İKİ KITA İKİ ŞEHİR: LABİRENT ÖRÜMCEĞİNİN SIRRI

İKİ KITA İKİ ŞEHİR: LABİRENT ÖRÜMCEĞİNİN SIRRI
“Taşı toprağı altın” denilen şehrin gerçekten taşı toprağı altın mı?

Ali Ulurasba'nın objektifinden

Yeryüzünde hiçbir şehir yoktur ki İstanbul kadar sürprizlerle dolu olmasın. Bu şehirde karışmış bir ip yumağına benzeyen yollar gibi evler evlere, insanlar insanlara, öyküler öykülere, efsaneler efsanelere bir zincirin halkaları gibi bağlıdır ve birbirinin içine geçmiştir. Lavirentos da işte bu iç içe karmaşanın ortasında yaşar. Abdülhamid zamanında Galata civarında bir meyhanedir Lavirentos. Geçmişi 17. Yüzyıla kadar giden tekçi mekânla ilgili rivayet olur ki, bu rivayet hem gerçeğin hem de kurgunun, yani hem bilim adamlarının hem de edebiyatçıların pabucunu dama atar. Günün birinde Lavirentos’un buğulu ve biraz da kafası iyi coğrafyasında garip bir olay yaşanır.  Meyhaneci şarap mahzeninden kireç gibi bir yüz, damarları patlayacak kadar açık ve korkmuş bir çift gözle, titreyerek çıkar yukarıya. Tekçiler şaşırır, sonra da hep birlikte mahzene inerler. Bir şarap fıçısını işaret eder meyhaneci. Başlar uzanır fıçının içine ve herkeste korku dolu bir titreme, şarap fıçısının içinde sütten beyaz, neredeyse fıçının her yerini kaplamış bir örümcek vardır. Örümceğin yaşının 300 yıllık olduğu tahmin edilir. Peki nereden gelmiştir bu örümcek buraya? İstanbul’un altındaki dehlizlerden mi? Eski yer altı geçitleri hangi sırları nasıl saklamaktadır? Bu sorular cevap bulur mu bilinmez ama meyhanenin isminin Lavirentos olması bir tesadüf olamaz. Lavirentos. Peki, fıçının içindeki o kocaman böceğin ismi Labirent Böceği olabilir mi?

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN

Bilindiği kadarıyla 7 bin yıllık geçmişi olan İstanbul, üç ayrı şehrin üzerinde yükseliyor. İlk kent Kadıköy’de yükselen ve “Körler ülkesi” olarak bilinen Kalkhedon, ikincisi Eminönü ve Fatih semtleri tarihi yarımadada yükselen Byzantion, üçüncü kent ise İstanbul’un dışına, Silivri’ye kadar uzanan Selymbrai.  Peki İstanbul’un üzerinde kurulduğu bu üç şehrin dışında baka bir şehir daha var mı? Var, o da İstanbul’un toprağının altındaki İstanbul, yani Yeraltıİstanbul. Peki bu gizemli şehrin sırları neler? Hoşsada Dergisi sizler için o gerçek sırları araştırdı.

Göründüğü gibi olmayan şehir

Hiçbir şehir göründüğü gibi değildir ama İstanbul görünmediğiyle de İstanbul. Bir şehir düşünün ki, dünyanın en eski ketlerinin başkenti de ve ilham aldığı bir şehir olsun. Bir şehir düşünün ki, en az 7 bin yıllık geçmişi bulunsun ve bir şehir düşünün ki, dünyanın gözü üzerinde olmasın. Ne şiirler anlatmıştır İstanbul’u, ne romanlar. Gelen bir pişman giden bin pişman. Söz İstanbul’dan açılınca yazılacak elbette çok şey var ama bu kez İstanbul’un görünen değil görünmeyen yüzünden bakacağız geçmişe, tarihe ve elbette bugüne.

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN

SIRLARLA DOLU ŞEHRİN GERÇEKLERİ

İstanbul! Sırlı varlığı kazınan şehrin altında yeni sırlar çıkıyor gerçeğe, geçmişe ve bugünkü zamana ışık tutan. Yine de İstanbul’u İstanbul yapan öykülere, efsanelere ve gerçeklere ulaşmak o kadar zor ki.

Sırİstanbul…

Efsaneİstanbul…

Yeraltıİstanbul…

Kaç İstanbul sayarsanız sayın bitmez tükenmez saymakla zira şehre konulan her ad sonu sınırlamak yerine daha da açıyor, genişletiyor ve uçsuz bucaksız hale getiriyor.  İlk yerleşimciler Mu’dan ve Atlantis’ten mi gelmişti bu şehre. Şehrin ilk sahipleri Agartalılar mıydı? Hoş bu şehir kimseye kendini teslim etmemiş ama en azından yerüstünde yaşayan birileri, yeraltında da yatan birileri var. Ama bu şehrin yeraltında sadece yatanlar yok. Binlerce kilometrelik yer altı dehlizleri şehre bir gizem kattığı kadar, bir korku romanı gibi de.

Labirent Böceği

Labirent Böceği bir yana İstanbul’un üzerindeki hayat ne kadar karmaşıksa toprağının altındaki hayat daha da karmaşık. İnsanın bu şehirde hem yukarı çıktıkça hem aşağı inince başı döner mi? İstanbul’un tünelleri konusunda henüz tam anlamıyla ve dört başı mamur bir araştırma yapılmış değil. Su konuda bir kaynak bulmak da pek mümkün görünmüyor. Rivayetlerden gerçeğe ulaşmak veya görünen ipuçlarından bir şeyler bulmak mümkün olabiliyor.

Yerebatan Sarnıcı Kınalıada’ya mı uzanıyor?

Dan Brown’un son romanı “Cehennem” de Ayasofya’nın altındaki sırlar açığa çıkarken aslında İstanbul’un yeraltıyla ilgili  efsaneler yüzyıllardır yazarların, araştırmacıların hayal gücünü tetikliyor. Aynı yazan Da Vinci Şifresi kitabında dünyayı karıştıran Latinlerin Çemberlitaş’ın altına girme çalıştığı biliniyor. Buradaki dehlizlerin içinden atlı arabaların ible geçebileceği belirtiliyor. Mesela Gedikpaşa’dan Kapalıçarşı’nın Nuruosmaniye’ye açılan tarafında sarnıçlar olduğu biliniyor. Zemini taş olan bu yollar Osmanlı Sarayı’nın gizli çıkışlarına açılıyor. Haliç’teki Kadir Has Ünivresitesi’nin altında çok ciddi bir tarihi hazine yattığı biliniyor. Buradaki geçitlerden Haliç’e gidildiği de biliniyor…

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN

İstanbul’un gizemleri

Giovanni Scognamilla’nın yazdığı “İstanbul’un gizemleri” kitabında Yerebatan Sarnıcı’ndan Kınalıada’ya tünel olduğu meşhur efsanesi hâlâ sıcak.  “İstanbul’un Yedi Harikası’ adlı kitapta Yerebatan Sarnıcı’nın (Sarayı) gizli girişi olduğundan bahsedilir. Bu gizli girişten başlayan tünel “Köpek Öldüren’ olarak bilinir. ‘Köpek Öldüren’ geçidinden Kuzey yönüne ilerleyerek uzanan tünel Marmaranın altına, oradan Üsküdar’dan güneydoğu yönüne doğru bir açı oluşturur. Sonrasında ise düz bir hat şeklinde Kınalıada’ya uzanır. En azından iddia budur.

Çukur Çeşme Dehlizi

Osmanlı’da At Meydanı olarak bilinen Bizans’ın hipodromu kalıntıları üzerinden yürürken meydanda “Çukur Çeşme” diye bilinen bir mevki vardır. Burası bugün Tapu Dairesi ve Sokulu Mehmet Saraşı’ndan sonraki yerdir ve alttaki çeşme yalağı kalıntılarının deniz yönüne kalan tarafından bir taş duvar örülerek kapatılmıştır. Yine Sultanahmet Camii’nin kıble tarafında Mozaik Müzesi ile Cami duvarı arasında, musalla taşlarının hizasına gelecek en az iki dehliz girişi olduğu bilinmekte.

Johun Stephous’un Bizans İmparatorluğu ile ilgili yazdığı kitapta İstanbul’un altındaki bu dehlizlerin büyücülerin ve kahinlerin gelecek hakkında yorum yapmak için kullandıkları mekanlar olduğu iddia edilir.

Veliahtların ölümden saklandıkları dehlizler

Dehlizler Osmanlı İmparatorluğu döneminde gizli bazı işler için kullanılmış. Mesela Beşiktaş Mazhar Paşa Sokak’taki dehliz: Yıllar önce kapatılan bu dehlizin üzerinden iki sokağı birbirine bağlayan bir merdivenle geçiliyor. İddiaya göre öldürülmekten kurtulmak isteyen veliahtlar bu dehlizleri kaçmak ve saklanmak için kullanmışlar. “Paşa Dehlizleri” denilen bu dehlizlerle Dolmabahçe ve Çırağan Saray’ları birleşiyor ve hatta bu dehlizler özel kapılarla denize açılıyor.

12 Eylül’de askerler dehlizlerde ses duyunca

Bazı rivayetlere göre de bu dehlizlerde gizli toplantılar yapılıyordu. İlgniç bir iddiaya göre 12 Eylül askeri darbesinde Dolmabahçe’de, İnönü Stadı çevresinde nöbet tutan askerler yerin altından sesler duydular. Bu sesler balyoz darbesini andırıyordu. Tedirginlik oldu, konu Sıkıyönetim Komutanlığına bildirildi. Ancak yapılan araştırmalarda bir şey bulunamadı.

Küçükkapıda, Arap Han’da dehlizler vardı. Buralardan girenler Haliç ya da Dolmabahçe’den çıkıyordu. Mesela İstiklal Caddesindeki dehliz, bir baştan bir başa İstiklal’i dolaşmıyordu, çıkış kapıları da vardı ve bu çıkış kapılarının insanların rahat girip çıkmasına izin verecek ölçüde olması manidardı.

Her ne kadar bu dehlizlerin şehrin suyu için kullanıldığı söylense de konjonktürel olarak kullanıldığı da bir yere not edilmeli. Çünkü su için bile olsa bu dehlizlerde insanların yaşadığı, gizli işler çevirdiği, kaçtığı ve canını kurtardığı veya daha bilmediğimiz neler neler yaptığı sadece bir şehir efsanesi değil. Hades’in kapısı olmadığı da belli ama muhtemelen bu dehlizler araştırıldığında birçok gerçek de su yüzüne çıkmış olacak.

Ne dersiniz, sizce kaç İSTANBUL var?

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.