İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları: 258 Mehmet Doğru (2)
“İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları” adlı yazı dizimizin bugünkü bölümünde Konya İmam Hatip Okulunun ilk mezunlarından okulun 258 nolu öğrencisi, İrfan ve Damla yayınevlerinin kurucusu, yayın hayatının önemli isimlerinden birisi, eski Eminönü Müftüsü Mehmet Doğru’nun, İmam Hatip Okullarına bakışını ve o yıllara ait hatıralarının ikinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.
GİT AMA KİMSEYE GÖRÜNMEDEN GİT
Şeker Fabrikasında muhasebe bölümünde çalışıyorum. Cuma günü cumaya gideceğim. Farza yetişebilecek kadar bir zaman var.
Şefe gittim.
Ben dedim Cuma’ya gideceğim.,.
Şef iyi bir insandı.
Gencim, işte kalırmışım, kalmazmışım önemli değil. İzin verse de gideceğim, vermese de.
Şef elindeki kurşun kalemi dişerinin arasına kıstırdı. Bir dakika kadar düşündü.
Git ama dedi, kimseye görünmeden git…
Namaza koşa koşa gittim. Ancak bu bana çok koydu.
SİZ KURAN KURSU MUSUNUZ?
Askere gideceğim, Askerlik Şubesinde bir Yüzbaşı vardı. Sordu;
Ne mezunusun?
İmam-Hatip…
Siz Kuran Kursu musunuz?
Hayır biz yedi yıllık Lise muadili bir okuluz.
Siz Lise muadili değilsiniz. Elimizdeki genelgede, sizin mezun olduğunuz okulun adı yok. Bu genelgeye göre sizi askere alamam.
Peki ne olacak?
Erkanı Umumiye Reisliğine ( Genel Kurmay Başkanlığına) bir telgraf çekin, durumu sorun.
Rüştü Erdelhun Paşa Genel Kurmay Başkanı. Hemen Paşaya bir durumu anlatan bir telgraf çektik. Bir hafta sonra İmam Hatip Okulu mezunlarının Yedek Subay olabilecekleri cevabı geldi. Hatta öğrendiğimize göre Erdelhun Paşa, bütün mezun olanları askere alın demiş.
Askerdeyken dışarıdan bitirmeler için Çanakkale Lisesine kayıt yaptırdım. Bu arada 1960 İhtilali oldu. Bazı derslerin imtihanına giremedim. Girdiğim diğer derslerin hepsinden geçmişim. Geçemediğim dersleri de Konuya Gazi Lisesinde verdim.
Sınıf arkadaşım Mustafa Ateş, Yüksek İslam Enstitüsünün açıldığını giriş imtihanlarının çift kademeli olduğunu yazılının Konya’da, Mülakatın İstanbul’da yapılacağını söyledi. Beraber bu imtihanlara gireceğiz dedi.
Abi dedim ben dini bir şey okumayacağım. Sesim iyi değil. Musiki kabiliyetim yok. Güzel bir sesle Kuran okuyamıyorum. Ben sonu memuriyetle biten bir yüksek tahsil yapma düşüncesinden değilim. Eczacı olmak istiyorum.
Ateş, bileğimden tuttu. Olur mu, dedi. Biz ne için okuduk. Beni zorla İstanbul için Konya İmam Hatip Okulunda ki, giriş imtihanına götürdü. İstekli eğilim. Kitap açmadım. Neticede ikimizde kazandık. Mustafa Ateş’in anası müsaade etmedi. O gelmedi. Ben kazandım diye okula kaydımı yaptırdım.
Askerlik bitip Konya’ya dönerken, yolumun üzerindeki bütün İl ve ilçe Müftülüklerine tayinimin yapılması için otobüs’ün durduğu bütün yerlerdeki Postanelerden dilekçe göndermiştim
Okulu yatılı kazandım. Ancak param yok. Yatılı bile okumak için para lazımdı. Verdiğim dilekçeleri bir takip edeyim dedim. Müftülüklere gittim. Bütün Müftülüklerde, tayin sırasında ilk sıradayım. Ancak takip etmediğim için, dikkate alınmamış. Tuttum Diyanete bir şikayet dilekçesi yazdım. Her tarafta tayin listesinde birinci sırada olduğum halde, tayinim yapılmadı diye. Onbeş gün kadar sonra İstanbul Eminönü İlçesinde Sokullu Mehmet Paşa camiine tayinim çıktı. Cami Mimar Sinan’ın eseriydi. Kadırga semtinde içerisinde Hacer-ül Esved’ten dört küçük parça vardı. Çinileri çok güzeldi.
Beni oraya 2. İmam olarak verdiler. Hem orada görev yaptım. Hemde okudum. Caminin 3 müezzini vardı. Başmüezzin Hüseyin Efendi, Mehmet Efendi oğlum, sen okumana bak, burayı hiç düşünme dedi. Ben aldığım parayı helal ettirmek için haftalık görevlerimi aksatmadan geldim. Ben görev alınca ebeveynlerim beni evlendirmeye zorladı. Ve evlendirdiler. Düğün oldu. On gün sonra hanımla birlikte İstanbul’a gittim. Hüseyin Efendi, oğlum niye geldin dedi. Biz burada neyiz? Sen yeni evlendin, niye geldin? O insanlar bizi kolladılar, gözettiler. Böylece hem okuduk hem de görev yaptık.
HASAN BASRİ ÇANTAY’IN ÖĞÜTLERİ
Ben askerdeyken aynı sınıftan dört arkadaş Ankara Polatlı’da bir araya geldik. Ben, Ahmet Baltacı, Mustafa Pektut ve Mustafa Ateş. Mustafa Ateş’le aynı bölükteydik. 49. dönem Yedek Subay olarak üç ay okuduk. Üç ayda İstanbul Hadımköy’deki birliğe geldik. Orada da Mustafa Ateş’le birlikteydik Baltacı ve Pektut Gebze’deydi.
Cumartesi günleri bir araya gelirdik.
Bir Cumartesi öğleden sonra İlk Meclisten Hasan Basri Çantay’ı ziyaret edecektik. Baltacı İmam Hatip son sınıfı İstanbul’da okumuştu. İstanbul’dan tanıdığı arkadaşları vasıtasıyla bu ziyareti gerçekleştirdik.
Hasan Basri Çantay’ın, kapısını çaldık. İçeriye girdik. Selam verdik.
Hal hatır sordu, nasılsınız dedi, öyle bir “ Sağol” demişiz ki, bu “ Sağol” asker olmanızdan kaynaklanıyor dedi.
Halkın ve ulemanın düşüncesini anlattıktan sonra, bize dedi ki ; çocuklar bu milletin size çok ihtiyacı var. Kendinizi iyi yetiştirin. Bir defa Arapçayı ana diliniz gibi öğrenin. Ana dili gibi öğrenmek ne demek bilir misiniz? Düşündüğünü konuşmak, konuşulanı anlayabilmek bir, okuduğunu anlayabilmek iki, üç düşündüğünü yazabilmek. Çünkü Arapça Kurandır. Kuranı anlayabilmek için, dinin kaynaklarını anlayabilmek için, Arapçaya ihtiyaç var. Bu yetmez, öğrendiğiniz dini bu halka anlatacaksınız. Türkçe’ yi de çok iyi bilmelisiniz. Hitabenizde, kitabenizde çok iyi olmalı. Bunun içinde çok roman okuyun.
TAHİR HOCA BABAMLA KONUŞTU
Öğretmen olmak istiyordum. Olmadı. Ankara’ya Diyanete gittim. Ahmet Baltacı oradaydı. Beni Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür’le tanıştırdı. Cesur ve yürekli bir adamdı.
Vaaz etmesini bilir misin dedi. Öğrencilik yıllarından itibaren yaptığımı söyleyince ben dedi İzmir’den geldim, seni İzmir’e gönderiyorum. Beni İzmir Merkez Vaizi olarak görevlendirdiler. Konya’ya geldim. Babamın suratı iyi değil. Ağabeyim ayrılmış. Anne ve babama yardımcı olacak kimse kalmamış. Ağabeyime sordum. Babamın yüzü neden böyle? Ben dedi ayrıldım. Bakkala gidecek, sigara alacak kimsesi yok. Ne yapalım da babamın yüzünü güldürelim deyince Ağabeyim, babamın hissesi var dedi. Eğer razı olursa, hissesi onda kalsın kârını sen al beraber ticaret yapalım. Babama bunu söyledi. Babam da itiraz etmedi.
Bunun üzerine ben İzmir’e istifa dilekçesi gönderdim. O arada Diyanet Müftüler toplantısı Konya’da yapıyordu. Tahir Hoca Konya Müftüsü. İzmir Müftüsü de İstanbul Yüksek İslam’dan arkadaşım. O da Konya’ya geldi. Tahir Hoca neden görevi kabul etmediğimi sorunca, ben babamı memnun etmek için böyle davrandığımı söyleyince birkaç defa babamla konuştu. Sonunda babam, ben yetiştirdim, buraya kadar getirdim. Nerede hizmet etsin derseniz hizmet etsin dedi.
Babam bu şekilde fikir değiştirince, sen hemen İzmir’e git dediler. İzmir Müftüsüne bana bir ev bulması ricasıyla bir telgraf çektim. Eşyamı trene verdim. Bende hanımı alıp İzmir’e hareket ettim.
İzmir’e geldiğimizde eşyamızda İzmir’e gelmişti. Müftü Bey, bana İzmir İtfaiye Müdür Yardımcısı Abdülmennan Oğuztüzün’ün de yardımıyla onun mahallesinde bir ev bulmuştu. Eve baktık, beğendik ve tuttuk.
Oğuztüzün Kuleli askeri Lisesini Konya’da okumuştu. O yılarda Hacıveyiszade ile dostluğu ve yakınlığı varmış. Her fırsatta onunla görüşürmüş.
Birgün diyor, mescitteyiz. Hacıveyiszade sabaha doğru namaza durdu. Piri Paşa Camiinin yanında mihrabının yanında iki büyük pencere var. bende mihraba doğru, Hocamın arkasında namaza durmuştum.
O anda sol pencereden bir takım adamlar girdi. Safımız tamamen doldu. Namaz bitti. Geldikleri şekilde pencereden gittiler. Benim gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Hocam dedi ki ; Piran Efendilerimiz bizi ziyaret geldiler.
HACIVEYİSZADE HOCAMDAN GÖRMÜŞTÜM
İzmir Hisar Camiinde beş yıl görev yaptım. Bir bayram namazı sabahı para toplayanlar adeta beni linç edeceklerdi. Bayram vaazına başladım. Vaaz devam ederken, baktım 8-10 kişi saflar arasında para topluyorlar. Kürsüden dedim ki, bu Mübarek Bayram sabahında cemaati rahatsız etmeyin, para toplayacaksanız dışarıda toplayın.
Vay sen misin bunu diyen…Neden böyle yaparsın? Nasıl yaparsın diye insanlar cami çıkışı üzerime yürüdüler.
Bu usul yanlıştı. Bu işin en güzel uygulamasını bizzat Hacıveyiszade Hocamdan görmüştüm. Bir yardım yapılacağında, hocam kürsüden önce bunun duyurusunu yapar, kapının önüne bir sergi açın derdi.
Sonrada ilk yardım benden olsun diyerek ciddi anlamda bir parayı görevliye halkın içerisinde verirdi.
Aziziye’nin üç kapısında bekleyen görevliler, Hocamın verdiği parayı en üste koyarlar, açılan seccadelerin üzerinde oldukça fazla para toplanırdı.
Yaşar Tunagür Hoca, beni İzmir’e gönderdiğinde Kestane pazarında Ali Rıza Güven diye biri var dedi. Onunla tanış, onun sana ihtiyacı var diye de ekledi. İzmir’e yerleştikten sonra, yanına gideyim dedim. büyük bir toptan tuhafiye mağazası vardı. Kendimi tanıttım. Yaşar Beyin anlattıklarını anlattım. Benimle hiç ilgilenmedi. Yıllar sonra öğrendiğime göre meğer Kestane pazarına gelen Hocaefendiler verdikleri ders sonrasında oldukça tatminkar ücretler alıyorlarmış. Sanırım beni de, öyle biri sanmıştı.
Bu arada bende hanımın üzerine bir yer açmıştım. Arkadaşlarımla kurduğum İrfan Yayınevinin İzmir şubesini yürütüyordum. İzmir’e İmam Hatip Okulu yapılacak, sabah biri geldi. Ali Rıza Güven sizinle görüşmek istiyor dedi. Görüşmek istiyorsa ben buradayım dedim. Bir saat kadar sonra bir başka görevli geldi. Ona da aynı şeyleri söyledim. Daha sonra Kestane Pazarının Müdürü geldi. Ali Rıza Beyin işlerinin çok yoğun olduğunu gelmemi rica ettiğini söyledi. Kendi kendime Mehmet dedim bu kadar kibir yeter. Müdürle beraber yanına gittim. Biz dedi İmam Hatip Okulu için para topluyoruz. Şaban Hoca bu işleri bilir. İzin ver, vaaz etsin. İzin vermek benim yetkimde değil dedim. O Müftünün işi, ancak Şaban Hoca İmam Hatipli değil, İmam Hatip Okulu mezunu olan benim, birde camimde saf aralarına girerek para toplatmam. Sizin dediğiniz zaman da olmaz. 15 gün sonra memurlar maaş alacaklar, belki onlarında katkıları olur dedim.
Başdurak Camisi de ses düzeni olarak bana bağlıydı. Orada da aynı gün yardım toplanabilirdi. Sonunda Müftülükten benim dediğim tarihte benim vaaz etmem şartıyla bir izin çıktı. Dışarıya iki masa, her masaya dörder görevli görevlendirdim.

Hocamdan öğütlüyüm ya. Herkesten en az on lira verilmesini istedim. İmkanı olanların, sınıfın birini teşrif etmelerini, bir kamyon çimento, bir kamyon demir almalarını istedim. Sonra da, ben söylediğim on liranın iki katını vermekle başlıyorum diyerek 20 lirayı, görevli arkadaşa herkesin gözü önünde verdim.
Ertesi sabah dükkân süpürüyorum. Baktım Ali Rıza Güven ve adamları geliyorlar. İçeriye buyur ettim. Ali Rıza Güven dedi ki, biz sana teşekküre geldik. En fazla bin lira toplanan Hisar Camiinden dün tam 11 bin lira toplandı. Hocam önümüz Ramazan biz sizi her akşam ayrı bir camide vaaz ettirsek olmaz mı?
Aracım yok falan dediysem de, bana araç tahsis ettiler otuz Ramazan, otuz ayrı camide vaaz ettim. İzmir’in camileri küçük, otuz bin lira toplanmış.
Rahmetli Ali Rıza Güven, Ben Eminönü Müftüsüyken, birçok kez ziyaretime geldi.

Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.