‘VİRÜSLERİN İLACI YOKTUR’

‘VİRÜSLERİN İLACI YOKTUR’
Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cumhur Çökmüş, üniversitenin araştırma merkezinde yapılan korona virüs tanı kiti geliştirme ve tedavi alternatifleri ile ilgili bilgi vererek, viral enfeksiyonlar hakkında açıklamalarda bulundu.

Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cumhur Çökmüş, üniversite bünyesinde bulunan KİT-ARGEM bünyesinde çalışmalarını hızlandırdıkları koronavirüs tanı kiti hakkında bilgi vererek, bu araştırma merkezinde her türlü biyolojik sistemde kullanılacak olan kitlerin geliştirildiğini söyledi.

Prof. Dr. Cumhur Çökmüş,” Üniversitemiz bünyesinde bulunan KİT-ARGEM dediğimiz, kanser de dahil her türlü  biyolojik sistemde kullanılan tanı kitlerinin geliştirileceği bir merkez kurduk ve bu Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından destekleniyor. Bir binayı bu merkeze tahsis ettik, en son teknoloji cihazlarımızı aldık, 2 yıldan bu yana aralıksız çalışıyoruz. Bu merkezin kuruluş amacı, gıda ile bulaşan hastalıkların tanısında kullanılan ve yurtdışından ithal edilen tanı kitlerini kendi yerli ve milli imkanlarımızla üretilmesi, bunun için altyapı oluşturulmasıdır” dedi.

YERLİ TANI KİTİ ÜRETİLECEK

Tanı kiti üretilmesinin amacının yerli ve milli olması olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cumhur Çökmüş, “Covid-19 ailesinden olan MERS’ten ve SARS’tan ayırıcı bir tanı kitinizin olması lazım. SARS ve MERS’in tanı kiti vardı, o dönemlerde bu kitler geliştirilmişti. Kit aşamasında öncelikle covid-19’un SARS ve MERS’ten ayırıcı özelliklerinin bilinmesi gerekiyor. Çin’de, Amerika’da, Almanya’da hızlı bir şekilde yapıldı. Bu virüsün RNA dediğimiz genetik bir materyali vardır. Bilim insanları hızlı bir şekilde RNA’nın üzerindeki dizisini belirledi. SARS ve MERS’inki ile karşılaştırıldı, değişen yerleri bulundu ve tanı kitleri o bölgeleri aramak için geliştirildi. Biz de şu an RNA üzerindeki SARS’tan ve MERS’ten farklı olan dizileri baz alarak kit geliştirmeye çalışıyoruz. Bu bütün dünyada herkesin kullandığı ve doğruluğundan şüphe edilmeyen dizilerdir. Amerika’da bulunan Hastalık Kontrol Merkezi’nin geliştirdiği ve izlediği protokolü aynen uygulayarak çalışıyoruz. Herkes aynı şeyi kullanıyor zaten ama özgün tarafı, hem hassasiyeti hem de duyarlılığı ve doğruluğu daha yüksek olan bir optimizasyon yapmaya çalışıyoruz. Başladık, siparişlerimiz, verdik, yerli olanları elde ettik, kendi içimizde yapmamız gereken optimizasyon çalışmalarına başladık, inşallah kısa bir sürede hastanede kullanılabilecek bir kiti, KİT-ARGEM altyapımızda üretmiş olacağız. Üniversitemiz olarak da devletimizin yaptığı katkı ve Konya Şeker’in yaptığı katkının karşılığı olarak ilk ürünü vermeye çalışacağız. Şimdi covid-19 tanı kiti, ardından başka bir kit üretebiliriz” diye konuştu.

‘TÜRKİYE ÜST DÜZEY TEDBİRLER ALDI’

Koronavirüs hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Çökmüş, “Aralık ayının ortasında Çin’in Vuhan bölgesinde çıkan ve izole edilen virüsün SARS ve MERS ailesinden olduğunu biliyoruz. Bunların hepsi koronavirüstür. Koronavirüs hayvan virüsleri olarak bildiğimiz bir gruptur” diyerek, 2002 yılından itibaren bu virüsün insanlara geçtiğini aktardı. Prof. Dr. Çökmüş, “2002-2003 döneminde SARS dediğimiz bir tablo ortaya çıktı. SARS yaklaşık 8 bin vakada sınırlandı, yayılma yeteneği çok yüksek değildi. 2012-2013 yıllarında Suudi Arabistan kökenli MERS çıktı, bu ise yaklaşık 800’lerde kaldı ama öldürme oranı yüzde 36 idi. Yaklaşık 7-8 yıl sonra da covid-19 çıktı. Aynı koronavirüs grubu, biraz mutasyon geçirmiş hali. Hayvanlarda olan birçok grip görüyoruz, insan gribini zaten biliyoruz. Bütün mesele onların karışarak yeni bir tipin ortaya çıkması. Her yıl HN dediğimiz yeni tip grip virüsüyle karşılaşırız. Sürekli olarak değişiyor, karışıyor ve yeni tipler ortaya çıkıyor. Dolayısıyla aşıyı da bu yıl en yaygın tipler neyse ona karşı hazırlarız ve önümüzdeki yıl o aşıyı kullanırız. Yaygın olan tip biraz değişse bile ana yapı olarak aynı kaldığı için koruyuculuğu olur. Covid-19 Aralık’ın sonunda zatürre ile kendini gösterdi ve yapılan genetik dizi analizinde bunun SARS’tan ve MERS’ten farklı bir tip olduğunu ortaya koyduk. Bu tarz durumlarda hastalık neredeyse o bölgeyi hemen izole etmeniz çok önemlidir, böylelikle bölge, ülke ve dünyaya yayılmasını sınırlamış olursunuz. Bu durum meydana geldiğinde dünya olarak önce rahattık bizde yok diye. Sonra baktık ki Çin’de karantinalar, sokağa çıkma yasakları başladı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerçekten de iyi çalıştı bu konuda. Özellikle Sağlık Bakanımız bizzat her gün açıklamalar yaparak tedbirlerimizi anlattı. Bazı ülkeler buna hazırlıksız yakalandı. Taramadan geçirdiğiniz sayı önemlidir, yani ülke nüfusunda kaçını tarayıp da yoğunluğu belirlediğiniz önemlidir. İkincisi hastalığın görüldüğü ülkelerden, ülke içine transport olayını ne kadar uygulayabildiğinizdir. Dünya Sağlık Örgütü bu vakaları bildirirken lokal mi, transport mu olduğunu yazar. Ülkemizin şu an geldiği noktada kontrol altında olması başarıdır. Hastanedeki kapasitenin üstünde hasta geldiği zaman hizmet veremiyorsunuz, ölüm oranı artıyor. Ülkemizin de yapmaya çalıştığı bulaştırma yollarını kısıtlamak ve zamana yaymak. Temel esas hastanelerimde hizmeti çok daha yüksek vererek ölüm sayısını da bir o kadar azaltmaktır. Covid-19 ile ilgili Sağlık Bakanlığımız önceden hazırlığını yaptı, tanı kitlerini, bir teknokent firmasının desteği ile birlikte çalışarak geliştirdi” şeklinde konuştu.

‘ÖMÜR UZADIKÇA HASTALIK ARTAR’

İnsan nüfusunun artması ile beraber salgın hastalıkların da aynı oranda çoğalıyor olduğunu belirten Prof. Dr. Cumhur Çökmüş, “Koronavirüs dışında da başka bir hastalık çıkabilir ki çıkmama olasılığı yok. İnsan nüfusu şu an 7.7 milyar civarında. Bu hızla gittikçe 10 yıl sonra 9-10 milyarı bulduğumuzda, insan nüfusu arttığında, insanlar arasında geçen hastalıkların oranı da artacak. İnsan ömrü son 50 yılda çok arttı. Türkiye’de 50 yıl önce insan ömrü 50-55 yıl iken şu an 76’ları bulduk, yani 25 yıl daha fazla yaşar hale geldik. Bu sefer başka sorunlar ortaya çıkmaya başladı, Alzheimer, Parkinson, kanser, felç gibi. Bunlar çoğunlukla yaşlılık hastalığıdır. Covid-19 özellikle yaşlılarda ölüme neden oluyor. Bir yerde seleksiyona neden oluyor. Bu salgın pandemi haline geldi ve bütün insanlın bunun şokuyla karşı karşıya. Tüm tedbirleri aldığımızı düşünüyorum ancak bundan sonra sayılara göre biraz daha sertleşmemiz gerebilir. Bütün mesele insanımızın bilinçli olmasıdır. Ölüm oranımız yüzde 2 civarında, artmasını istemiyorsak, yaşlılarımıza, kronik haslığı olanlara bulaştırmamamız gerekiyor. Mikrobiyal bir salgında biz de bütün dünya gibi ne yapmamız gerektiğini öğrenmiş olduk. Ritmik olarak belli aralıklarla yeni bir tiple karşılaşıyoruz. Solunum yoluyla da bulaştığı için önlemini almak daha da zorlaşıyor” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN ZİRVESİ YAKIN’

Türkiye’deki salgın durumunu değerlendiren Prof. Dr. Cumhur Çökmüş, hastalığın henüz pik yapmadığını ancak kısa süre içerisinde en yüksek seviyenin görüleceğini söyledi. Prof. Dr. Çökmüş, “Türkiye henüz pikini yapmadı. 10 bini aştık, mesela Çin bunu 80 binde kontrol altına aldı. Biz de 80 bini görebiliriz bu sorun değil, önemli olan kayıp miktarını minimumda tutmaktır. Şu an tam olarak trend yaptığı dönem. Her gün bir kat daha artıyor, daha fazla da olabilir veya bu seviyede de tutabiliriz. Bu durum bulaşma hızı ve toplumun kurallara ne kadar uyduğuna bağlıdır. Yüz binler, iki yüz binleri görürsek işimiz zor. Çünkü bu sayılarda hastane bakımına ihtiyaç duyan kişiler çok daha fazla olacak. Onlara yeterli hizmet verilemezse ölüm oranı artacak. Ülkemizde durağan noktaya yakın tarihte geleceğimize inanıyorum. Yaklaşık 10 gün bize trendi gösterecektir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

‘VİRÜSLERİN İLACI YOKTUR’

Prof. Dr. Cumhur Çökmüş, hastalığın bir tedavisinin olmadığını, viral hastalıklarda ise bir ilaç bulunmasının hemen hemen imkansız olduğunu dile getirerek şunları söyledi:

“Covid-19’un şu an etkin bir tedavisi yok. Bu virüsü bağışıklık sistemi zaten yeniyor. Tedavi sırasında ise bağışıklık sistemini destekleyici uygulamalar gerçekleştiriliyor. Bazı ilaç ve aşı geliştirme çalışmaları devam ediyor. Semptomatik tedavilere destek olacak SARS veya sıtmada kullanılan ilaçlar onaylanmış. Bunların da bir yan etkisi var, riskin covid-19’da ne kadar olduğunu da test etmek için izinler verildi. Şu an en güncel ve aday ilaçlarla RNA enzimini durdurulmaya çalışılıyor. Yani RNA üzerindeki bilgilerin okunması engellenmeye çalışılıyor. Virüs önce hücrelerimize tutunur, oradan içeri girerek RNA kısmını aktarıyor. Amerika bir taraftan da kuduzda olduğu gibi antikor kullanma yöntemine gidiyor. Korona tanısı konmuş ve iyileşmiş kişilerin plazması hasta kişiye uygulandı. Amerika’da uygulanan bu yöntem Çin’de de yapıldı. Yeterince covid-19 antikoru üretebilirseniz, bunu hasta kişiye verdiğiniz zaman virüslerin hepsini yakalıyor ve inaktive ediyor, antikor tedavisi budur. Kişi covid-19’la karşılaşmışsa, covid-19’la savaşan antikor vardır demektir. Covid’i hafif bir şekilde atlatan kişi bağışıklık kazanmış demektir ama sadece bu tipine. Benzer bir tip meydana çıkarsa bağışıklık da devam eder. Bizim de tedavi amaçlı bitkisel kökenli, kimyasal kökenli neler kullanılabilir ile ilgili araştırmalarımız devam ediyor herkesin yaptığı gibi. Herkes birçok şey söylüyor ancak birçoğu spekülatif. Şu an belli aday ilaçlar var, birisi virüsün RNA’sındaki bilgilerin okunmasını engelliyor, öbürü antikorla inaktive ediyor gibi. Viral hastalıklarda en büyük sorunumuz şudur; virüsler dışarıda canlı değildir. İnaktiftir, partikül veya kristal halindedir. Ancak bir hücrenin içine girdiği zaman canlanır. Bir bakteri hücresinde her şey var ve kendi başına çoğalır. Bunu da tedavide kullanmanız için ilaç geliştirmeniz lazım. Bakteriyle geliştirilen ilacın hastayı öldürmemesi ve yan etkisinin minimum olması lazım. O zaman en kestirme yol olarak bakteri ile bizim yapımız arasında ne fark var bulunarak, farklı olan yapı veya mekanizma hedefleniyor. Bu sayede geliştirilen ilacın bize etkisi olmuyor sadece bakteriyi yok etmiş oluyor. Bu seçici etki demektir. Virüsle karşılaştığınızda, hemen hemen farklı bir yapısı yoktur. Virüs bizim sistemimizi kullanır. Virüs bizim hücremizin içerisine girdiği zaman oradaki molekülleri, enzimleri ve bütün yapıyı kullandığı için bir farklılık yakalayamıyorsunuz. O nedenle viral haslıklarda kullanabileceğimiz ilaç hemen hemen yok gibidir. Siz onu öldüreyim derken kendi sisteminize zarar veriyorsunuz. Covid-19’da şu an hedeflenen en önemli ilaç grubu genetik materyal RNA, o RNA’dan, RNA sentezinin oluşumunu durdurmaya çalışmaktır. Ne yazık ki virüslerle savaşımızda böyle bir kısıtlamamız var, ayırt edilemiyorlar. Bağışıklığı güçlendirmek gerekiyor, yapabiliyorsak aşı yapılması gerekiyor. Aşı demek zaten bağışıklık sistemini uyarma demektir. Bütün olay bağışıklık sisteminden geçiyor. Virüslerde tedavi böyle olur. Hasta kişilerde zaten kısıtlı ilaç kullanıyoruz, bağışıklık sistemi güçlendirilerek bu virüsü yener hale getiriliyor.” (Dilhan Dumanoğlu)

 

 

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.