Türkiye Kendi Kendine Yeter

Türkiye Kendi Kendine Yeter

Türkiye’nin Bir Tarım Ülkesi Olduğunu Vurgulayan Ulusal Hububat Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Taşpınar, “Türkiye, Zorlandığı Zaman Dış Ülkelerden Hiçbir Yardım Almadan Kendi İhtiyacını Karşılayabilecek Bir Ülke” Dedi 

Ulusal Hububat Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Taşpınar, Türkiye’nin zorlandığı zaman dış ülkelerden hiçbir yardım almadan kendi ihtiyacını karşılayabilecek bir ülke olduğuna dikkat çekti. UHK Başkanı Özkan Taşpınar, hububatta bazı ürünlerin ithalatının önünün açıklamasıyla ilgili olarak, “İthalatın önü açıldı. Özel sektör kendi ihtiyacı olan ürünleri ithal edebilecek bir pozisyona geldi. Daha önce buğdayda yüzde 45, arpada yüzde 35, mısırda yüzde 25 olan gümrük vergileri sıfırlanmış oldu. Herhangi bir gümrük vergisi alınmayacak. Tabii ki buraya nereden gelindi. Sadece Türkiye’de hububat ürünleri olmadığından değil, yurtdışı dışı piyasalarının çok yüksek olması ve dünyada pandemi süreciyle birlikte her ülke kendi tedbirlerini alarak stoklarını arttırma yoluna gitti. Suudi Arabistan gibi, Mısır gibi ülkeler tamamen buğdayda dışa bağımlı ülkeler normal stoklarını belki ikinci bir pandemi süreci yaşanabilir diye stoklarını attırma yoluna gittiler. Buğdayda ihracatçı olan ülkelerde özellikle kendi ihtiyacını karşılamak maksadıyla daha fazla stok yapması gerekir özellikle bu pandemi dolayısıyla etkilenmek için. Dolayısıyla hem dünya piyasasında fiyatların çok artması hem de ülkemizde ki dövizin yükselmesi sebebiyle bizim buğday, arpa ve mısır fiyatımız belirli seviyelere geldi. 1,65’lik açıklanan hasat zamanında ki buğday fiyatı çok olumlu karşılanmıştı. Belki çiftçimizde beklemiyordu böyle bir fiyatı ama 1,65’lik fiyat hakikaten çok olumlu karşılanmıştı. Ama 1,65’lik bir fiyata da kesinlikle gitmedi. Yani 1,75’ten aşağı kesinlikle gitmedi. Çünkü devletin alım yapan 3 kuruluşu vardı. Her zaman bilindiği gibi söz sahibi olan Toprak Mahsulleri Ofisiydi. Bu yıl hem Türk Şeker hem de Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla alım yapıldı dolayısıyla devlet kurumları arasında bir rekabet oluştu. Belki Toprak Mahsulleri Ofisi kadar, Türk Şeker ve Tarım Kredi Kooperatifleri alım yaptı. Dolayısıyla fiyatlar 1,75’ten aşağı seviyelere düşmedi. Böylelikle iyi giden bir hububat fiyatı varken daha sonra dünya piyasalarının yükselmesi ister istemez fiyatların yukarılara taşınmasına da sebebiyet verdi” dedi.

STOKLAR PİYASAYA SÜRÜLSEYDİ İTHALATA GEREK DUYULMAZDI

“Türkiye’nin her yıl düzenli olarak 18 milyon ton buğdaya ihtiyacı var” diyen Taşpınar şöyle devam etti: “Bir yıl 17 buçuk milyon ton gibi bir üretim yapıldı ama uzun yıllara baktığımız zaman Türkiye 19 milyon tonun altında üretim yapmadığını görüyoruz. Dolayısıyla ihtiyaçta yokken stok yapmanın bir anlamı yok. Çoğu aktörde pandemi sürecinde, uygun faiz oranlarıyla da,  herkesin elinde belli bir para oluştu. Dolayısıyla herkes ürüne de saldırdı. Araç fiyatlarında ki yükselmeler, evlerde ki arsalarda ki yükselmeler de milletin elinde fazla miktarda para olmasından kaynaklanıyor işte onunda etkileri belli oluyor enflasyonun yükselmesi de onların sebebidir. Ve dolayısıyla fazla miktarda aktör stok yapmaya başladı. Şu anda bu stoklar piyasaya sürülmüş durumda değil. Bunlar sürülmüş olsa Türkiye normalde herhangi bir buğday ithalatına vs. ihtiyaç duymazdı ve fiyatlarda çok çok fazla yükselmezdi.

FİYATLAR DÜNYA BORSALARINA EŞDEĞER

Ama şu andaki fiyatlar dünya piyasasında olduğu için dünyada buğday fiyatları 2,2 TL civarında şu anda Türkiye’de de 2.2, 2.3, 2.4 TL’ye kadar çıkıyor şu anda. Yine mısır fiyatları 1,85 TL civarında şu anda Türkiye’de de 1. 83 TL civarında yine arpa da dünya piyasaları civarında seyrediyor şu anda. Yani bu hububat ürünlerinin Türkiye’de olmadığından değil. Arpa da uzun yıllardır Türkiye’de 8,4 milyon ton gibi bir rekolte gerçekleşmedi. Ama bu yılki rekolte tahmini 8,4 milyon ton civarında. Yani arpa çok uzun yıllardan beridir Türkiye’de bu kadar çok üretilmemiştir. Buna rağmen arpa fiyatları yüksek. Ama tabii ki bu içerde ki ürünlerin piyasaya sürülmemesinden yani mesela Türk Şeker o kadar alım yaptı, Tarım Kredi kooperatifleri o kadar alım yaptı ama onlar piyasaya girmedi. Yani daha önceden aktör tekti dolayısıyla o kontrol altında tutabiliyordu çoğu şeyi Toprak Mahsulleri ofisimiz ama şu anda kontrol altında tutma şansımız yok. Borsalarda fiyatların taban fiyatların çok üzerinde seyrettiğini ifade eden Taşpınar, “Türkiye’de ki fiyatlarda, 1,75 TL’lik fiyatlarda hasat döneminde ki fiyatlardı. Şu anki borsalara bakarsanız, yani Konya Ticaret Borsasının, Polatlı Ticaret Borsasının fiyatlarına bakarsanız, neredeyse 2,15’ten aşağı buğday fiyatı yok zaten. Dünya piyasalarıyla eş değer şu anda.”

HER ÜRÜNÜ KARŞILAYABİLMEMİZ İÇİN SU LAZIM

İthalatın bitmesi için tüm tarım arazilerinin suyla buluşturulması gerektiğini ifade eden Özkan Taşpınar şöyle devam etti: “Türkiye’nin belirli bir tarım alanı var. Bu tarım alanının dışına çıkma şansı yok. Diyelim ki buğdayın ekim alanını arttırdığınız zaman diğer ürünlerin ekim alanını kısıtlamış olursunuz. Veya bu diğer ürünler için de geçerli yani bir ürünün ekim alanını arttırdığınız zaman diğerinin ekim alanını kısıtlamış olacaksınız. Tarım alanımız yeterli değil. Yapılması gereken şey, bilindiği gibi sulaması yapılamayan birçok tarım alanımız var. Örnek vermek gerekirse devasa Konya Ovasında 2,2 milyon hektarlık alanda sadece 600 bin hektarlık bir kısmı sulanabiliyor geri kalan kısmında sadece kıraç tarım yapılıyor. Türkiye genelinde 4 milyon hektarlık bir tarım arazisi tamamen nadasa bırakılıyor. 2 milyonluk bir tarım arazisi her yıl boş kalmış oluyor. Sulanmayan alandan 2 yılda bir verim alınıyor. Konya’nın Sarayönü ilçesini örnek alalım; 2 yılda bir ürün alıyor çiftçi o da 200 kg dekarında bir verim alıyor ortalama. Bunu yıla böldüğünüzde 100-125 kg bir ürün almış oluyor. Ancak sulaması yapılan 1 dekarlık alandan 1 tona kadar verim alma şansımız olabiliyor. Yani 10 kat daha fazla verim alabilme şansımız var. Dolayısıyla katma değeri çok çok artmış olacak ve bu ihtiyaçların tamamı Türkiye’den karşılanmış olacak. Türkiye’nin soya ihtiyacının sadece yüzde 10-20’lik bir kısmını üretebiliyoruz geri kalan kısmını yurtdışından ithal etmek zorunda kalıyoruz. Yani Türkiye’de sulanamayan alanların suyla buluşturulması gerekiyor ki tamamen ithalatı bitirelim ve ihtiyacımız olan her ürünü üretebilelim. Bazı ürünlerimizde ihracat yapabilme pozisyonumuz var mesela yonca balyası olarak Arap ülkelerine satışını yapıyoruz ancak tamamen ihtiyacı karşılamamanın sebebi ile yurtdışına ihracat yapacağınız ürünleri de mecburen kısıtlamak zorunda kalıyorsunuz. Aslında Türkiye birçok ürünü yurtdışına ihraç edebilecek kapasiteye sahip bir ülke. Bu durumun bir diğer çözümü de başka bir ülkeden toprak kiralayarak orada üretimi yaptıktan sonra ürünleri ülkeye getirerek kendi kendinize yetebilir bir duruma gelirsiniz. Sudan’la olduğu kadar diğer ülkelerle bir girişim olduğunu ben duymadım. Ama olmayacak şey değil bunlar. Çin eğer gelip Ukrayna’dan toprak kiralaya biliyorsa Türkiye’de gidip Azerbaycan’dan, Özbekistan’dan veya Gürcistan’dan toprak kiralayabilir. Dolayısıyla o ülkelerin iklimleri de önemli mesela Azerbaycan’da da her yerde sulama yapılmıyor.”

KONYA İÇİN DAHA ÇOK SUYA İHTİYAÇ VAR

“Sulanamayan arazilerin veriminin artırılması içi  su gerekli” diyen Taşpınar, “Yani suyun bir yerden transferi gerekli onunla ilgilide yakın zamanda Ermenek Barajı ve Hirfanlı Barajı gibi barajlardan su aktarılma durumu söz konusu. Tabii ki bunlar yeterli değil. Daha çok suya ihtiyaç var. Çünkü Konya Ovasının su ihtiyacı az bir rakam değil. Bazen getirildiği yerden iki basınçla ancak getirile biliniyor bunun için ciddi bir elektik enerjisine de ihtiyaç var. Ve bunun da maliyeti çok yüksek oluyor. Şimdi artık güneş enerjisinden veya rüzgâr enerjisinden elektrik üretile biliniyor. Başına bir güneş veya rüzgâr santrali kurularak daha ucuza mal edile bilinir. Bu şekilde verim daha da arttırıla bilinir hatta bu durum Türkiye’yi ithalatçı konumundan ihracatçı konumuna geçirebilir. İç Anadolu Bölgesi karasal bir iklime sahip bir ülke dolayısıyla çok fazla yağış almayan bir bölge. Bunun en az yağış alan, en fazla kıraç şartlara bağımlı kalan ili de Konya içerisinde belirli bir bölge. Dolayısıyla en fazla suya ihtiyacı olan bölge İç Anadolu Bölgesinde Konya Ovası diyebiliriz. Türkiye’nin neresinde sulamaya ihtiyaç varsa mutlaka oraya yatırım yapılmalıdır. Sonuçta çiftçinin üretimini yapacağı üründen verim alır mıyım kaygısını taşımaması gerekiyor. Bu yüzden de sulama alanlarının genişletilmesi gerekiyor ki bir üretimin içine girebilsin. Bunun için denize boşa akan suları değerlendirmemiz gerekiyor. Veya deniz suyunu tuzundan arıtarak tarım alanları için kullanılabilir. Şu an elimizde ki kaynakları boşa harcamadan, denize dökülen suları boşa harcamadan kullanarak hiç değilse ithalatı durduracak önlemleri almamız gerekmektedir” dedi.

HAVZA BAZLI DESTEKLEME MODELİ TAM UYGULANAMADI

Desteklerin hasat zamanı öncesi açıklanması gerektiğini ifade eden Özkan Taşpınar, “Bunu biz gerekli mercilerle de görüştük ve hasat zamanından önce açıklanması gerektiğini vurguladık. Eğer ki bu hasat döneminde açıklanmazsa çiftçimiz zor durumda kalabiliyor. Bunun 2 yıldan beri düzenli olarak 5. aydan itibaren açıklamasıyla bu mağduriyet engellenmiş oldu. Destekleme ürün ekilmeden önce açıklanır ki çiftçi ona göre ekeceği ürünü belirler. Havza destekleme modeli, hangi ürünün nerede iyi verim verdiğine, nerede iyi yetiştiğine bakılıyor. Buğday İç Anadolu bölgesinde desteklenip, soya fasulyesi gibi ürünlerin de Akdeniz Bölgesinde desteklenmesi gerekmektedir. Tabii ki buğdayın su tüketimi de aynı değildir. Dolayısıyla başka bölgelerde desteklenmesi yine bir şekil verecektir ister istemez. Başlangıçta havza bazlı destekleme modeli olarak çıktı ama tam manasıyla uygulanamadı” ifadelerini kullandı.

İTHALATTA PANDEMİ DE GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULUYOR

İthalat yapılırken pandemi sürecinin oluşturacağı sıkıntıların göz önünde bulundurulduğuna dikkat çeken UHK Başkanı Taşpınar şöyle devam etti: “Ülkemizde düzenli olarak 7,5 milyon ton gibi bir ithalat gerçekleştiriliyor. Bunun karşılığında da 5,5 milyon ton kadar bir mamul madde yurtdışına ihraç ediliyor. Yine bu sene 9,5 milyon ton gibi bir ithalat yapılması planlanıyor. Buna baktığınız da bu kadar ihtiyaç olmadığını çeşitli sebeplerden stok yapılması gerektiğinden bu kadar büyük bir rakam ithal ediliyor. Yoksa 7, 7,5 milyon ton yeterli ancak afetler ve içinde bulunduğumuz pandemi gibi sıkıntılar göz önüne alınarak stoklar gerçekleştiriliyor. Dünyada da baktığınız zaman buğday ihtiyacı, 750 milyon ton. Geçen yılki üretim ise 763 milyon ton. Yani aslında üretilenle kullanılan arasında çok büyük bir fark yok. Dolayısıyla ihtiyaç belli ve buna karşılık üretilen miktar belli. Her ülke kendi değirmenini kurup kendi ihtiyaçlarını karşılama yolunu seçiyor. Hatta Türkiye’ye özenerek de ihracat yapmaya kalkışanlar bile var. Doğru dürüst belki kendi ihtiyacını karşılayamayan çoğu ülke nasıl ihracat yaparım diye düşünen ülkeler var. Bizim yurtdışından buğday ithal ederek un yapmamız ve bunu un üretemeyen ülkelere satmamız çok daha mantıklı olur. Bu ürünleri bir ülkeden getirip diğerine satarak güzel bir ticaret gerçekleştirilebilir.”

YENİ ALANLAR TARIMA AÇILABİLİR

Hazine arazilerinin bir kısmının tarıma açıldığını vurgulayan Taşpınar 2020 yılı için 22 milyar TL destek açıklandığının altını çizdi. Taşpınar, “2019, yılında her bildiğim kadarıyla 16 milyar TL gibi bir destek verilmişti. 2020 yılına önemli bir artış sağlanan 22 milyar TL olarak açıklandı. Şimdi bunu bakanlıktan bir arkadaşımızla bugün yapmış olduğum bir görüşme neticesinde özellikle kullanılmayan bir kısım desteklerin kullandırılacağını ifade etti. Tabii ki fiyatlarla önemli derecelerde artışlar oldu. Önümüzdeki yıl da bu şekilde seyreder diye tahmin ediyoruz. 2019 yılında belirli bir hazine arazisi tarıma açıldı. Yine açılan hazine arazisi var ama çok öyle büyük rakamlar değil. Belirli bölgelerden terkedilen küçük araziler var bunların toplulaştırılması ve tarıma açılması sağlanabilir” dedi.

TÜRKİYE KENDİ İHTİYAÇLARINI KARŞILAYACAK POZİSYONDA

“Türkiye bir tarım ülkesi, yani kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek pozisyonda olan bir ülke” diyen Taşpınar, “Türkiye, zorlandığı zaman dış ülkelerden hiçbir yardım almadan kendi ihtiyacını karşılayabilecek bir ülke ama karşılayamayacak çok ülke var Suudi Arabistan ile Mısır’ın buğday üretimleri yok Kendi ihtiyaçlarına tamamen dışarıdan karşılıyorlar şimdi ekmek yapacak unları yok. Bunlar tamamen dışa bağımlılar en fazla bunlar zarar görür. Ama Türkiye böyle bir zararla karşı karşıya değil çünkü çoğu ürününü kendi üretebilecek kapasitede” diye konuştu.

YEM İHTİYACINI KARŞILAYABİLECEK DURUMA GELMELİYİZ

Ulusal Hububat Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Taşpınar, Türkiye’nin hayvancılıkta da kendi kendine yeter bir duruma geldiğini ifade ederek, “Bir zamanlar biliyorsunuz hayvan varlığımız bir kısım eksilmeler oldu. Süt fiyatlarındaki çok aşırı düşüşler sebebiyle çoğu süt hayvanı kesilmişti o uzun yıllar devam eden bir yerde yaşanmış. 2007'den neredeyse 2017-18 19'a kadar da devam etti. Şu anda kendi kendine yeter bir duruma geldi. Tabii küçükbaş hayvana doğru da bir biliyorsunuz destekleri arttırılıyor küçükbaş hayvancılığı da orada bir kayma var ihtiyacının karşılanması zayıf olan meraların çok daha iyi değerlendirilmesi açısından. Büyükbaş açık veya kapalı bağlanıyor ya da sağlık bir vaziyette olduğu yerden karnını doyuruyorsunuz ama küçükbaş hayvana nereye salıp merada yaylımını sağlayıp çok kısa bir süreli bir yemleme yapıyorsunuz. Dolayısıyla bizim bu büyükbaş hayvanlarımızın yine küçükbaşında, belirli bir dönemde olsa bile yine belirli gıdaya ihtiyacı var bizim öncelikle bunun sağlamamız gerekir. Öncelikle kaba yem ihtiyacımızı karşılamamız gerekiyor. Saman balyası bir de yoncanın özellikle süt hayvanlar için olmazsa olmaz kaba yem olarak tüketildiği bir hayvancılık var. Ve daha sonra da tabii ki neye ihtiyacı var hayvanın arpaya yem içerisinde katılan mısıra, yine işte yemlik buğday soya veya yem bezelyesi gibi içerisine kırılarak elde edilen, sıkılarak elde edilen bir parça da işte Ayçiçek küspesi yine pamuk küspesi gibi ürünlere ihtiyaç var. Yemi tam manası ile sağlayabilmemiz, bunun için de ister istemez kaba yemi düzenli bir hale getirmemiz gerekir” diye konuştu. (esra Örengül)

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.