Fikir Dünyası

Fikir Dünyası
KİŞİSEL GELİŞİM İÇİN FİLM TAVSİYELERİ, BİR CEFA HİKAYESİ BİR VEFA ŞİİRİ, TÜNELİN SONU GÖRÜLDÜ MÜ?, FAKAT BİZ AHMED’İ KUMARDA KAYBETTİK!, İNTERNETTEN PARA KAZANMA YOLLARI, BENLİK VE GRUP ARASINDAKİ İLİŞKİ..

BENLİK VE GRUP ARASINDAKİ İLİŞKİ

İbrahim Uslu

Benlik, şahsın kendisine yönelik "ben kimim" sorularına verdiği cevaplar yani şahsın kendini algılama biçimi ve yöntemidir.Bu konuda gerçek benlik ve ideal benlik kavramaları sıklık ile karşımıza çıkıyor. Gerçek benlik şuan ne olduğumuz ve konumumuz, ideal benlik ise olmak isteğimiz, kendimizi hayal ettiğimiz kişidir.Burada önemli nokta benlik saygısıdır. Yani olmak istediğimiz(ideal benlik) kişi ile olduğumuz kişi arasındaki(gerçek benlik) farktır. Bu fark ne kadar küçükse benlik saygımız o derece yüksektir.

Benlik saygısı grup içinde davranış eğilimlerimizi de etkiler. Bu ne anlama gelmektedir?

Eğer benlik saygımız yüksek ise grup içinde olduğumuz gibi davranırız yani kendimiz oluruz çünkü almamız gereken saygıyı aldığımızı düşünürüz. Benlik saygımız ve saygınlığımız düşük ise olmak istediğimiz kişi olmak için dikkat çekme çabalarına gireriz ve kendi kişiliğimizden uzaklaşırız yapay bir saygı arama hatasına düşeriz.

Kendi kişiliğimizden uzaklaşma durumu grubun birey davranışına olan en büyük etkilerinden biridir. Tek başımıza yapmayacağımız davranışları grup içerisinde yapıyor oluşumuz kimliksizleşme kavramına örnektir. Yani düşük özsaygıya sahip birey grup içerisinde kimliksizleşebilmektedir. Mesela tek başına silah sesinden dahi korkan bir aşiret mensubunun aşiretler arası çatışmalarda ailesi ve grubu adına kan davası gütmeye mecbur kalmasını örnek olarak gösterebiliriz.

Grubun birey üzerinde en büyük olumsuz etkilerinden biri de sosyal kaytarmadır. Yani kalabalık içerisinde, kimin ne kadar iş yaptığı belirlenemeyecek durumlarda bireyler daha çok tembellik yapma eğiliminde bulunurlar. Örneğin sokakta bir kadının şiddete uğradığını varsayalım. Görgü tanığı sayısı arttıkça, birinin polisi arama olasılığı azalır. İşte sosyal kaytarma olgusunu burada net şekilde görebiliriz. Denklem basit, bir işi yapmak için tek sorumlu sizseniz mecburen sorumluluğu yüklenirsiniz. Sizin dışınızdaki kişi sayısı arttıkça size bir güven ve rahatlama gelir çünkü sorumluluğun başkalarına dağılması söz konusudur. Ya da şöyle bir örnek daha verebiliriz bir şirkette grupça yapılan projede gösterilen performans belirgin olarak düşer.

Grubun benlik üzerine olumsuz etkilerinden biri de Kity Genovese olayıdır. İnsanlar trajik olaylara şahit olurken, eğer orada başka insanlarda varsa genel eğilim zaten başkası yapar, zaten başkası yardımcı olur şeklindedir. Normalde yardım sever benlik algısına sahip birey, çevrede başka birileri olduğunda "onlar yardım etsin" mantığıyla hareket eder. Kurt Genovese olayında cinayeti işleyen kişi dakikalarca olay yerinde bulunmuş, çığlık seslerine camlardan çıkıp seyredenler sessiz kalmıştır. Polisler sorguya başladıklarında 37 kişinin tecavüz ve cinayete şahit olduğunu ancak kimsenin dakikalar süren bu caniliğe rağmen polise haber vermediğini saptamıştır.

Grupların benlik üzerine hem olumlu hem de olumsuz etkilerinden biri de seyirci etkisidir. Birey eğer profesyonel olduğu bir konuda onu çevresinde izleyenler varsa daha iyi performans gösterecek ve benliğini daha iyi ifade edecektir. (Futbol taraftarları, evinde oynama ve deplasman performansları arasındaki fark)

Ancak profesyonel olunmayan durumlarda kişinin benlik algısı negatif etkilenecek, kişi kendine güvenmeyen bir ruh halime girecektir. Ve birey tek başına yapabileceğinden daha düşük performans gösterecektir. Ve kişinin benlik algısı değişecek ve benlik saygısı da zedelenecektir.

-------------------------------------------------------------------------

İNTERNETTEN PARA KAZANMA YOLLARI

Serdar Ünal

Malum salgın nedeniyle evlere kapalı durumdayız. Bazılarımızın bir gelir kaynağı varken çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu kesimin ise bir gelir kaynağı yok. Fakat kanımca neredeyse 7/24 evde olmamız bu durum için çok iyi bir avantaja dönüşecek. O da “İnternetten Para Kazanmak”.

Direkt söyleyince çok basit bir iş gibi geliyor ama biraz klişe olacak fakat gerçekten göründüğü kadar basit bir iş değil. Son yıllarda teknolojiyle bütünleşmemizin başlamasından sonra teknolojinin getirdiği avantajlar ve dezavantajlar olmuştur. Fakat bizim gibiler olabildiğince avantajlardan yararlanmaya çalışmalı dostlar!  Sizlere sırasıyla bazılarını deneyimlemiş olduğum bazılarını da ileride deneyecek olacağım yolları göstereyim.

YOUTUBE

Neredeyse herkesin bildiği bir konudur bu. Ama pes etmeyip belli bir süre çabalarsanız gerçekten güzel miktarlar kazanabilirsiniz. Hatta örnek vereyim bir arkadaşımın gündem haberleri üzerine açtığı kanal 100 bin aboneyi geçmiş durumda ve izlenmeleri de çok iyi. Konu sıkıntısı çekmiyorum demeyin sadece sevdiğiniz işi ya da aktiviteyi trend olacak biçimde yapmaya çalışın. Belirli bir süre sabrettikten sonra harçlığınızı çıkarmış olacaksınız.

SOSYAL MEDYA

Herkesin bir hesabının olduğu verimli şekilde kullanılmadıkça aşırı gereksiz bir mecradır kendisi. Burada nasıl para kazanacağım derseniz en bilindik şey olan “sponsorluk” diyebilirim. Eğer hızlı bir şekilde sayfanızı büyütüp harçlığınızı çıkarmak istiyorsanız gündemde olan şeyler hakkında hesaplar açıp video veya fotoğraf paylaşımı yapabilirsiniz. Örneğin “teknoloji” hakkında bir hesap açıp gerektiği zamanlarda takip/geri takip olayını yapıp düzenli bir şekilde paylaşım yaparsanız hızlı bir sonuç alacaksınızdır. Fakat burada dikkat etmeniz gereken hususlar vardır. İlk olarak hesabınızı globalleştirmelisiniz yani İngilizce paylaşımlar yapmalısınız ve atacağınız fotoğraf ve videonun kalitesi iyi olmalıdır. Ayrıca en önemlisi de etiket kullanmalısınız. Her yere kendinizi etiketlemelisinizdir. Yorumlarda etiketle karşılık vermelisiniz ki algoritma sizi görerek sayfanızı öne çıkarsın. Bir başka olarak bu mecrayı hem hobi hem de ticari yönden kullanmak istiyorsanız blog hesabı açmanızı öneririm. Kitaplar, ders notları, ders gönderileri atarak belirli bir takipçiye ulaşabilirsiniz. Benim de kitap ve ders notları attığım bir hesap var, bakmak isterseniz yorumlara ekleyeceğim.

BORSA

Gelelim benim de içinde bulunduğum ve bir miktar para kazandığım yola. İlk olarak borsayı bu yazıda anlatmam mümkün değil o yüzden kısa bir üzerinden geçeceğim. Genel olarak belirli miktar parayla aldığınız şirket hisselerinin aldığın miktardan daha fazlasına yükseldiğinde satıp kar elde etmen. Bu konuyu daha detaylı araştırabilirsiniz. Borsa için öncelikle 18 yaş üstü olmanız gerekiyor ya da 18 yaş üstü ebeveynlerinizden hesap açıp kendiniz kullanmanız gerekiyor. Sonra banka hesabından para yatırarak hisse alıp satmanız kalıyor. Bana göre borsada en önemli şey sabırdır. Hatta birinin borsa hakkında “ Borsa; sabredenlerin, sabırsızların parasını aldığı mecradır” der.

ONLİNE SATIŞ

Genel olarak kendi eşyalarınız ya da yetenekli olduğunuz alanda bir şeyler yaparak müşterinin ilgisi çekip satmaktır. Mesela takı yapmak, mum yapmak, kırtasiye ürünleri satmak, ya da bu işi daha da ciddi yapmak isteyenler için Ebay ve Amazon Fba. Fakat burada reklamınız iyi yapmanız lazım ki insanların sizin ürünleri hakkında bir fikirleri olsun ve daha çok kişi görsün.

-----------------------------------------------------------------------------------

FAKAT BİZ AHMED’İ KUMARDA KAYBETTİK!

M. Zahid İlhan

Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemleri… Birinci ağızdan Suriye, Filistin ve Hicaz’daki çaresiz çırpınışların hikayesi…

“…Anadolu hepimize, hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene: -Benim Ahmed’i gördünüz mü? diyor.

Hangi Ahmed’i? Yüzbin Ahmed’in hangisini?

Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolunu gösteriyor: - Bu tarafa gitmişti, diyor.

O tarafa? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdad’a mı? Ahmed’ini, buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed’ini görsen ona da soracaksın: -Ahmed’imi gördün mü? Hayır… Hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü. Allah(cc)’ın, Muhammed’e (sav) bile anlatamadığı cehennemi gördü. Şimdi Anadolu’ya Batı’dan, Doğu’dan, sağdan, soldan bütün rüzgarlar bozgun haykırışarak esiyor. Anadolu; demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor. Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu’dan utanır gibi, hepsi, İstanbul’ a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor. Anadolu Ahmed’ini soruyor.

Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz. Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek… Fakat biz Ahmed’i kumarda kaybettik" (Falih Rıfkı Atay Zeytindağı kitabından)

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

TÜNELİN SONU GÖRÜLDÜ MÜ?

 İsmail Taha Eren

 Birkaç aydır süre gelen art arda sevindirici aşı çalışmalarının verilerinin şirketler tarafından paylaşılması kamuoyu tarafından olumlu haber olarak karşılanması ile umutlarımız yeşerdi. Peki, gerçekten de pandemi sürecinden bahsedildiği gibi aşı ile kurtulacak mıyız? Literatürde de bilindiği gibi eradike etme veya elimine etme çabaları karşılığını alacak mı bunu göreceğiz.

  Açıklanan faz 3 verilerine göre %97’e kadar koruyucu ve yan etkisi olmayan aşıların mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Bu tür sevindirici haberlerle birlikte İngiltere’de mutasyon meydana geldiğini ve bu yeni varyantın popülasyonda baskın hale gelmeye başladığını duyalı çok da olmadı ,neyse ki bununla birlikte BionTech/Pfizer’dan ismini sık sık duyduğumuz Uğur ŞAHİN mutasyonun aşıyı etkilemediğini etkileyecek bir mutasyon olsa bile 6 haftada teorik olarak yeni aşıyı elde edebileceklerini belirtti. Buraya kadar baktığımızda her şeyin iyi gittiğini düşünebiliriz lakin küresel mekanizmanın istediklerini elde etmek açısından ben senaryonun çok da o yönde çizilmediğini düşünüyorum, bunu ise birkaç temel sebebe indirgeyerek anlatmak daha makul olacaktır. Öncelikle pandemi ile birlikte dijital çağa geçişimiz kat ve kat hızlandı muhtemelen de ister virüs kendisi patojenitesini kaybetsin ister aşı ile elimine edelim bu iş bittiğinde artık dijital çağın bir parçası olmamamız kaçınılmaz. Ve bu yönde zaten dijital çağ ile bağımlı olsak da bağımsız olma seçeneğimiz bir nebze elimizde durmakta ve bunun uzun bir süre elimizde bir seçenek olarak durmayacağını belirtmemizde fayda var. Diğer bir husus kapitalist sistemin yok ettiği orta direk sınıfının üstüne bir de mütevazi tabakanın pandemi ile pestili çıkarıldı, ilerleyen aylarda daha kötü ekonomik sorunlarla tüm dünyanın karşılaşması çok muhtemel bunun da üstüne nedense tesadüfi bir şekilde denk gelecekmiş gibi yeni bir ekonomik bütçelendirme yapılandırılması gelebilir (temel vatandaşlık geliri).Uluslararası ticaret mekanizması yüz seksen derece ile sert bir dönüş yapmak üzere olabilir, tedarik zincirinin anavatanı Çin iken bazı ülkeler bu aslan payından bir parça koparmanın hesabında, sevindirici haber şu ki İstanbul Borsası da kendisine pay almak üzere olabilir. Seyahat için gerekli olan protokollerin değişeceğinin sinyallerini ise artık gözümüze sokar oldular muhtemelen pasaport gibi sağlık cüzdanları sayesinde ülkelerarası seyahate ancak izin alabileceğiz. Eğitim konusuna değinmezsek olmaz, yüzyıllardır alışılagelmiş olduğumuz yüz yüze eğitimde sosyalleşme eğitimin bir parçasıydı, andemi sürecinde eğitim gören bireyler bundan mahrum kalmaktadır bunun esas etkisi ise henüz sosyal kimlik yapıları oluşmamış ilkokul ve ortaokul çocuklarında içe kapanma sorunu ile karşı karşıya kalmamızın yanında gerçek hayatın aynası şeklinde düşündükleri sanal bir hayatın denklemi olma yolunda sosyolojik devasa bir çıkmaza doğru gitmenin eşiğindeyiz gibi görünüyor. Toparlayacak olursak Dünya kozmik bir dönemden geçmekte veya geçirilmekte bu süreçler her zaman sancılı olmuştur bir bakıma kabuk değiştirme dönemindeyiz diyebiliriz. Bu sürecin henüz daha başında olduğumuzu ve 10 yıla yakın sürebileceğini düşünüyorum ister pandemili ister pandemisiz ilerleyen günler biraz fırtınalı bu yüzden medya servislerinin olumlu hava yaratma çabalarına çok da kanmamak gerekebilir.

--------------------------------------------------------------------------------------------

 BİEDERMAN VE NESNE TANIMAYA YÖNELİK  "BİRİMLER MODELİ"

Tevfik Çalkayak

Hiç merak ettiniz mi? Dış dünyada duyumladığımız nesneleri nasıl algılarız, anlamlandırırız? Birbirinden ayırt etme olsun, benzer nesnelerin bile bizlerde farkını ortaya koyan durum nasıl gerçekleşir? Gelin ilk olarak Biederman'ın "birimler modelinden" önce nesne tanımaya yönelik oluşturulmuş kuramlara kısaca bir değinelim ve eksik kaldıkları noktaları belirtelim. Tabii Biederman'ın bu modelinin de cevap veremediği sorular vardır, bu model de tam değildir fakat birazdan değineceğimiz diğerlerine göre nesne tanımada farklı bir bakış açısı getirmiştir.

İlk düşüncemiz Gestalt Yasaları. Gestalt her ne kadar nesne tanımaya yönelik kuram oluşturmuş olmasa da "Örgütleme Yasaları" nesneleri duyumlamamız anlamında önemlidir. Gestalt; yakınlık, benzerlik, süreklilik ve kapatma adını verdikleri bu algısal örgütleme yasaları ile nesneleri algılamadan, anlamlandırmadan önce zihnin çalışma prensibini ortaya koymaktadır.

Gestalt'ın kuramının duyuma yönelik olmasının sebebi tanıma dediğimiz algı, yani anlam için zihnin önceki bilgilerini kullanması gerektiğindendir. Bu durumda söz etmemiz gereken bir kuram da "Şablon Eşleştirme Modeli"'dir. Bu modele göre duyusal bilgilerden alınan nesne imajları, bir temsil, imge olarak uzun süreli bellekte depolanmıştır ve nesne karşımıza çıktığında USB (süreli bellek)'de bulunan bu temsillerle, kopyalarla karşılaştırılıp eşleşerek "tanıma" gerçekleşmektedir. Bu modelin eksik yanı nesnelerin birden fazla bakış açısına göre görsellerinin değişmesine rağmen tanıma hala nasıl gerçekleşmektedir? Tüm bakış açılarından USB'de temsil kaydediliyor desek, dış dünyada bulunan birçok nesnenin her bakış açısından imgesi USB için çok fazla alan işgali demektir. Bu sorulara yanıt arayarak da psikologlar Özellik Eşleştirme Modeli'ni ortaya atmıştır. Onlara göre USB'de, nesnelerin tüm halinin bir temsilinden ziyade nesneleri birbirinden ayırt etmek için özelleşmiş bazı özelliklerinin (kenar, kavis, renk vs.) temsilleri kaydedilmektedir. Bu şekilde Şablon Eşleştirme Modeli'ne göre daha fazla esnektir ve USB'de daha az alan kaplar. Ve fakat peki zihin hangi özellikleri USB'ye aktaracağını nereden bilmektedir? Ya da şu şekilde soralım zihnin bir nesnenin hangi özelliğinin önemli olduğunu bilmesi için o nesneyi tanımış olması gerekmez midir?

Yukarıda, Birimler Modelinden önce oluşturulmuş nesne tanımaya yönelik düşüncelerden kısaca bahsettim. En son paragraftaki soruya net bir cevap arayan Biederman "Birimler Modeli'ni" ortaya atmıştır. Bu model zihinde 36 adet "geon" denilen geometrik cisimlerin bulunduğunu ve bu cisimlerin birbiri ile uzamsal ilişkilerine göre nesnelerin oluşup nesne tanımanın gerçekleştiğini belirtmiştir. Yani bu geonların nesnede birbirlerine göre yerleri, farklı nesnelerin görsel imgelerini oluştururlar.

Nesnelerin geonları farklı açılardan bakıldığında bile aynı kalan "değişmezler" içerirler. Bu şekilde farklı açılardan her bir değişmez kenarlardan tespit edilebilir ve geonların tanınması nesnenin tanınmasını sağlar. Biederman değişmezlik hususunda özellikle "içbükey" kısımları vurgulamıştır. İçbükeylik bilgilerinin korunmadığı çizimlerde nesne tanımanın zorlaştığını belirtmiştir.

Cooper ve Biederman 1993'te yaptıkları bir deneyde katılımcılara, hızlı aralıklarla sunulan resimlerin aynı isme sahip olup olmadığının belirlenmesinin istenildiği bir görev vermişlerdir. Nesneler iki farklı şekilde sunulmuştur:

a) Geonlardan birinin değişmesi,

b) Boyutlarının değişmesi,

Deney sonucunda deneklerin doğru cevap verme performansının a koşulunda b koşuluna göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bu sunuç da nesneleri tanıma anlamında "geon bilgisinin" önemini vurgulamaktadır.

 

----------------------------------------------------------------------------------------------------

BİR CEFA HİKAYESİ BİR VEFA ŞİİRİ

İbrahim Uslu

Paltosunu son düğmesine kadar ilikledi yaşlı adam. Boynuna geçirdiği yün atkısı da onu ısıtmaya kafi değildi... Köşedeki bakkala uğradı; bir paket sigara, bir somun ekmek ve birde gazete aldı. Soluğu buz kesiyordu en cılız rüzgarda dahi yıkılabilecek hissini veriyordu karşıdan onu seyreden komşularına... Eve geldi kapı eşiğinde ki o çöl boşluğuna bakıp iç geçirdi her zaman ki gibi... İçeri girdi ve en yakın arkadaşları onu beklemekteydi; yalnızlık ve sessizlik...

Derin bir iç geçirdi duvardaki resimlere bakıp. Gözleri her zaman suluydu da artık son zamanlarda bu oldukça fazla olmaya başlamıştı. Sebepleri ise kendine bile itiraf edemediği şeylerdi; yaşlılık ve vefasızlık...

Oysa mezun verdiği öğrencileri şöyle yazmışlardı saman kağıdından yapılma hatıratında

"Vefa bir semt adı değildir, Sizin hakkınız üzerimizde bakidir." Okudu ağladı okudu ağladı ve birde gözü yıllar öncesinden kaybettiği hayat arkadaşının resmine ilişti. Sanki sonsuza kadar seninleyim deyip bırakıp da gitmişti, kandırmıştı yaşlı öğretmeni. Fakat bunu o da bilmekteydi ki ömrü vefa etmedi. Bu yüzden düşündü yaşlı öğretmen ve şöyle mırıldandı "Var mıdır ölüm kadar vefalı şu hayatta var mıdır sevilen kadar sefalı"

Bulmaca çözmesi ve Gramofon dinlemesi dışında bir aktivite bulamadı kendine yıllardır fakat bu sefer o kadar takatsiz hissetmişti ki kendini, bulmacaya elini dahi kıpırdatamadı. Aklı sürekli eskilerde ve hatıralardaydı. Öğrencileri geldi aklına belki yüzlercesi birden geldi. Kendi çocuğunun olamaması münasebeti ile her öğrenciyi evladı gibi severdi. Baktı vakit akşam oldu. Çıkardı kalınca bir defter ve birde kalem yazmaya devam etti kaldığı yerden yazdı yazdı sildi tekrar yazdı ve yoruldu masanın yanındaki sedire az uzandı. Yorgunluğu, kalbine izah edemedi vefasızlığı ve öğretmen o sedirden bir daha kalkamadı... Yıllar sonra ise bir şiir yazılacaktı bu öğretmene ithafen;

Takvimlere bakar oldu son zamanlar

Geçer masasına üç beş bir şey karalar

Ortaya çıkar eski kokuşmuş yaralar

Yazar durur emekli yalnız öğretmen

 

Kendisinden başka yoktur ses eden

Kapısı küflenmiş ne gelen var ne giden

Oysa böyle miydi ne güzeldi eskiden

Ağlar durur emekli yalnız öğretmen

 

Saatler geçmek bilmez senelerdir

Sorar kendine vefa denen şey nedir

Belki son bir umudu beklemektedir

Umar durur emekli yalnız öğretmen

 

Kırışan yüzünde öğrencilerinin izi 

Yüreğinde dinmeyen bir derin sızı

Ahbabı bilmiş kahpe yalnızlığı

Çeker durur emekli yalnız öğretmen

 

Son günlerde hastalığı oldukça arttı

Yüreğine vefasızlığın dikenleri battı

Uzandı sedire birden gözleri kapattı

Bir daha açamadı emekli yalnız öğretmen…

------------------------------------------------------------------

KİŞİSEL GELİŞİM İÇİN FİLM TAVSİYELERİ

İnsan günün yorgunluğunu atmak için bazen film ya da dizilere başvurabiliyor. Bazılarına bu zaman kaybı olarak gelse de bence “kişisel gelişim” için film ve diziler hem yorgunluğunuzu alıyor hem de size az da olsa bir şeyler katıyor. Benim izlediğim ve önerdiğim kişisel gelişim üzerine 2 tane film:

1-)The Founder(Kurucu)

Imdb’ den 7,2 puan alan bu film dünyada en çok satan yemek zincirlerinden Mc Donalds’kuruluş hikayesini anlatıyor. Film Ray Kroc adındaki bir iş adamının yemek zincirlerine milkshake karıştırıcı satmasıyla başlıyor ve en sonunda Mc Donald kardeşleri bulmasıyla devam ediyor. Ondan sonra Ray’ in Mc Donald kardeşlere ortak olması beraber yeni restoranlar açması ile devam ediyor. Kendi düşüncelerime gelecek olursak film girişimci ruhlu insanlar için bire bir. Geçmişi ekrana aşırı iyi yansıtmışlar ve kişiler çok iyi anlatılmış. Boş zamanınızda stres atmak az da olsa eğlenmek ve motive olmak istiyorsanız bence kesinlikle film listenize eklemelisiniz!

2-)Social Network(Sosyal Ağ)

Imdb’ den 7,7 puan alan bu film dünyanın en zengin 7. Kişisi olan Mark Zuckerberg’ ün Facebook’ u kurmasını anlatıyor. Film Mark’ın Harvard Üniversitesinde okuduğu yıllardan başlıyor. Sonraları Mark’ın okuldaki kızları kıyaslamak amacıyla açtığı ve ismini “The Facebook” koyduğu sitesin anlatımıyla devam ediyor. Dürüst olmam gerekirse film pek sürükleyici değil yani Mark Zuckerberg’ i gerçekten merak etmiyorsanız bir müddet sonra sıkılabilirsiniz. Ama yine de gerçekten verdiğiniz zamanı hak eden bir film.

3-)Forrest Gump

Imdb’ den 8,8 alan ve bence daha fazlasını  hak eden bu film saf ve dürüst bir insan olan Forrest’ un hayatını bir otobüs durağında aşırı sürükleyici ve duygusallıkla beraber çok güzel bir şekilde anlatıyor. Yıllık izlenecek film listeme ekledim bile. Forrest hayatını anlatırken kendinizi sanki otobüs durağında bekleyen kişi gibi hissediyorsunuz. Her ne yapıyorsanız derhal bırakın ve 2 saat 22 dakikanızı bu filme verin. Neler kazanacağınızı göreceksiniz.

4-)The Pursuit Of Hapyness(Umudunu Kaybetme)

Imdb’ den 8,0 alan bu motivasyon filmi Chris Gardner’ ın geçimsizlikten dolayı eşiyle ayrılmasından sonra küçük çocuğuyla birlikte hayata tutunmasını anlatıyor. Film başlarda biraz sıkıcı geliyor gibi olsa da filmin altında yatan ana mesajı aldığınızda o sürükleyiciliği yakalıyorsunuz. Yani gerçekten film isminin hakkını veriyor. Ayrıca film gerçek hayattan esinlenilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.