Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi’ne tepkiler sürüyor

Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi’ne tepkiler sürüyor
Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi’ne STK’lardan Tepkiler Gelmeye Devam Ediyor

Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi’ne Stk’lardan Tepkiler Gelmeye Devam Ediyor. MAZLUMDER Konya Şubesi’nden Sonra HUDER Konya Şubesinden Sonra Eğitim Bir Sen Konya 2 Nolu Şube Başkanlığından da Teklife Tepki Geldi

HUDER: SUÇTA VE CEZADA KANUNİLİK İLKESİ İLE ÇELİŞMEKTEDİR

HUDER Konya Şube Başkanı Av. Mustafa Yıldız, “Ceza Hukukunda geçerli olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince suçun unsurları sadece yasama organı tarafından kanunla belirlenebilir. Burada ise bir iç hukuk kurumu olmayan ve hatta yapısı nedeniyle uluslararası bağımsız bir kuruluş dahi olmayan Komite kararlarına aykırı davranmak suç olarak kabul edilmiştir. Bu hükümler suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile çelişmektedir. Komite kararları her zaman için değişebilir, bugün suç olmayan bir fiil bir gün sonra suç olarak tanımlanabilir. Bu itibarla iç hukukumuzu tabiri caizse ne olduğu belirsiz bir komitenin hâkimiyetine bırakamayız” dedi. Yıldız, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallığın yoğun baskıları ile kabul ettiğimiz 6415 sayılı Terörizmin Finansmanı Hakkında Kanun, bunun bir örneğini oluşturmaktadır. Bu Kanunun en büyük sorunu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1267 sayılı Kararı ile kurduğu “Yaptırımlar Komitesinin” belirlediği gerçek veya tüzel kişilere yönelik kayıtsız ve koşulsuz, herhangi bir yargı merciinin kararı olmaksızın malvarlığının dondurulması kararı alınması zorunluluğu getirilmesidir. 16 Aralık 2020 tarihli Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifinin 19 Aralık tarihinde Adalet Komisyonundan geçtiğini öğrenmiş bulunmaktayız.

huder.jpeg

3 TEMEL SORUN

 Bu Kanun teklifi ile 6415 sayılı Kanunda bulunan sorunlar pekiştirilmektedir. Bu sorunlardan üçünü belirtmek isteriz:

1-Öncelikle Kanun teklifinin 6415 sayılı Kanunla yapılan hatayı tekrarladığını belirtmeliyiz. 6415 sayılı Kanunda “Yaptırımlar Komitesinin” kararları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı gibi lanse edilmişti. Halbuki Yaptırım Komitesi kararı ile BMGK kararı aynı anlama gelmemektedir. Söz konusu malvarlığı dondurma kararları bu komitenin verdiği kararlar üzerine yapılmaktadır. Aynı hata Kanun teklifinde de bulunmaktadır. Daha vahimi bu kanun teklifi ile Komite Kararları bir suçun unsuru haline getirilmektedir. Kanun teklifinde tanımlanan suç, esasında komitenin yasakladığı kuruluşlara ve faaliyetlere aykırı davranıştır. Ceza hukukunda geçerli olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği suçun unsurları yalnızca yasama organı tarafından kanunla belirlenebilir. Burada ise bir iç hukuk kurumu olmayan ve hatta yapısı nedeniyle uluslararası bağımsız bir kuruluş dahi olmayan komite kararlarına aykırı davranmak, suç olarak kabul edilmiştir. Bu hükümler suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile çelişmektedir. Komite kararları her zaman için değişebilmektedir. Böylelikle bir gün önce gerçekleştirilen ve suç olarak kabul edilmeyen fiil, bir gün sonra suç olarak kabul edilebilecektir. Bu itibarla iç hukukumuzu, tabiri caizse ne olduğu belirsiz bir komitenin hakimiyetine bırakmaktayız.

2-Bir suç şüphesi olmadan sırf Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren bir komitenin kararına binaen Cumhurbaşkanı Kararının resmi gazete yayımlanması marifetiyle Anayasamızda yasaklanan genel müsadere kararı uygulanabilmektedir. Batının kendine medeni olmasından kastımız tam olarak budur. Bu şekilde bir uygulamanın şüpheden sanık yararlanır ilkesi, mülkiyet hakkı, savunma hakkı, adil yargılanma hakkı gibi daha birçok ilke ile bağdaştırılabilmesi mümkün değildir. Bir kişi hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma çerçevesinde malvarlığına el konulması halinde bu kişi adil yargılanma hakkından yararlanarak bu karara itiraz edebilir. Hakkında süratli bir şekilde hüküm kurulmasını isteyebilir. Eğer bu karar haksızsa, uğradığı zararın tazminin isteyebilir. Halbuki sırf bir komitenin kararı ile malvarlığı dondurulan gerçek veya tüzel kişi, bu saydığımız haklardan hiçbirine sahip değildir.

3-- Kanunla yapılan değişiklikler kapsamında bir derneğe kayyım atanması için belirli suçlardan soruşturmaya başlanması yeterli görülmektedir. Halbuki CMK’nın 132.maddesinde şirket yönetimine kayyım atanabilmesi için kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması gibi kıstaslar aranmıştır. Bu itibarla Dernekler Kanununda yapılan değişiklikle basit bir şüpheye binaen başlatılan soruşturmalarda bir idari kararla, dernek yönetiminden kişiler uzaklaştırılabilmekte ve hatta dernek faaliyetlerinden alıkonulabilmektedir. Bu kanun teklifine yönelik en büyük itirazımız ise batının ikircikli tavrını kabulleniyor olmamızdır. Kitle imha silahlarına kayıtsız koşulsuz karşıyız. Zira bu silahlar, stratejik veya askeri noktaları hedef almamakta, doğrudan çocuk, yaşlı, kadın ayrımı yapmaksızın insanlığı yok etme amacına matuf kullanılmaktadır. Bu silahların her türlü kullanımı Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Statüsü uyarınca insanlığa karşı suç olarak kabul edilmektedir. Ne var ki Dünyanın en büyük nükleer gücü Birleşik Devletler, bir  taraftan Roma Statüsüne Dünya ülkelerini taraf olmamaya zorlarken (ki Türkiye dahi hala bu statüye taraf değildir) diğer taraftan başkaca ülkelerin nükleer programlarını denetim altında tutabilmek için büyük çaba sarf etmektedir. BMGK tarafından oluşturulan Yaptırımlar Komitesi, bu çabanın sonucundan başka bir şey değildir. Avrupa’nın ikircikli tavrının bir tezahürü dün yaşanmış AİHM daha önceki vermiş olduğu kararlarla çelişerek HDP eski genel başkanı Selahattin Demirtaş ile ilgili davayı kabul etmiş salıverilmesi yönünde görüş bildirmiştir. Bütün bunlara rağmen hala Avrupa’nın değerleri ve menfaatleri üzerinden kanun çalışması yapmamız kendi değerlerimize yabancılaşmamız anlamına gelmektedir.  HUDER Konya şubesi olarak mevcut kanun teklifinin bu anlamda yeniden gözden geçirilmesini ve sorunlu bu maddelerin tekliften çıkartılmasını talep ediyoruz.”

 

gazi-meclis.jpg

MECLİS BİR DAYATMA İLE KARŞI KARŞIYA

Eğitim Bir Sen Konya 2 Nolu Şube Başkanı Şenol Metin, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanın Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi ile TBMM’nin bir dayatma ile karşı karşıya olduğunu savundu. Metin, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: Toplumu dizayn eden, toplumun örgütlenme hakkının ayrılmaz bir parçası sendika, dernek ve vakıfların kurumsal varlığına yönelik tehditler içeren maddeleri okuduğumuzda İstanbul Sözleşmesi aklımıza geldi. Aynı teknik burada da benimsenmiş. Nasıl ki İstanbul Sözleşmesi  ‘Kadına Yönelik Şiddetin Engellenmesi’ başlığı ile başlayıp sonrasında batıda bile kabul görmeyen toplum tasavvurunu  ulaşılması istenen  hedefler manzumesi gibi Türk toplumuna dayattı ise, Türk ailesini dizayn etti ise; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun da aynı şekilde atomize, örgütsüz bir toplum tasavvuru dayatmaktadır. Bugün Türkiye Sivil Toplumu çok derin bir tramva ve tehlike  ile karşı karşıya…

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEKİ HATAYI TEKRAR YAPMAYALIM

İstanbul Sözleşmesindeki benzer bir süreci yaşamaktayız. Konu kamuoyunda tartışılmadan müesses nizamın dayatmaları ile Gazi Meclisimizin iradesi ipoteklenmek istenmektedir. İçinde olmadığımız,  ‘Dünya Beş’ten Büyüktür.’ diyerek meydan okuduğumuz Güvenlik Konseyi kararları ile Türkiye Sivil Toplumuna yönelik bir operasyonun yasal zemini hazırlanmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına dayalı olarak sivil toplum kuruluşlarının kapatılması,  mal varlığına el konulması da dahil olmak üzere sivil toplumun varlığına halel getirecek hükümler içeren bu Kanun ile Güvenlik Konseyi gibi içinde olmadığımız bir iradenin tasarrufları ile Türkiye Sivil Toplumu dizayn edilmek istenmektedir.  YPG’yi Biz terörist örgüt olarak kabul ediyoruz, BM Kabul etmiyor.  Biz HAMAS’ı kurtuluş mücadelesi veren bir yapı olarak kabul ediyoruz, Biz İhvan Hareketi legal bir çatı kuruluş olarak görüyoruz, BM terörist olarak görüyor. Gazze’ye yardım götüren İHH, Doğu Türkistanlı Türkleri okutmaya çalışan Doğu Türkistan Vakfı, Çeçen öğrencilere yardım eden Uluslararası Öğrenci Dernekleri, Sudan’da imam-hatip okulu açan Hudai Vakfı,  bu Kanunun yürürlüğe girmesi ile her an tehdit altında olacaktır. Terörün Ne Olduğu’ ve ‘Teröristin Kim Olduğu’ noktasında ortak bir irade ortaya koyamadığımız bir yapının kararlarını dayalı olarak göz bebeğimiz, yumuşak güç unsurumuz önemli operasyonlara imza atan sivil toplum kuruluşlarımıza el konulması faaliyetlerinin engellenmesi mal varlığına el konulması gibi hükümleri içeren bu Kanun bir an önce Meclis gündeminden çekilmeli, kamuoyunda tartışılmalı, Bize ait bir metin üzerinden terörle mücadele konseptimizi belirlemeliyiz. İstanbul Sözleşmesindeki hatayı tekrar yapmayalım”.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.