Rahmetli Halit Güler’in hatıraları Pusula’da

Rahmetli Halit Güler’in hatıraları Pusula’da
Türkiye’nin en uzun süreli Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevini yürüten rahmetli Halit Güler’in İmam Hatip Okullarına bakışını ve o yıllara ait hatıralarını sizlerle paylaşıyoruz

Konya İmam Hatip Okulunun ilk mezunlarından, okulun 167 nolu öğrencisi, yayıncı, araştırmacı, yazar, Konya İmam Hatip Okulundan mezun olduktan sonra Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına yükselen ve o makamda Türkiye’nin en uzun süreli Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevini yürüten rahmetli Halit Güler’in İmam Hatip Okullarına bakışını ve o yıllara ait hatıralarını sizlerle paylaşıyoruz.

SEN BU OKULA GİREMEZSİN

1934 yılında Çumra’nın Alibeyhüyüğü kasabasında dünyaya geldim. İlkokulu 4. sınıfa kadar kendi köyümde okudum. 4. sınıftan 5. sınıfa geçtiğimde ailem Konya’ya göç etti. 5. sınıfı Uluırmak ilkokulunda bitirdim.

İlkokulu bitirdikten sonra tekrar ailemle birlikte köyüme döndüm. Köyde genellikle köy çocukları köyün işleriyle uğraşır. Babam köyümüzdeki üç camiden birinin İmamıydı. Toprakla, tarımla, tarla ile işimiz yoktu. Dedem de müezzindi. Onun vefatından sonra, babam aynı göreve devam etmişti.

Toprak edinmeye, toprakla uğraşmaya pek vaktimiz olmadı. İlkokulu 1946 yılında bitirmiştim. İmam Hatip Okulu 1951 yılında açıldı.

İlkokulu bitirdiğimde Ku’ran-ı Kerimi ve hafızlığı ilk önce babamdan öğrendim. Daha sonra bu işin bu şekilde yürüyemeyeceğini anlayınca babam beni Konya’ya gönderdi.

Konya’da Dorlalı Nasır Efendiden çok ciddi biçimde Arapça okudum. Sonra Bulgur Tekke yahut Bulgurcuk Tekke Kuran Kursuna Hakkı Özçimi Hocaefendinin Kuran kursuna kaydoldum.

Altı ay kadar orada okumuştum ki, Konya’da İmam Hatip Okulu açıldı. Ben bu süre zarfında okumak için diğer okullara müracaatta bulunmuştum. İvriz’e başvurdum. Başvurum kabul edilince Çumra’da imtihan yapılacağı bildirildi.

Çumra’ya gittiğimde bizi bir meydanda topladılar. İlgili memur, yüksek bir masaya çıktı. O sırada Halit Güler diye adımı okudu.

Sen dedi bu okula giremezsin

Neden giremiyorum, deyince…

Sen okulu şehirde bitirmişsin, bu okul köy çocuklarını alıyor, dedi.

Bende köylü çocuğuyum. İlk dört seneyi köyümde okudum, dedim.

Diplomayı şehirden aldığın için olmaz dedi.

Oysa bizim köyde öğretmenlik yapmış, beni ve ailemi tanıyan bir insandı!...

Sonra sanat Okuluna bir süre devam ettim. İmam Hatip Okulu açılınca da tasdiknamemi alarak kaydımı yaptırdım. İmam Hatip diğer okullara göre biraz daha geç açılmıştı.

Küllükbaşında eski Polis Okulunda derse başladık. O bina halen orijinal haliyle duruyor. Biz o binanın tavan arasındaki sınıfta okuduk. Ancak, sıralara oturduğumuzda başımız tavana değmezdi. Oturacak kadar bir yükseklik vardı. Ayağa tam olarak kalkamazdık. Bize sorulan soruları cevaplamak için ayağa kalktığımızda başımız eğik olarak cevap verirdik.

ÖYLE BİR TEMEL ATTILAR Kİ…

Okula ilk müracaatlar farklı farklıydı. Benim gibi 4-5 yıl bekleyenler, hafız olanlar, Arapçayı kitaplardan takip edebilecek kadar yetişmiş olanlar, askerliğini tecil ettirenler, yaşını küçültenler vardı aramızda.

Dini yönden fevkalade yetişmiş, aklı başında bir nesildi.

Ben İmam Hatip Okullarının bugüne ulaşmasını o temellere bağlıyorum. Çünkü İmam Hatip Okullarına öyle bir temel attılar ki, öyle bir adım attılar ki, öyle bir başlangıç yaptılar ki, bize İlahiyat mezunları öğretmenlik yapamıyorlardı. Yetersiz kalıyorlardı.

Bütün hocalarımız çok seçkin insanlardı. Ezher’den, Bağdat’tan, Suudi Arabistan’dan, Eski Medreselerden mezun olmuş çok kıymetli insanlar vardı. İmam Hatip Okulu açılmadan önce, bir kısmı camilerde vaaz ediyor, bir kısmı evlerinde çocuk okutuyordu.

Hacıveyiszade Mustafa Kurucu Hocaefendi, Konya Müftüsü Abdullah Ulubay, Tahir Elliiki, Karpuzoğlu Camii İmam Hatibi Silleli Ali Efendi ( Ali Uca), Abdülmecit Ünlükul hocalarımızdı.

Kur’an-ı Kerim Hocamız Hakkı Özçimi idi. Konya’da bir ekoldür. İncelenmesi ve araştırılması gereken bir ekoldür. Hem kendi varlığı ile hem de yetiştirdiği hafızlar sebebiyle Hocaefendi ve çevresinin araştırılması gerçekten eğitim ve öğretime ışık tutacak esaslı prensipler çıkartılacak bir araştırmadır.

Esaslı bir insandı.

Sonra İdmanyurdu sahası vardı. Bu saha Karma Ortaokulunun tam karşısındaydı. Dernek orasını satın aldı. Konya’da İmam Hatip Okulunun açılması çok büyük bir sevince sebep oldu. Konya’nın ileri gelenleri başta Hocaefendi olmak üzere, Konya’nın zenginleri, hali vakti yerinde olanları İmam Hatip Okuluna çok ilgi gösterdiler. Burada okuyan talebeleri sanki kendi çocuklarıymış gibi sahiplendiler. Okulun neye ihtiyacı varsa hemen yerine getiriyorlardı. İdmanyurdu sahasını satın aldılar. O sahada eski bir bina vardı. Biz ikinci sınıfı o binada okuduk. Sonra kısa zamanda şimdiki bina yapıldı. Birde Yüksek İslam Enstitüsü binası yapıldı.

Biz 7. sınıf dahil yeni yapılan eğitim binasında okuduk. 1957-58 döneminde İmam Hatip Okulunu bitirdim.

49 kişi mezun olduk.

DİNİ EĞİTİM VERECEK KURUM YOKTU

Biz İmam Hatip Okuluna giderken gerek bizde, gerekse ailelerimizde bir arayış vardı. Dini bir okul açılsa da çocuklarımızı oraya göndersek diyorlardı. Dini bir eğitim verecek kurum, dini bir eğitim verecek bir yuva yoktu.

Bir bekleyiş, bir özlem, bir ümit, bir heyecan vardı.

Biz okula kaydolduğumuzda bu okul bitince ne olacak, biz ne olacağız diye ne bir hesabımız, ne de bir endişemiz yoktu.

Sanki biz İmam Hatip Okulunu nefsimizden ziyade ülkemiz için lazım olan bir müessese olarak görüyorduk. Bizden ziyade halkımızın böyle bir dini kuruma ihtiyacı var diyorduk. Bu okula bir zarar gelmesin diyorduk.

Okulu bitirince bizi İmam yapacaklar, İslam Enstitüsünü bitirirsek öğretmen yapacaklar, müftü yapacaklar diye bir düşüncemiz de yoktu.

Zaten okulu bitirdiğimizde bizi hiçbir şey yapmadılar.

Yedi sene okuduk. Bizleri İlahiyata bile almıyorlardı. Lise mezunlarını kabul ediyorlardı. Arkadaşlarımız çeşitli arayışlara girdi. Liseyi dışarıdan bitirenlerin bir kısmı Hukuk Fakültesine, bir kısmı Tıp Fakültesine girdi. Bana gelince, ailem köydeydi.

Dışarıdan bitirmeye girdim. Birkaç dersi verdim. Ailevi rahatsızlıklarda olunca köyüme döndüm.

EV SAHİBİ ALTI AYLIK PEŞİN İSTEDİ!

1951 yılında aynı köyden gelen dört arkadaştık. Mengene caddesi başlarında bir ev kiraladık. Eşyalarımızı kamyonla getirip, kiraladığımız evin önüne getirip indirdik. Ev sahibi anahtarı vermiyordu. Ya altı aylık peşin verirsiniz, yahut anahtarı vermem diye de tutturdu.

Hiç birimizde para yoktu.

Akşam olmaya başladı. Biz ne yapacağımıza karar veremeden bekleşirken, karşı evden yaşlı bir ihtiyar çıktı geldi ve bana dedi ki;

-Ben karşı evin sahibiyim. Geldiğinizden beri size bakar dururum ne oldu?

-Ev sahibi altı aylık kirayı peşin istiyor. Vermezseniz anahtarı vermem dedi. Biz de ne yapacağımız bilmiyoruz.

-Kaç lira istiyor?

-……lira

İhtiyar elini cebine attı. Ev sahibinin istediği parayı çıkarıp verdi. Götürün bu parayı dedi, götürün de alın anahtarınızı girin evinize…

Parayı ev sahibine verdik, anahtarı alıp, eve girdik.

Ailelerimiz biz Konya’ya gelirken bize para verememişlerdi. Sonra göndeririz, bir geldiğimizde veririz demişlerdi. Kalacak ne pansiyon vardı, ne de yurt. Olsa bile, paralı olacağından verecek paramız yine yoktu.

Arkadaşlarımdan birisi Sanat Okuluna kaydoldu. Diğer ikisi benimle birlikte İmam Hatip Okuluna gidiyorlardı. Ancak benimle birlikte gelenler İmam Hatip Okulunu bitiremeden ayrıldılar. Sanat Okuluna giden arkadaşım daha sonra Marangoz oldu.

PROFESYONEL GAZETECİ OLMAK İSTİYORDUM

İmam hatip Okulunu bitirdiğimizde Lise ve muadili okul mezunlarına Yedeksubay olma hakkı veriyorlardı. O günlerde bu hak kalkacak diye ortalıkta bir şayia dolaşmaya başladı.

Hemen müracaat ettim. 49. Dönem Yedeksubay olarak 1959 yılında Piyade Yedeksubay Okuluna geldim. O dönemde yedi okul birden mezun verince, İmam Hatip mezunu bir hayli fazlaydı. Bizi iki kısma ayırdılar. Bir kısmımız ders yaparken diğer kısmı kıtada talim yapıyordu. Yedeksubay Okulu bittiğinde tayinim Samsun’a çıktı. Bu arada 27 Mayıs İhtilali oldu.

Askerlik bittiğinde köyüme geldim. Zaten İmam Hatip Okulu son sınıftayken evlenmiştim. Köyümdeyken İl Müftülüğünden imamlık talebinde bulundum. Mengenede Büyükkumköprü Hasta Mehmet Camiine görevlendirildim. Bu camide altı sene imamlık yaptım burada İmamlık yaparken Konya’da Yüksek İslam Enstitüsü açıldı. Daha önce aynı okul İstanbul’da açılmıştı ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle gitmem söz konusu değildi.

İmtihan için İstanbul’a gittim. İmtihanı kazandım. Artık hem imamlık yapıyor hem de Yüksek İslam Enstitüsünde okuyordum.

Yayın konusuna özel bir ilgim vardı. Yazmak, okumak, takip etmek, yayınlanmış eserleri ve dergileri takip etmek en büyük zevkimdi. Mesleğimle ilgili yayınlanan ne kadar dergi ve yayın varsa hepsini okudum. İslam Dergisi, Hilal Dergisi, Serdengeçti ve Büyük Doğu Dergileri o günlerin bilinen ve meşhur dergileriydi.

Bizim çok kıymetli bir Edebiyat öğretmenimiz vardı. Kemal Or. Bizi iki kıymetli dergiye abone etti. Biri Hisar, diğeri İstanbul… İstanbul Dergisi kısa bir süre sonra kapandı. Ancak Hisar Dergisi kapanıncaya kadar aboneliğim devam etti. Muhteva olarak Çağrı Dergisine benzerdi. Milli hassasiyetleri olan bir dergiydi.

İmam Hatip Lisesinde okurken kafamda ne İmam olmak, ne Müftü olmak, nede Vaiz olmak vardı. Ama kafamın bir başka yerinde profesyonel bir gazeteci olmak vardı. Bunu iddialı söylüyorum.

Ben gazeteleri takip ediyordum. İmam Hatipliler aleyhinde yazılan yazılara, bu neslin haykırışını cevabını yayın yoluyla vermek gibi bir his taşıyordum. Ama ben bu kabiliyette miydim, bu dirayette miydim, bu cesarette miydim, bu canlılıkta mıydım? Bir başka konu. Ancak içimde böyle bir his vardı.

BEKİR ELAM FEVKALADE BİR İNSANDI

Yedinci sınıftayken dergi çıkardık. Bu dergi beş sayı çıktı. Adı Çağlayan’dı. Bu derginin çıkmasında, Okul Müdürümüz Bekir Elam’ın desteği çok fazlaydı. Allah rahmet eylesin Bekir Elam İmam Hatip Okulunu bir müessese haline getirdi. Çok başarılı bir eğitimciydi. Örnek bir insandı. Fevkalade bir insandı.

İmam Hatip Okulunun bugünlere ulaşmasında o insanın koyduğu disiplinin ve prensiplerin büyük rolü vardı.

Bekir Elam bize yardım etti. Yol gösterdi.

Öğretmenlerimizden biri olan Mevlana Müzesi Müdürü Mehmet Önder, Edebiyat Öğretmenimiz Kemal Or, Necati Elgin ve Ahmet Güner bize yardımcı oldular.

İş Bankasında çalışan bir arkadaş Mesul Müdürdü.

Yüksek İslam Enstitüsünde okurken Türkiye İmam Hatip Okulları Mezunları Cemiyetini kurduk. Bu cemiyetle birlikte bir hizmet verelim diye düşündük, Cemiyet kurulduktan sonra, “ İslam’ın ilk emri Oku” mecmuasını çıkardık. Yıl 1962.

Bu mecmua, İmam Hatiplilerin sesi, nefesi, ruhunun ifadesi yani her şeyi oldu.

İmam Hatip nesli bu mecmuaya çok ilgi gösterdi.

Kısa zamanda tirajı on bini buldu.

Ben o günlerde hem İmamlık, hem Yüksek İslam Enstitüsü Talebe Cemiyeti Başkanı, Hem Türkiye İmam Hatip Okulları Mezunları Cemiyet Başkanı hem de İslam’ın ilk emri Oku Mecmuasının Mesul Müdürüydüm.

Konya Yüksek İslam Enstitüsünde Müdürümüz Veli Ertan’dı.

Seviyeli ve anlayışlı bir insandı.

O günlerde Konya Kitaplık salonunda “ Hülleci” diye bir piyes oynuyordu.

Tahrikler, yanlış anlaşılmalar oldu.

Yüksek İslam enstitüsü ve öğrencileri bu olaylardan yara almasın diye Enstitü Müdürü Veli Ertan ve öğretmenlerden Necati Çerçioğlu büyük gayret sarf ettiler.

İRFAN YAYINEVİNİ DÖRT ARKADAŞ KURDUK

Yüksek İslam Enstitüsünü bitirdikten sonra Diyanetten çeşitli teklifler aldım.

Merkeze gel diyorlardı.

Müftü ol diyorlardı.

Ben gelemem dedim, yayıncı olacağım dedim.

Yayıncı olmak için görevimi İstanbul’a nakledemedim.

Böyle olunca, dört arkadaş Mustafa Pektut, Süleyman Özkafa, Mehmet Doğru ve ben, İrfan Yayınevini kurduk.

Bu arkadaşlarımdan Mustafa Pektut ve Süleyman Özkafa vefat ettiler. Mehmet Doğru İstanbul’da yaşıyor.

Çok değerli eserler yayınladık.

Sekiz cilt yayınladığımız Sahih-i Müslim, ilk kez İrfan Yayınevi tarafından yayınlanmıştı. Çok ilgi gördü.

Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın “ İslam Peygamberi” adlı eserini yayınladığımızda Türkiye’de olay oldu.

Daha sonra İmam Hatip Okulları ders kitapları ve yardımcı ders kitaplarını yayınladık. Hayrettin Karaman ve Bekir Topaloğlu gibi değerli yazarların eserleri de bizim yayınevimizde yayınlandı.

Bir süre sonra, Mehmet Doğru ile İrfan yayınevinden ayrılarak Damla Yayınevini kurduk. Damla Yayınevi halen devam ediyor.

Ben bu arada görevli olarak üç kez Batı Trakya’ya gittim. Bu gezilerimi ve orada ki izlenimlerimi “ Tuna Nehri Konuşsaydı” adlı kitapta yayınladım.

Orta Asya’ya yaptığım gezi sonrasında da gezi hatıralarımı “ Orta Asya’da İslam’ın yeniden Doğuşu” adlı kitapta yayınladım.

Tuna Nehri Konuşsaydı adlı eserim, Türkiye Yazarlar Birliğini tarafından Gezi dalında birincilik ödülüne layık bulundu.

KARARNAMEM KÖŞKTEN DÖNDÜ

Yayıncılık hayatımı sürdürürken Vaizlik görevi almıştım, on yıl Beyoğlu Vaizliği yaptım. Kadıköy Müftü Vekilliği yaparken, asaleten Kadıköy’e Müftü olarak atandım. Daha sonra Fatih Müftülüğüne atandım. Müftülük görevlerim toplam üç yıl kadar sürdü.

Bu görevlerim devam ederken de, yayıncılığa devam ediyordum.

Bayram ziyareti için Konya’ya gelmiştim. Rahmetli Ahmet Gürtaş, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısıydı. Bana Din İşleri Hizmetleri Daire Başkanlığını teklif etti. Ben yayıncılığa devam etmek istediğimi söylediysem de, arkadaşlarımda bu teklifi kabul etmem için ısrarcı oldular.

Din İşleri Hizmetleri Daire Başkanı olduktan sonra, yayıncılığa devam etmem şık olmazdı. Yayıncılığı bıraktım. Tayyar Altıkulaç Diyanet İşleri Başkanı olduktan sonra, 1984 yılında Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı oldum.

Evimi İstanbul’dan Ankara’ya getirdim. Damla Yayınevinden ayrıldım, on beş yıldır sürdüğüm yayıncılık hayatıma nokta koydum.

Ben gazeteciliğe de çok uzak değildim. Ulusal basında Yeni İstanbul Gazetesinde çalıştım. Konya’da rahmetli Ziya Tanrıkulu ile “ Şafak” gazetesini çıkarttım. O gazetede isimsiz olarak çalıştım.

Benim arkadaş gurubum bir yayında çalışalım diyorduk. Bizim mezunlarımız her yerde olmalıydılar. Özellikle yayın çok önemliydi. İmam Hatip temsilcileri yayında mutlaka görev almalıydılar.

Tayyar Altıkulaç’dan sonra Mustafa Sait Yazıcıoğlu ile de çalıştım. Tayyar Bey Diyanet İşleri Başkanlığından ayrıldığında arada bir yıl kadar bir boşluk oldu. Vekaleten bir arkadaş bakıyordu.

Adım Diyanet İşleri Başkanı olacak diye afişe oldu. İstanbul’dan destek gördüm. Rahmetli Özal kararnamemi hazırlatıp köşke gönderdi.

Kenan Evren Cumhurbaşkanı, bakmış, incelemiş, bundan Diyanet İşleri Başkanı olmaz diye, kararnameyi iade etmiş.

Buna rağmen Özal, beni kendi imzası ile Başkan Vekili olarak tayin etti. Bir süre Başkan Vekili olarak çalıştım. Kararname çıkmayınca ısrar etmenin bir anlamı yoktu.

Başkanlığa Mustafa Sait Yazıcıoğlu getirildi. Ben Başkan Yardımcılığı görevine devam ettim beş yıl kadar da onunla çalıştım.

Yazıcıoğlundan sonra Mehmet Nuri Yılmaz Diyanet İşleri Başkanı oldu. Onunla da 7-8 yıl kadar yani emekli oluncaya kadar çalıştım.

EMEKLİ OLURKEN FIRTINA KOPTU

Televizyondaki Diyanet saatini ben başlattım. Program benim takdim konuşmamla başlıyordu. Sorumlusu bendim. Bu program halen devam ediyor.

Emekli olacağıma bir hafta kala bir fırtına koptu. Üç gazetede birden hakkımda üç sütun üzerine manşetler atıldı. Hürriyet, Milliyet ve Posta gazetelerinde aleyhime yayın başlatıldı.

“ Bir Diyanetçinin Medya’ya Nasihati” diye…

Fatih Altaylı, “Diyanette bir vatan haini” diye benimle ilgili beş yazı yazdı.

49 sene hizmet etmişim, ihanetimi kimse görmemiş, son bir haftada, emekli olmaya karar verince vatan hainliğimi tespit ettiler!...Haşa!...

Diyanet işini bitirdi, iş Hakimlere ve Savcılara kaldı diye yazıyorlardı.

Emekli olmadan bir yıl önce, “Çağdaş Dünyada Düzen Arayışları ve İslam” diye bir kitabım çıkmıştı. O kitaptan bir bölümünü Fatih Altaylı’ya göndermişler. Fatih Altaylı’nın kitabın tamamını okuduğunu sanmıyorum. O bölüm önce haber yapıldı, sonra çeşitli makalelere konu oldu. Bu arada Fehmi Koru gibi kalemler lehimde yazı yazdılar. Ben böyle olaylı bir şekilde emekli oldum.

Mehmet Nuri Yılmaz ile tek bir kelime bile konuşmadım. Beni hiç savunmadı. “Onun işini bitirdik, emekli ettik dediler.” Halbuki 49 yıl hizmetten sonra yaş haddinden emekli olmuştum.

Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli heyet Vakfı Başkanlığı yapıyordum. Diyanet İşleri Başkanı bu vakfın “Şeref Başkanı”ydı. Emekli sonrası iki yıl daha Vakıf çalışmalarına devam ettim.

Sonrada Ankara’nın dedikodusundan, geçimsizliklerinden, siyasi oyunlarından ve ayak oyunlarından rahatsızlık duyduğum için, Konya’ya geldim, yerleştim.

SİYASETTE GÖZÜM OLMADI

Siyaseten hep usulen teklifler aldım. Seçim dönemlerinde yazı gelirdi. Sizi partimizden aday görmek istiyoruz diye. Bu yüzden siyaseti hiç düşünmedim. Ancak Mesut Yılmaz döneminde bana Konya Belediye Başkanlığı için aday olmam teklif edildi. Manisalı Ekrem Pakdemirli’de bu konuşmada yanımızdaydı.

İki saate yakın oturduk. Bu dedim benim için şerefli bir görev amma, Belediye Başkanlığı kim, ben kim? Senin etrafını uzmanlarla donatırım dedi. Bir hafta müsaade istedim. O günlerde yurtdışı görevim çıktı ve yurtdışına gittim. Benden sonra Ahmet Alkan’a teklif etmişler, aday o oldu. Hayatımda aldığım en ciddi siyasi teklif bu oldu.

Mesut bey bana, ben seni yalnız bırakmam Halit Bey dedi, daha sonraki dönemlerde Milletvekili olursunuz. Ancak benim siyasette gözüm olmadı.

TAM SENİN OKUYACAĞIN OKUL AÇILDI!

Türkiye’de Rum, Ermeni ve Yahudi çocukları ilkokuldan sonra ortaokulu, Liseyi, Kolejleri ve Üniversiteyi bitiriyorlar, bizimkiler ise bu okullarda okunmaz, bu okullar adamı dinsiz yapar diyorlardı.

Bir çok aile çocuklarını ilkokuldan sonra okutmadı.

İmam Hatip Okulları, çocuklarını okutmayan, okutmak istemeyen bu kitleye ümit verdi. İnsanlar kız ve erkek çocuklarını İmam Hatip Okullarına gönderdiler. Bu okullardan mezun olan kız ve erkek çocuklar Tıp, Hukuk ve Mühendislik tahsilleri yaptılar.

Benim babam İmamdı. Hem eski yazıyı, yeni yazıyı çok güzel yazıyor ve okuyordu. Askerde bu özelliklerinden dolayı Askerlik Şubesinde görev yapmıştı. Ona rağmen arkadaşları sen çocuğunu liseye gönderde gör, gönder de senin başına da bela olsun diyorlardı.

İmam Hatip Okulu açıldığında, babam eve gelerek dedi ki;

Tam senin okuyacağın okul açıldı!...

Hangi okul dediğimde…

İmam Hatip Okulu dedi.

img-0396.jpg

img-0400.jpg

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum