İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları: 89 Mehmet Elliiki (2)
“İmam Hatipliler Hak Yolunun Yolcuları” adlı yazı dizimizin bugünkü bölümünde Konya İmam Hatip Okuluna 1951 yılında başlayan, yedi yıllık okulun 4.sınıfını üç sene okuyan, son sınıfta tek dersten değişik sebeplerden geçemeyerek 1966-67 eğitim yılında 10. Devre mezunu olan İmam Hatip Okulunun 89 nolu öğrencisi, Konya İmam Hatip Okulunun ilk Hocalarından Tahir Elliiki’nin yeğeni olan, Mehmet Elliiki’nin, İmam Hatip Okullarına bakışını ve o yıllara ait anlattıklarını ve hatıralarının ikinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz.
DÖRDÜNCÜ SINIFI ÜÇ KERE OKUDUM
1951 yılında girdiğim İmam Hatip Okulunda 4.sınıfın sonunda bütün derslerden imtihan olduk. Bu imtihanda Resim, Müzik ve Beden Eğitimi de dahildi. İmtihan, ayın 29-30’una kadar devam etti.
Üç dersten ikmale kaldım. Kaldığım iki ders Hacıveyiszade Hocanın girdiği derslerdi. O zamanlar not doldurma vardı. Altı almam lazımken, beş almıştım.
300 kişinin içinde bir ben birde Mustafa Akıncı kalmıştık. İkimizde bir sene gezdik. Üç dersten kaldığım için dilekçe veremedik.
4.sınıftan tekrar devam edecektim. Otobüse indirimli binebilmek için öğrenci pasosunu mühürletmeye okula gitmiştim.
Bekir Elam bana rastladı, buraya gel dedi.
Odasına gittim. Buraya bir imza at dedi bir evrak uzattı. Sen dedi dört dersten kalmışsın. Yani sınıfta kalmış oluyorsun. Ben üç dersten kaldım dedim. Sınıfta kalma demek, okuma hakkını kaybetme demekti. Durumu Milli Eğitim fark etmişti. Bu evraka göre sınıfta kalmıştım.
Kaç yere müracaat ettiysem etkisi olmadı. Kaldıysam kaldım dedim. Ancak okul hayatım bitiyordu.
Mehmet Kozak diye bir akrabamız vardı. Esnaf Kefalette katipti. Ona derdimi anlattım. Oda oturdu üç tane dilekçe yazdı.
Biri İmam Hatip Okuluna, ikincisi Milli Eğitime, üçüncüsü Okul Aile Birliği Başkanlığına.
Dernek Başkanı Ali Sakallıoğluydu.
Dilekçe, sınıfta kaldıysam hiçbir sınıfta adımın okunmadığını, velime hiçbir tebligatın gelmediğini, mağduriyetimin önlenmesini talep eden bir dilekçeydi.
Öğrenci pasosunu tasdik için gittiğimde sınıfta kaldığımı öğrenmiştim. Bütün haklarımdan vazgeçtiğimi 4. Sınıfta yeniden okuma hakkımın verilmesini talep ettim.
Beni tekrar 4.sınıfa aldılar. Dördüncü sınıfı üç kere okudum.
280 talebeden kalan iki kişiydik.
İkimizde şehir çocuğuymuşuz.,
Babamız zenginmiş. Bizi her zaman için okuturlarmış.
Arapçadan beklemeye geldim. 1960 yılında son sınıftaydım mezun olamadım. 1960-69 arasında mezun olanlara yedek subay hakkı vermişlerdi.
Ben bu haktan da mahrum oldum. Askerlik şubesinde bir evrak karışıklığı olmuş. Beni üç yıl aramadılar. Bende ne oluyor ne bitiyor diye hiç gitmedim.
Bakaya durumuna düşmüşüm. Üç sene sonra 42 / 6 tertiplerle Sivas’a er olarak gittim.
52. ALAYIN ÇAVUŞU
Babamın dedesi 52. Alayın Çavuşuymuş. O zamanlar oldukça önemliymiş bu çavuşluk. Nenemi Çavuş karısı diye sedire oturturlarmış.
1934 yılında çıkan soyadı kanunu ile birlikte amcam ailemize uygun bir soyadı aramış. 1936 yılına kadar uygun bir soyadı bulamamışlar.
Sonunda lakabımız olan elli ikiyi soyadı olarak almış amcam. Babamın dedesinden kalan 52. Alay’ın elli ikisi bizim soyadımız olmuş.
İmam Hatip Okulunda dersimize bir Üsteğmen girerdi.
Elli iki nasıl bir soyadı öyle dedi.
Yoksa siz kumarcı mısınız?
Benim soyadımı 52 kağıdı sandı.
Allah çok şükür bizim sülaleden hiç kumarcı yok.
ARAMIZDA KLAS FARKI VAR
1963 ‘de askere gittim. 1965’de geldim. Hala tek dersten takıntılıyım. Diplomam yoktu. İmtihanlara her gittiğimde aferin-maşallah seneye bir daha gel!...
Adana’da sınıf arkadaşım Durmuş Ali Kayapınar İmam Hatip Lisesinde öğretmendi. İşleri ayarladım, imtihana gel burada gir dedi.
Okulun Müdürü de Konyalıydı.
İmtihana gireceğim günlerde okulun öğretmenleri ikiye ayrılmışlar. Birini ak dediğine, öbürleri kara diyor.
Bekir Doğanay’da orada öğretmen. Bekir Doğanay, imtihana girme, koy da git, imtihana girsen de bunlar seni kazandırmayacaklar dedi.
İmtihana yine de girdim. Çünkü beni Durmuş Ali çağırmıştı. Ona karşı saygısızlık olurdu.
Sınıfı geçemedim.
İki sene sonra, Durmuş Ali beni tekrar çağırdı. Tekrar Adana’ya gittim. Takıntılı olduğum Arapça’yı vererek 1966-67 döneminde mezun oldum.
1951’de başladığım İmam Hatip Okulunu arkadaşlarımdan yaklaşık 11 yıl sonra 10. Dönem mezunu olarak bitirmiştim.
Şehir çocuğu sınıfta kalsa da bir şey lazım gelmez, babası tekrar okutur dendiği için, yıkıntıyı ben çektim.
Arkadaşlarıma takılırım, ben sizden bu kadar sene sonra mezun oldum çünkü aramızda klas farkı var derim.
BİZ POSTAYI KAÇIRDIK
İmam Hatip Okuluna gitmeden önce, Hakkı Özçimi’nin orada on sekiz ay Kuranı Kerim okudum. Bulgur Tekkeye haftada iki defa öğleden sonraları Hacıveyiszade Din derslerine gelirdi.
İmam Hatip Okulunda yedi sene okuduk, hiçbir hoca bize cenaze nasıl yıkanır tarif etmemişti.
Hacıveyiszade Hocamız Kuran Kursunda masanın üzerine yastığı koyar yada bir değnek uzatır;
Bu derdi ölü…
Muhammed sen su koy…
Hasan sen suyu doldur.
Ali sen kazandan suyu getir.
Hüseyin sen su dök.
Bize ölü nasıl yıkanır, yıkarken nelere dikkat edilir uygulamalı olarak öğretti.
İmam Hatip Okulunda bize Peygamberimizi, Peygamberimizin eşlerini, Aşere-yi Mübeşşereyi devamlı tekrarlarla öğretti.
Her derste annelerimizi sayalım, aşere-yi mübeşşereyi sayalım derdi.
Beni her derste kaldırırdı. Kuran kursunda bize öğrettiği Din Dersleri bana İmam Hatip’te çok yardımcı oldu.
İmam Hatibi bitirdiğimizde ne olacağımız belli değildi. O okula adeta fedai gibi gitmiştik Konya İmam Hatip Okulunun açılmasına çok olumlu bakmıştı. Biz ilk öğrencilerdik. İlk fedailerdik.
Arkadaşlarımızdan hafız olanlar için bir çok ders çok kolaydı. Diyelim ki Coğrafya’da zorlanıyorlar.
Kitabı olduğu gibi ezberliyorlardı. Ardından da veriyorlardı arkadaşlarının eline kitabı, başlıyorlardı satır satır ezbere anlatmaya…
Fransızca öğretmeni Süleyman Biroğlu, nereden nasıl başlayacağını bilmiyordu. Biz zaten ne okuyacağımızı bilmiyorduk.
22 dersten imtihana girmiştik.
Biz postayı kaçırdık. Hocalarımız hafız olmuş arkadaşlara harfi cer çektirilerdi. Arkadaşlarımız Emsile, Bina, Maksud ve Avamil okumuşlardı. Biz daha eski yazıyı yazmasını bilmiyorduk. Hacıveyiszade de okumamız lazımdı.
Yaz tatillerinin birinde Cemil Hoca’ya Arapça öğrenmeye gittik. Hepsi o kadar. Arapçaya kime gideceğimizi bilmiyorduk.
BİLYA-BONCUK
Amcam bana, gel seni okutayım demedi. Allah rahmet eylesin. Amcam üç kardeş. Niye babama Ali çocuklardan birini ver okutayım demedi? Babam da demedi.
İmam Hatibe giden tek benim. Bir akraba çocuğu vardı. Birinci sınıfta okurken, ben bu okula gitmeyeceğim dedi, babası aldı gitti.
Yaz günlerinde öğle arasında kantinde ne bulursak onu alırdık. Bahçede tuvaletlerin kenarında küçük bir barakaydı kantin.
Zeytin, peynir, gül reçeli, çikolata gibi şeyler vardı. 15 kuruşa karnımızı doyururduk.
Yine bir yaz günüydü.
Çocuklar bilya-boncuk oynuyorlardı. Hadi bizde oynayalım dedik. Başladık oynamaya. Bilya ve beş kuruşlukta boncuk aldık.
5. derste Fizik imtihanı vardı. öğretmen Astsubay Okulundan gelen bir Yüzbaşıydı.
İçeri girdik, Yüzbaşı sınıfa girince çıkarın kağıtları dedi.
5-6 tane soru sordu.
Bir tanesinin bile cevabı aklıma gelmiyordu.
Cevap 1 dedim, kağıdı imzalayıp, boş olarak verdim.
Boş kağıt vermişsin dedi.
Hiçbir şey aklıma gelmedi dedim.
Amma bilya oynuyordun dedi.
Anladım ki beni bilya-boncuk oynarken görmüştü.
Hiçbir şey yazmadığım için sıfır verdi.
ÇIKARIN KAĞITLARI DERLERDİ
Ne zaman yazılı olacağımız belli değildi. Hocalar sınıfa girerler, çıkarın kağıtları derlerdi. Bir gün altı dersin beşinden yazılı olduk. Yazı yazmaktan kollarımız koptu.
İlahiyat mezunu yeni Hocalar gelmeye başlamıştı. Ancak bu hocaların bilgisi sınıftaki bazı arkadaşlarımızdan daha iyi değildi.
Tefsire gelen Ahmet Savcı diye bir Hoca vardı. Sen oku dediği arkadaşların doğru okuyup okumadığını Mustafa Akıncı ve Ahmet Gürtaş’ın tingildemesinden anlardı.
Bazen de Hocam orada üstün değil, esre var diye yüksek sesle ikaz ettikleri de olurdu.
Arkadaşlar genel olarak bir şey söylemezler ancak bakışlarıyla, kafalarını kaldırmalarıyla, hal ve hareketleriyle Hocanın yanlış yaptığını anlatırlardı.
Hocanın gözü bu iki arkadaşımızda olurdu.
Hoca çam devirdiyse, hemen onlara bakar ve geri dönerdi.
RAĞBET ÇOK OLUNCA İMTİHAN YAPTILAR
İmam Hatip Okulu 1951 yılında ilk dönemini 13 gün olarak tamamladı. 13 gün sonra bir hafta tatile gittik. Hocaların birçoğu gelmemişti. Mevcut hocalar kanaat notu vererek, devreyi tamamladılar.
Eğer bu 13 gün olmasaydı, okula başlayan bizler, hepimiz sınıfta kalmış sayılacaktık.
Hayrettin Karaman 13 gün sonra geldi. Okula başlamak için yaptığı yazışmalar zamanında gelmemişti. Birde yaşı büyüktü. Herhalde mahkeme kararını almanın zamanını geçirmişti.
Bütün derslerin on da olsa devamsızlıktan kalırsın demişler.
Ertesi sene İmam Hatip Okuluna çok rağbet oldu. 500 kadar başvuru yapıldı. İmtihanla öğrenci alınmasına karar verildi.
Ve yüz kişi yapılan imtihan sonucunda okula kaydoldu. İmtihanı kazananlardan biride Hayrettin Karaman’dı.
Ali Osman Koçkuzu, Durmuş Sert gibi 3-5 arkadaş 13 sayfa ezber okurlardı. Hakkı Özçimi Hoca Hafız olun öyle İmam Hatip Okuluna gidin, bu fırsat her zaman ele geçmez demiş.
Her ikisi de ertesi yıl imtihana girdiler kazandılar.
Süt emen çocuğa, baklava versen iki geveler çıkarır derler ya. Rağbet çok olunca ne yapacaksın?
Yer yok, sınıf yok. 2. Sınıfta İdmanyurdu’nun soyunma odalarında okumaya çalışan öğrencilerin yanına gelecekler için, mecburen imtihan yapıldı. (Erol Sunat)
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.