Ankara’dan yükselen soru: Taşra nerede başlar?

Ankara’dan yükselen soru: Taşra nerede başlar?
 Muhabir
Kitabın nabzını tutan Ankara Kitap Fuarı, vitrinle hakikat arasındaki mesafeyi açığa çıkarıyor;

İndirim yerine tanıtımın öne çıktığı stantlar, ucuzlukta istisna kurum yayınları, Ali Lidar’ın harikulâde yeni kitabı, Rıdvan Hatun’un eksilterek derinleşen yazı anlayışı ve Notos’taki söyleşilerle birleşince ortaya şu soru kalıyor: Merkez neresi, taşra nerede?

23. Ankara Kitap Fuarı geçen hafta sonunda sona erdi. Biz de fuar için Ankara yolunu tuttuk, öncesinde Liman, Dost, TYB, Kurtuba gibi rutin ziyaretlerimizi yaptık. Ankara Kitap Fuarı izlenimlerimizi, Konya Kitap Günleri ile mukayesesini haberimizde bulabilirsiniz.

23. Ankara Kitap Fuarı’nın son iki gününde oldukça büyük bir kalabalık vardı. Bizim Konya Fuarındaki benzer manzara, fuar alanı dışındaki yeme içme bölgesi de kalabalıktı. Giriş ücreti 50 lira ve fuar, oldukça geniş bir alana yayılmış durumda. İkinci katta söyleşi ve imza alanları yer alıyor.

Fuarda anlı şanlı tüm yayınevleri oldukça gösterişli ve büyük stantlarda arz-ı endam ederken artık alıştığımız yetersiz fiyat indirimi politikası devam ediyor. Bunu sorduğum bir iki yayınevi çalışanı asıl amacın tanıtım olduğunu ifade etti.

Türk Dil ve Tarih kurumlarının kitapları inanılmaz ucuzdu ve ben de TDK’nın 1960 baskısı Eleştiri Özel sayısının son nüshasını alarak fırsatı değerlendirdim.

kultur-3-001.jpeg

Fuarda Ali Lidar ve Rıdvan Hatun’la tanışma imkânı buldum. YKY etiketiyle çıkan ‘Cehennemde İlahi’ Rıdvan Hatun’un ikinci kitabı, bu yılın başında çıkmış ve art arda iki baskı yapmış. Babasına ithaf ettiği kitabında yedi lirik hikâye var.

Ne güzel bir tevafuktur ki fuar çıkışında uğradığım Dost’tan satın aldığım Notos’un 107. sayısında Rıdvan Hatun’la bir söyleşi vardı. Söyleşi, Hatun’un yazı anlayışını merkeze alarak hikâyeyle kurduğu ilişkiyi açıyor.

Hatun, yazıyı bir anlatım alanı olmaktan çok bir arınma ve damıtma süreci olarak görüyor; fazlalıkları budayan, süsü geri çeken, kelimeyi yükünden arındıran bir yönelim öne çıkıyor. Bu yüzden dilinde bilinçli bir sadelik var; cümleler gösterişten uzak, yoğunluğu içe doğru taşıyan bir yapıya sahip. Söyleşide özellikle “söylenmeyen”in değeri vurgulanıyor; boşluklar, susuşlar ve eksiltmeler metnin asli kurucu unsuru haline geliyor.

Söyleşinin bir diğer mühim yanı, insan ilişkileri ve kırılganlık meselesi. Hatun, hikâyelerinde insanın insana açtığı yarayı merkeze alıyor; karakterler üzerinden değil, durumlar ve duygular üzerinden ilerleyen bir anlatı kuruyor. Okurla kurulan ilişki de bu noktada beliriyor: metin, doğrudan anlatmak yerine okuru içine çeken, tamamlamaya davet eden bir yapı taşıyor.

Sonuçta Semih Gümüş’ün Rıdvan Hatun’la yaptığı söyleşi, minimal ama derin bir edebiyat anlayışını; sessizliğin, eksiltmenin ve yoğunlaşmanın merkezde olduğu bir yazı tavrını berrak biçimde ortaya koyuyor.

Notos’un yeni sayısındaki önemli bir söyleşi de Karl Ove Knausgaard’la yapılmış; “Edebiyatın görevi kurguyla savaşmaktır.”

Tekrar fuara dönecek olursak bizim Konya Kitap Fuarı ile kıyaslanamayacak derecede tertipli, katılımı yüksek, stantları oldukça geniş ve ferah, yayınevi çalışanları profesyoneldi.

Taşra mı demiştiniz?

NOT: Bu haberin https://kayipzamanatlasi.blogspot.com/2026/04/ankara-kitap-fuarindan-tasraya-bakis.html adresinde daha zengin görsellerin yer aldığı versiyonunu okuyabilirsiniz

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.