirince yazı yazma sanatına aile olarak ilgimiz oğlum Ahmet Osmanlı ile başladı. Ben de oğluma yardımcı olabilmek adına sanatla ilgilendim. Kendisi bir haberde görmüş. Merak etti ve denedi. Yapabildiğini gördükten sonra da sanata daha fazla yoğunlaştı. 2 yıldan fazla bir süredir de devam ettiriyor. Şuanda da Konya Büyükşehir Belediyesi’nin Mevlana Kültür Merkezi’nde biz sanatla ilgilenen kişilere ayırdığı stantlarda satışlarımızı yapıyoruz. Şeb-i Arus törenlerine gelen yerli ve yabancı misafirlerin ilgilisi bir hayli yoğun. Beklentimizin üzerinde bir talep var. Bundan da gayet memnunuz” dedi.

‘ANNE VE BABAYA ÇOK İŞ DÜŞÜYOR’
Bir sanatla ilgilenmek isteyip cesaret bulamayanlara da tavsiyelerde bulunan Osmanlı, “Bu konuda anne ve babalara da çok iş düşüyor. Anne ve babalar çocuğunun kabiliyetini tespit edip, o yönde yönlendirmesi gerekiyor. Maalesef genel olarak bizde bu çok eksik. Çocuklarımızı istemedikleri alanlara yönlendiriyoruz. Daha sonrasında da mutsuz bir meslek hayatı ortaya çıkıyor. Ben emekli bir öğretmenim. Aynı zamanda ahşapla da uğraşıyorum. Tamamen fırınlanmış ahşaplardan saatler yapıyorum. Küçüklükten bu yana ahşaplara karşı bir sevgim, ilgim vardı. Ama ailemiz bizi oraya yönlendirmedi. Ben emekli olduktan sonra bu işe başlayabildim. Çocukluk hayalimi ancak emekli olunca gerçekleştirebildim. Şimdi çok daha mutluyum. Bu nedenle herkesin ilgi duyduğu, sevdiği alanlara yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
SU KABAĞINDAN LAMBA YAPIYOR
Kendi bahçelerinde yetişen su kabağı üzerinde, oya boncuğu ile denemeler yaparak, bugün su kabağı lambası üretimine başlayan Şerife Gözlemeci, “Dışarıdan hiçbir eğitim almadım. Tamamen kendi kendimize deneme, yanılma yöntemi ile tecrübelenerek bugün çok farklı boy ve çeşitte su kabağı lambası yapıyoruz. Su kabaklarımızı da kendimiz yetiştiriyoruz. Kabaklarımızı mayıs, haziran ayında ekiyoruz. Eylül ayında hasadını yapıyoruz. Daha sonrasında uç kısımlarından Şubat ayına kadar kuruması için asıyoruz. Kuruma işleminden sonra alt tarafını matkapla açıyoruz. Matkabın gövdesinde boncuklar için delikler açıyoruz. Daha sonrasında boncuklarımızı yapıştırarak değil, sıkıştırarak bu deliklere yerleştiriyoruz. Bazılarını boyuyoruz. Bazılarını ise doğal renginde bırakıyoruz. Ben bu sanatı kendi merakımla ve azmederek öğrendim. Standıma gelip merak eden ve bilgi almak isteyen çok insan oluyor. Ben herkese denemeden hiçbir başarı olamayacağını, denemekten korkmamaları gerektiğini söylüyorum” dedi.


KADİM BİR SANAT
Geleneksel Türk el sanatlarından çini sanatı ile uğraşan Miyase Büyüktermiyeci de, “Çini sanatı 900’lü yıllardan başlayıp günümüze kadar süre gelen kadim bir sanat. Çini sanatı; seramik sanatı şeklinde de isimlendirilmektedir. İnce ayrıntılar ile işlenen ve işlenmiş olan objelere hayat veren, Osmanlı tarihinin en çok kullanılan sanat dalı, günümüze dek değerinden hiçbir şey kaybetmeden devam ediyor. Bende 2004 yılında özel bir atölyede ders aldım. Daha sonra Destegül Güzel Sanatlar Mektebi’nden dersler aldım. Şuan evimde çini sanatıyla çeşitli ürünler yaparak ev bütçesine destek oluyorum. Çocuklarımızın eğitim hayatına katkıda bulunuyorum.

‘TERAPİ ÖZELLİĞİ BULUNUYOR’
Çini sanatının terapi etme özelliğinin de bulunduğunu söyleyen Büyüktermiyeci şu şekilde konuştu: “Bu sanatın desteği ile birlikte çeşitli hastalıklarımdan kurtuldum. Vücudum kan üretmiyordu. Bu sanata başladıktan sonra ufak ufak iyileştim. Bu sanatı sabrı ve biraz el becerisi olan herkes yapabilir. Özellikle gençlerimiz tavsiye ediyorum. Biraz rahatlamak dünya telaşesinden, stresinden bir süre uzak kalmak isteyen herkes mutlaka çini sanatına yönelsin. Ev hanımlarımız da evlerinde yapabilir. Ev bütçelerine katkıda bulunabilirler.” Mehmet Günnar



Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.