Ruhr Havzası, Dusseldorf-2

Ruhr Havzası, Dusseldorf-2
 Muhabir
Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin başkenti, Duesseldorf Vilayetinin merkezidir.

Ren Nehri kıyısında kurulmuş moda ve fuar kentidir. Kente adını Düssel Deresi verir. Kent merkezinde bulunan meyhane ve birahaneleriyle ünlü Altstadt Semti, halk arasında dünyanın en uzun barı olarak anılmaktadır.

1288 de kurulan şehrin nüfusu 600.000 civarındadır. Şehir dünyaca ünlü sanayi fuarlarıyla tanınmıştır. Dünya sanayisine yön veren fuarlar düzenlenmekte olup çeşitli sektörlere hizmet etmektedir. Şehrin en önemli kulübü, futbol dalında Fortuna Düsseldorf dur.

gezi-yazisi-1.jpeg

Dünyanın neresinde olursa olsun bir şehrin ana temsilcileri vardır. Adına şehir veya kent denilen yerleşim yerleri insan, makine ve bina yığınları; islerin, dumanların koklandığı, araba, yüksek oktanda müziğin veya siren seslerinin dinlendiği, yolların asfaltlandığı, kaldırımların yapıldığı yerler değildir. Şehirler temizlik, bakım, geçmişe yönelik kültür değerlerinin korunduğu, yeni ile eski uyumunun sağlandığı, şehir estetiği bağlamında yeşil, oyun ve park alanlarının yeterli olduğu yerlerdir. Tüm bunların tamamı olmasa da büyük çoğunluğu Almanya şehirleri içinde uyumla yer almaktadır.

gezi-yazisi-7.jpeg

gezi-yazisi-2.jpeg

Düsseldorf estetik ve tabii zenginliği birleştirmiş bir şehir durumunda, Merkezden Ren Nehrine doğru ne taraftan gelirseniz gelin şehrin modern bölümlerinin eski tarafı ile estetik şekilde kaynaştırıldığını görür, tarihi ve estetik dokularla karşılanırsınız. Şehir gezimiz hafta sonu olması dolayısıyla erken saatlerde ana ve ara yollar oldukça sessiz ve trafik de rahatken, öğlenden sonra hızla artan bir trafik ve evlerinden Ren Nehrinin görünen manzarasını seyre gelen insan seli oluşmaya başladı. Genci- yaşlısı, fakiri-zengini, Almanı Türkü ele ele, çok iyi düzenlenmiş bir ortamda sahilde yürüyordu. Öte yandan geniş ve nazlı akan Ren Nehri kenarlarında uçurtma uçuran insanların yanında şehrin hemen kenarında ki yeşil alanlarda koyun otlatılması oldukça şaşırtıcıydı.

gezi-yazisi-6.jpeg

gezi-yazisi-3.jpeg

gezi-yazisi-5.jpeg

Bu arada yüzlerce klasik arabaları, motorları ve traktörler bulunan fuarı gezdik. Büyükçe bir alan sırf bu işe tahsis edilmiş ve neredeyse ilk çıktığından beri tüm markaların dünya çapında eski model arabaları, motosikletler ve traktörleri burada sergileniyor. Hafta sonunda festival sebebiyle sahilde yüzlerce arabanın bölgelerinden getirdikleri ürünleri (gıda, giyecek, oyuncak, yani aklınıza ne geliyorsa) satış tezgâhlarını dolduruyor. Özellikle de gıda ürünleri revaçta “ayaküstü” yiyecek satan minibüsten lokantalar çok miktarda boy gösteriyor. Bu yerlere bir nevi Anadolu tabiriyle “hafta sonu bitpazarları” diyebileceğimiz türden alışagelmiş festival görünümünde.

Şehirde çok sayıda yabancı da vardı. Bu yabancıların çoğu turist olduğu kadar “yerleşik yabancılar” diyebileceğimiz orada çalışan, aileleriyle yerleşmiş uzun sürede Almanya da yaşayanlardı. Bu bölgede oldukça fazla Türklerin olduğunu biliyoruz ve hemşerimiz insanlarla da bolca sohbet ettik.

Şu iyi bilinmelidir ki, bu tür seyahatleri yayınlamak başka ülkelerin reklamını yapmak değildir. Bu tür yazılardan çıkarılacak dersler vardır. Hele de Almanya gibi 1940 lı yılların ortalarına kadar harp görmüş, bombalanmış, yerle bir edilmiş, tüm alt yapısı ve sanayisi çökmüş, hatta haritadan silinmeye çalışılmış bir ülke insanını tekrar ülkesini kalkındırma azminin görülmesidir. Öyle ki 10-15 yılda tüm yaralarını sardığı gibi, 1960 lı yıllardan itibaren dış ülkelerden çalıştırılmak üzere işçi talep etmiş, özellikle Ruhr Havzası gibi bir tarafı demir, bir tarafı kömür vadisine çağırdığı işçilerle işleyerek Alman mucizesini ortaya koymuş, dünyaya ben tekrar varım demiştir. Konu budur elbette ama öte yandan şehir estetiği, bakımı ve temizliği, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, insanına eğitimde, sporda olduğu kadar insan hakları konusunda da verdiği değer ayrı bir değer olarak ortada durmaktadır.

gezi-yazisi-8.jpeg

Elbette bizim Almanlardan daha şanlı ve medeni bir geçmişimiz vardır. Önemli olan bununla öğünmek değil bu şanı-ünü, medeniyeti özellikle de kul hakkını korumamızı devam ettirmemizdir. Sadece Almanya değil tüm gelişmiş ülkeler bunu yapmakta özellikle de kul hakkı ve insana saygı konusunda çoğu zirvededir. Bu zaman diyebiliriz ki işte Türkün mucizesine bağlı olarak, dürüstlüğü, kalkınmışlığı, mazlumu koruması, yalancı ve yabancı sahtekârlıkların son bulmasının başarılmasıdır.

gezi-yazisi-9.jpeg

Ruhr Havzası ve burada bulunan tesisleri Almanya’nın sanayi gövdesidir ve bunda Türklerin de payı vardır. Almanya’da başardığımızı Ülkemizde başarabilecek kabiliyete ve özgüvene sahibiz diyorum. Önemli olan Türk insanının Almanya’da olduğu gibi disiplinli ve başarılı çalışmasının heyecanını ülkesinde de yaşatmak ve kalkınmakta olan ülkemizi bulunduğu seviyeden daha yükseklere çıkararak dünya ekonomisinde söz sahibi olan ülkeler arasına sokmaktır.

gezi-yazisi-10.jpeg

gezi-yazisi-11.jpeg

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.