İSLAMİ CEMAATLER ÖZELEŞTİRİ YAPMALI

Cemaatten kastım, ülkemizde faaliyeti sürdüren Ehli Sünnet İslami Cemaatlerdir.

Günümüzde birçok bozuk cemaat ve tarikat olup bunlardan etkilenen insan sayısı az değildir. Bu sapık yapılar tasavvufa ve ibadetlere hurafeler sokarak küçük göz boyamalarla insanları kandırmaktadırlar.

Peygamber Efendimiz (sav); “Bir kimsenin havada uçtuğunu ve deniz üzerinde yürüdüğünü yahut ağzına ateş koyup yuttuğunu görseniz, fakat dine uymayan bir iş yapsa, keramet ehliyim derse de onu; büyücü, yalancı, sapık ve insanları doğru yoldan saptırıcı biliniz!” (El-Münire) buyurmaktadır.

İmam-ı Rabbani Hazretleri; “Nefsi cilalanan bazı kimseler, harikulade haller gösterip sapıklık uçurumuna sürüklenmektedir. Evliyayı böyle yalancılardan ayıran en bariz fark; her sözünün her hareketinin dine uygun olması, yanında bulunanların kalplerinde Allah (cc) korkusu ve sevgisi hasıl olmasıdır ve başka şeylerden soğumalarıdır” buyurmaktadır.

Muhammed Masum-i Faruki Hazretleri; “Tasavvuftan maksat, nefsin gizli ayıplarını anlamaktır ve dine uymanın kolay olmasıdır ve ihlasa kavuşmaktır” buyurmaktadır.

Hiçbir şekilde İslami cemaat, tarikat İslam’ın aksine davranış ve anlayış içerisinde olamaz. İslam’ın aksine tutum ve anlayış içinde bulunan adı ne olursa olsun o cemaat; İslami cemaat ve tarikat değildir.

Toplumun büyük çoğunluğunun, ülkemizdeki cemaatler hakkında sağlıklı bir bilgiye sahip olmadıklarını düşünüyorum. İnsanlar gerçek İslami cemaatlerle bozuk olanları ayırt edemediklerinden kaynaklı tüm İslami Cemaatlere olumsuz bakmaktadırlar.

Bunun yanında bazı İslami Cemaat hocaları ve mensuplarının yaptığı yanlış davranış ve yerli yersiz konuşmalarının da bu olumsuz algıda paylarının olduğunu da kabul etmeliyiz. Bu gerçeği göremezsek sorunun çözümüne yönelik adımları atamaz, olumsuz algıyı ortadan kaldıramayız.

Onun için Türkiye’de faaliyetini sürdüren tüm Ehli Sünnet İslami Cemaatler ÖZELEŞTİRİ yapmak zorundadırlar. Kendi gözlemlerime göre özeleştiri yapılması gereken birkaç husus üzerinde duracağım.

Amacım, hiçbir şekilde saygısızlık yapmak değil; Allah(cc) rızası için düşüncelerimi paylaşmaktır. Düşüncelerim isabetli de olmayabilir; ancak, kesinlikle safiyanedir.

1-Türkiye’de faaliyetini sürdüren Ehli Sünnet Cemaatler arasında temel inanç esaslarında fark olmadığı ve genel olarak Nakşi Tarikatine mensup oldukları halde aralarında kurumsal anlamda hiçbir iletişim ve güç birliği yoktur.

Bugün gerek ülke içerisinde gerekse ülke dışında büyük saldırılara, aşağılık iftiralara maruz kalmaktadırlar. ABD Başkanı Donald TRUMP İslami Cemaatlerle mücadele edilmesini istiyor. Sadece İslam düşmanları tarafından değil, Ehli Sünnet dışı sapık yapılar tarafından da saldırılara maruz kalmaktadırlar.

Bu kadar saldırıya, aşağılık iftiraya rağmen ölü toprağı örtülmüş gibi birkaç hocanın dışında hiç ses seda yok; güç birliği yapmanın zamanı geldi de geçiyor!

Türkiye’de cemaatlerin güç birliği yapması hem kendi sorumluluklarının yerine getirilmesinde hem de gelecek nesillerimizin milli ve manevi inşası için gerekliliğin ötesinde zorunluluk halini almıştır.

-Türkiye’deki İslami Cemaatlere üzülerek sesleniyorum!

İnanın, gidişat hiç iyi değil; ortak hareket etme iradesini gerçekleştiremezseniz, bitersiniz. Cemaatlere ve tarikatlara katılan insan sayısı her yıl azalmaktadır. Kabul eder veya etmezsiniz şer odakları insanları etkilemektedirler. Bu saldırıların asıl nedeni; Ehli Sünnet omurgayı çökertmektir.

-Kendi kabuğunuza çekilerek birlikte mücadele etme sorumluluğundan kaçamazsınız!

Ayrılıkta azap birlikte rahmet vardır. Birlikte hareket etmeyi cemaatlerin birleşmesi gibi algılamayın, bu mümkün değil; esas olan kurumsal birlikteliğin oluşmasıdır. Kurumsal birlikteliğin gerçekleşmesi içinde “Ehli Sünnet İslami Cemaatler Birliği” adı altında bir yapı oluşturulmalıdır.

2-Tarikat ve cemaat mensubu kişilerin İslami yaşamadaki sıkıntıları özeleştiri yapılması gereken önemli hususlardan birisidir.

Şu kesin olarak bilinmeli ki; iyi bir MÜ’MİN olmadan iyi bir MÜRİT olunamazzz!

-İyi bir MÜ’MİN nasıl olur?

İyi bir mü’min Resul-i Ekrem Efendimiz(sav)’in örnek hayatını kendi hayatına yansıtmaya çalışmakla olur. Sadelik ve tevazu Efendimiz(sav)’in şahsiyetinin en önemli özelliklerindendir. Efendimiz(sav) gösteriş, riya ve kibirden çok uzaktılar. Hasır üzerinde yatar, arpa ekmeği yer ve üç gün art arda buğday ekmeği ile karnını doyurmamıştır.

Gece boyu namaz kılmaktan ayakları morardığında, "Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı; niçin böyle yapıyorsunuz? diye soran Hz. Aişe(rah) Validemize, "Şükreden bir kul olmayayım mı ya Aişe?" diyerek ümmetine mesaj vermektedir.

Günümüz Müslümanları refah seviyesinin artmasının getirdiği sıkıntıları yoğun olarak yaşamaktadırlar. Lüks, israf, şaşa normal sınırların çok üzerinde olup namaz, oruç gibi temel ibadetlerin yerine getirilmesinde zafiyetler yaşanmaktadır . Yaşanan bu olumsuz süreç İslami Cemaatleri de fazlasıyla etkilemiştir.

Efendim, “filan sanatçı lüks arabalara biniyor şeyh efendi binmiş çok mu,” gerekçesiyle bu durumu haklı göstermeye çalışmayalım. Bu kıyaslamayı şeyh efendilere saygısızlık olarak görüyorum.  Elbette ki hakkıdır ve binebilir; ancak, bu durum gösteriş haline dönüştürülmemelidir.

Gerçek Mürşit-i Kamillerin manevi tasarruflarına inanıyor ve kendilerini en içten duygularla seviyor ve saygı duyuyorum. Hiçbir Mürşit-i Kamil, İslam’ın aksine hal ve söz içerisinde olan müride manevi tasarrufta bulunmaz. Her mürit Allah’ın kitabına Peygamberin sünnetine uymak, saygı duymak zorundadır. Müridin ölçüsü kitap ve sünnettir. Ölçüye uyanlar manevi tasarrufa mazhar olur.

Ehli Beyt’i sevmek, saymak her Müslümanın üzerine farzdır. Seyyidler, Şerifler bizim başımızın tacıdır. Seyyid, Hz. Hüseyin Efendimizin soyundan gelenlere; Şerif, Hz. Hasan Efendimizin soyundan gelenlere denir.

İster Seyyıd ister Şerif soyundan gelsin Allah’ın Kitabına Peygamberin sünnetine uymak zorundadır. Hatta diğer Müslümanlardan daha fazla hassasiyet göstermelidirler. Adam, her türlü İslam’a uygun olmayan davranışı işliyor, sonra ben Seyyidim, Şerif’im diyor ve saygı görüyor.

Efendimiz Hz. Muhammed(sav)’in şefaati var; iltiması yoktur. Efendimiz(sav); “Allah'a yemin ederim ki eğer Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı onun da elini keserdim" buyurarak her türlü iltiması reddederek adalet ve hakkaniyetin önemini ortaya koymaktadır.

Efendimiz(sav) vefat etmeden önce halka hitaben, "Birisine bir borcum varsa veya birini kırdıysam yahut birinin mal veya şerefine bir zarar verdiysem işte şahsım, işte şerefim, işte malım mülküm! Benden karşılığını bu dünyada alsın," buyurarak kul hakkının önemiyle ilgili bize mesaj veriyor.

İşte ölçü; ne kadar MÜ’MİN ne kadar MÜRİT olduğumuzu ölçelim. Öyle havadan takım tutar gibi MÜ’MİN ve  MÜRİT olunmaz.

İyi bir mürit olmak için önce dinimizin emirlerini iyi öğrenmek gerekir. Dinini iyi bilmeyen gerçek anlamda mürit olamaz ve şeyhim diye ortaya çıkan yalancıların maskarası olur; mürit olamadığı gibi Allah(cc) korusun imanından da olabilir.

İmam-ı Rabbani Hazretleri, ”Önce ilim, sonra tasavvuf; kitap oku, ilim öğren, cahil sofu, şeytanın maskarası olur, rütbelerin en üstünü, ilim rütbesidir,” buyuruyor.

3- İslami cemaatlerin dünyevileşme sıkıntıları özeleştiri yapılması gereken önemli konulardan bir tanesidir. İslami cemaatlerin SİYASET ve TİCARETİN içine yoğun olarak girmeleri gerçek amaçlarından sapmalarına yol açabilir.  

Yanlış anlaşılmasın cemaate mensup bir insan siyasetin içinde olmasın, ticaret yapmasın demiyor; tam tersi olmalı, olması da gereklidir.

Benim kaygım, cemaatlerin politize olması, politikaya direkt bulaşması; ticari faaliyetlerini hizmetin önüne geçirmeleridir.

Her ne kadar bizim anladığımız anlamda F. Gülen hareketi İslami bir cemaat olmasa da samimi İslami kaygılarla cemaatin içinde yer alan insanımızın da etkisiyle İslami Cemaat olarak görülmüştür. İslami cemaatler FETÖ gerçeğini bilmeleri ve dile getirmelerine rağmen halkın büyük ekseriyeti 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra görebildiler.

Bu yapının insan kaynağının belirgin düzeyde artış göstermesine “SİYASİ” ve “TİCARİ” ilişkilerinin önemli bir katkısı olmuştur.

            Son günlerin gündem oluşturan konularından birisi; bir cemaatin Sağlık Bakanlığında kadrolaşmasıyla ilgilidir.

            Her türlü medyada bu konunun sürekli gündemde tutulmasının kasıtlı ve tüm cemaatlere yönelik planlı bir karalama kampanyası olduğunu düşünüyorum. Hak ile batılın mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir.

            İslami Cemaatlerin, esas gayeleri olan “İslam’ın öğrenilmesi, öğretilmesi, yaşanılması, yaşatılması” dışındaki siyaset ve ticaret gibi alanların içine kurumsal olarak girmeleri esas amaçlarının dışına çıkmalarına yol açabilir.

            Cemaat mensubu olan kişilerin mensubu bulunduğu cemaati kullanmadan siyasi ve ticari faaliyetlerde meşru sınırlar içinde bulunmaları gerektiğine de inanıyorum.

            Ülkemin milli ve manevi değerlere önceliği olan insanlara dünden daha fazla bugün ihtiyacı vardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum