“Esnaflık bize, babamızdan yadigar!”

“Esnaflık bize, babamızdan yadigar!”
Bugün size, içimizden, kendimizden üç esnaf kardeşimizden kesitler sunacağız. Babalarının izinden giden, baba mesleğini devam ettiren, babalarının hayat tecrübeleriyle desteklemeye devam ettiği, genç esnaf kardeşlerimizin anlattıklarını..

“Esnaflık bize, babamızdan yadigar!”

Bugün size, içimizden, kendimizden üç esnaf kardeşimizden kesitler sunacağız. Babalarının izinden giden, baba mesleğini devam ettiren, babalarının hayat tecrübeleriyle desteklemeye devam ettiği, genç esnaf kardeşlerimizin anlattıklarını, hatıralarını sizlerle paylaşacağız. Kadınhanı Tahanlısının markası Mehmet Usta!

 

KADINHANLI MEHMET USTA-ÖRNEK LOKANTASI

Geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan Kadınhanlı Mehmet Usta, Mehmet Yemenici etliekmek’te ve Kadınhan Tahinli Pidesinde bir Konya markasıydı. Örnek Lokantasında oğlu Fatih’le birlikte bambaşka bir lezzet sundular Konyalılara. Oğlu Fatih Yemenici, babasının izinden, onun bıraktığı yerden devam ediyor.

 

BABAM ON NUMARA USTAYDI!

Ben, Fatih Yemenici. Babam Mehmet Yemenici, Kadınhanlı Mehmet Usta diye bilinir ve markamız babamın adını taşır.

1973 yılından beri çarşıdayız. Hanın önünde ki sokakta, dışarıda bir sıra dükkanımız vardı. 1973-1995 arasında orada çalıştık. 1995 yılında orası istimlak olunca, bugün bulunduğumuz yere geldik. 25 yıldır da buradayız.

Babam on numara ustaydı. Biz hiçbir zaman eleman çalıştırmadık. İlkokuldan, ortaokuldan sonra eleman aldık ve yanımızda yetiştirdik. Babam zamanında da öyleydi, aynı geleneği bende sürdürüyorum.

Babam, çok titizdi,  işine çok saygılıydı. Müşteri bir şeyi beğenmeyecek diye kendini yerdi. Genç yaşlarında ekmekçiymiş. Ekmekçilikten etli ekmekçiliğe geçiş yapmış, biraz tesadüf, biraz şans, önce fırıncılığa, sonra etli ekmeğe geçmiş.

Dükkana çocuk yaşlarda başladım. Önceleri sil-süpür, sağı solu temizle, getir-götür işleri yaptım.

Dükkanda ilk defa Etli ekmek yaptım. Yaptığım etli ekmek kötüydü. Kötü olduğunu biliyordum.

Babam şevkim kırılmasın diye beğenmişti.  40 yaşındayım. Benim ustam babamdı. Onu geçtiğimiz yıl kaybettim.

Biz Etliekmek ve ızgaranın dışında, Ramazanda Tahinli Pide yaparız.

Babamın anlattığına göre, Kadınhan tahinlisi Kadınhanın çarşısı haricinde bilende yokmuş. Hamuru çok, tahini az, bir nevi tahinli çörek olarak Ramazanlarda günde 10-15 tane yapılırmış. O yıllarda 3-4 fırının olduğu Kadınhan’da sadece çarşıdaki insanların bildiği, ilçenin kenarda kalan mahallelerin bilmediği bir çörek. Helvacıdan yüz gram tahin, bakkaldan çeyrek sana yağ alıp getiren bir tane tahinli çörek yaptırırmış o günlerde.

 

KADINHANI DAHANLISI!

Konya 1973’lerde Tahinli Pide bilmezdi. Babam Ramazan’da çalışan ustalara izin vermiş, dükkanı açıp, iftar saatini bekliyormuş. Babamın Müdür Emmi dediği Kadınhan’lı PTT Müdürü vardı.

Dükkana gelmiş sormuş;

Ne yapıyorsun Mehmet?
Boş boş oturup, İftar saatini bekliyorum.

Boş durma bir şeyler yap!

Ne yapayım?

Dahanlı yap!

Kimse bilmezde yemez de…

Sen hele bi başla demiş, Postanenin yemekhanesinden masa büyüklüğünde üç-beş tane büyük tava göndermiş. Babamda ustalarını geri çağırmış.

15-20 tane tahinlı pide yapmışlar, nar gibi kızarmış pideleri cama dizmişler. O günlerde dükkanımız şehrin merkezinde, herkes başlamış sormaya, bu ne, nasıl bir şey diye, kimi sormuş geçmiş, merak eden almış.

Müdür Emmi Postanede almış telefonu eline, ne kadar Kadınhanlı var, başlamış aramaya, diyormuş ki;

Bizim Mehmet çarşıda dahanlı yapıyor, haberiniz olsun!

Babam yetiştiremez olmuş ondan sonra tahanlıyı.

Kadınhanı dahanlısı değilde, Mehmet Usta dahanlısı desem de tutardı amma ben memleket sevdasından geçemedim, memleketin adı duyulsun istedim diye anlatırdı.

SIRA OLUNCA HERKES HAKKINA RIZA GÖSTERDİ!

10-15 yıl önceydi. Ramazanda dükkanda her gün izdiham yaşıyoruz. 30 tane Kadınhan tahinlisi yapmışız, müşteri 40-50 tane. En çok sesini çıkarana verirdik. Pideleri de ben veriyorum. Sıkıntı büyük. İnsanlar oruç. Ondan sonra da ben ondan önce geldim, sıra benimdi diye kavgalar olurdu.

Yine bir Ramazan’dı. İnsanlar yine kalabalık. Şöyle bir sıraya geçseniz dedim.

Babam, Oğlum dedi müşteri parasıyla alıyor, birde sıraya mı geçecek, ayıp denen bir şey var! Müşteri küser, müşteri ayıplar!

Bir şey olmaz dedim, her gün kavga ediyoruz, bizde mağduruz, müşteri de…

Bana bir şey demedi, hatta kızdığını biliyorum.

Ancak bir kaç yıl geçti, müşteri kendiliğinden sıraya girdi.

Ulen eşşek oğlu eşşek, sana kızdıydım amma, haklıymışsın dedi.

Sıra olunca herkes hakkına rıza gösteriyordu. Tahinli pide bittiyse de, kalmadı diyorduk.

 

Seyyar arabadan, Fotokopi dükkânına geçtik!

Mustafa Kelebek, kardeşleri Mehmet, Muhsin ve Muhammet’le birlikte el ele vermişler, kendilerine bu imkanı sağlayan babaları Ömer Kelebek’in yükünü bayağı bir hafifletseler de, başlarında yine babaları var. Kelebek Fotokopi 25 yıldır sektörün içinde.

 

Biz uzun yıllar önce seyyar satıcılık yapıyorduk. Konya Fuarında mısır, Muhacir pazarında termiye satardık. Çocuklar seyyar satıcılıkta rezil olup gidecekler, onlara bir meslek kazandırayım diye düşünen diyen babam Ömer Kelebek, 1995’lerde bir akrabamızın Fotokopi dükkanını devraldı. Seyyar arabanın sapından, Fotokopi dükkanının başına geçtik. Kağıt bize bakıyor, biz kağıda. A4 ne, A3 ne bilmiyoruz. İlk aylarda dışarıdan yardım aldık.

 

FOTOKOPİ ÇEKMEYİ BİR GÜNDE ÖĞRENDİM!

Fotokopi çekmeyi bilmiyorum. Kulakları çınlasın Ali Nakipoğlu Ağabey, Osmanlıca evraklar getirdi. Kendisinden bir gün müsaade istedim. Sabahtan bir başladım çekmeye, ertesi sabaha uğraştım amma fotokopi çekmeyi de öğrendim. Oymuş. Allah önce bir staj ettiriyor. Seni çıraklığa başlatıyor, ister kendi dükkanında, ister bir başkasının dükkanında sana kalfalığı veriyor. Usta olman içinde gerekli işleri önüne getiriyor. Tam 24 yıldır bu işte çalışıyorum.

Dükkanımızın ilk adı 999’du. İki yıl kadar böyle devam etti. Müşterilerimizin ayağı alışıncaya kadar böyle devem etti. 999’un önüne Kelebek ekledik, Sonrada Kelebek Fotokopi olarak kaldı.

Reklam ve tabela işi yapıyoruz. Sert zemin üzerine UV baskı yapıyoruz. On cm. derinliğe kadar baskı yapılabiliyor. Solvent bazlı iç ve dış mekan baskıları yapabiliyoruz. Biz Fotokopiciliği biraz daha geliştirdik. Fotokopicilik eskiden çıktı almak, siayah-beyaz ve renkli fotokopi çekmek ve metrelik çıktı almaktı... Şimdi karttan tut tabelaya kadar, tabeladan tut adisyon fişine kadar, adisyon fişinden tut peçeteye kadar anahtar teslimi bire sisteme döndük. Yaptığımız projeler müşteri odaklı, müşteri memnuniyetini esas alan projeler.

*****

Sene 2009 Ankara’dan teknik servis çağırdık. Siyah-beyaz çeken bir tane makinemiz var. Dükkanda müşteri çok. Makine o haliyle çalışıyor. Servise gelen arkadaş dayanamadı dedi ki;

Ne zaman bakacağız makinaya?

Sana para verebilmem için, bu makinanın çalışması lazım dedim.

Makine çalıştı servis bekledi. Makinaya ancak akşama doğru bakabildi.

 

 

Saatçilikte ustalık saat tamirinde belli olur!

Bahadır Saatçilikte, baba Abdullah Bahadur ve oğlu Ali Rıza Bahadur birlikteler. Eski ustalardan biri olan Abdullah Usta, 1968’den bu yana bu işi sürdürüyor.

Ben 1979 doğumluyum. Babam, 1982 yılında bu dükkanı açtı. 14-15 yaşlarından beri babamla birlikte çalışıyorum. İllaki mesleğinizi sevmeniz gerekiyor. Mesleğimi seviyorum. Mesleğiniz sevmezseniz, zülüm olur.

Günümüzde tüketim çılgınlığı var. Saatini tamir ettirmeye gelenler yüzde 50-60 azaldı. Saati bozulan tamire getirmiyor, atıp, yenisini alıyor. Beş-altı saati olanlar var. Bugün için Züccaciyeciler saat satıyor. Marketler saat satıyor. İnsanların iyi saati de olsa, tamire getirmiyor.

Arada Duvar saati alanlar var.

 

ABDULLAH BAHADUR

Saatçiliğe 1968 yılında Form Saatçilikte Sami ve Sadi Rastgeldi’nin yanında başladım. 1982 yılına kadar onlarla beraber çalıştım. 1954 doğumluyum. Bizim zamanımızda tamire kol saati çok gelirdi. O zamanlar başta Nacar ve Hislon olmak üzere 8-10 marka vardı. Şimdi markalara yetişilmiyor.

Bizim zamanımızda kurmalı saatler vardı. Ustalık o saatlerin tamirinde belli olurdu. Şimdi ki zamanda her şey elektronik!

 

ÇALIŞMAYAN SAATİ ÇALIŞTIRDIM, KALFA OLDUM!

Almanya’dan izinli gelen gurbetçi bir işçi İsviçre malı kronometreli kurmalı zemberekli bir saat getirdi. Saati bozulmuş Avrupa’da yaptıramamıştı…

İzne geldiğinde de, saati bizim dükkana getirmişti.

Dükkanda bir kalfamız vardı. İşe doğru dürüst gelmezdi.

Usta saati bana verdi, bunu dedi vur-kır yap. Yapamazsan da canın sağ olsun.

Saatin kapağını açtım, şöyle bir gözden geçirdim. Ben bunu yaparım dedim. Bir saatten fazla uğraştım. Sonunda saat çalıştı.

O saati yaptıktan sonra, ustamın gözünde değerim yükseldi. Ustamdan teşekkür aldım. Kendime güven geldi. Ustam bana daha çok güven duydu. Ve o günden sonra da, dükkanın kalfası oldum.

Bu olay benim için hayatımın en önemli olaylarından biri oldu.

Bugün kol saatlerinin tamirini oğlum yapar, duvar saatlerinin tamirini de ben yaparım.

 

 

 

 

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.