1. YAZARLAR

  2. Ahmet Çapanoğlu

  3. BİLGİSİNİ, MERHAMETİNİ SEVDİĞİMİN ÜLKESİ
Ahmet Çapanoğlu

Ahmet Çapanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

BİLGİSİNİ, MERHAMETİNİ SEVDİĞİMİN ÜLKESİ

A+A-

Güzel ve bilgili insanlar yaşar benim ülkemde. Bu yüzden ülkemi ve insanlarımızı çok seviyorum. Kimse kendi işiyle uğraşmaz, başka işlere burnunu sokar. Peki neden? Her şeyi biliyor desinler diye. Ülkem, kendini bilgili zanneden ama bir işe yaramayan rengârenk insanlarla dolu. Bilen konuşmaz, bilmeyen ahkâm keser. Herkes ekonomist, herkes âlim, herkes bilgin. Adam erkek ama kadınların bilmediği problemleriyle ilgili konuşur. Kadın, eşitlikten bahseder ama eşitliğin yanından geçmez, hep kendi hemcinslerine yapılanı ön plana çıkartır, erkeğe yapılanı görmezden gelir. 

Bir de herkes bir başkasının derdiyle uğraşır, üzerine vazife olsa da olmasa da ama uğraşır. Bir TV kanalında, konusunda sözde bilgili ama kadın olmayan birkaç erkek, İslam’da kadının yerini tartışır, kadından, kadının derdinden ve İslam’dan habersiz, hurafelerle. Bırakın kardeşim, kadınlar kendisi gelsin, kendileri anlatsın. Siz nereden bilirsiniz onların ruh hallerini ve istediklerini. Bir kendini sanatçı zanneden biri çıkar, bilmem hangi ülkenin işçilerine alakasızca komünizm şarkısını söyler! Gurur duyduğumuz ama değerinin öyle olmadığı, işinin futbol olduğunu zannettiğimiz bir futbolcu çıkar, kafes dövüşüne heveslenir, diğer bir sanatçıya kafa atar, mafyavari hastane basar, silahını ateşler, “istemeden oldu, kendi kendine ateş aldı” der ve serbest kalır. Rusya’da aykırı hareket yapan böyle bir futbolcuya kelepçe takılırken, adaletini sevdiğim benim ülkemde manşetlerde reklamları yapılır, milli değerimiz diye el üstünde tutulur. Futbolundan sinemasına, şarkılarından şarkıcılarına, yazarından siyasetçisine hep övünç(!) kaynağıyla doluyuz. Adaletini sevdiğim ülkem deyince aklıma geldi. 28 Şubat’ta pos modern darbe yapan darbeciler dışarıda, mağdur olan insanlar hala içeride adalet beklemekte.

Sosyal medyamız da görsel ve yazılı basınımız da dünyanın en vefakâr, en cefakâr, en dürüst, başkalarının derdiyle dertlenen insanlarıyla dolu. Bir balıkçı bir olta atar denize kısmete ne çıkarsa hesabı, bir gerzek, algıyla bir yazı yazar, bir resim atar, bütün kefallerde o oltaya takılır.

Çok garip milletiz vesselam. Acıyla ve sömürüyle yaşamayı kendimize dert edinmişiz, başkalarının acısından nemalanırız. Dedim ya sosyal medya diye. Bir insan müsveddesi, paylaşınca vicdanını rahatlatacağını düşünerek ve biraz da acıdan nemalanmak için düşkün, sakat, korkunç acılar çeken insanlar diye kolu bacağı kopmuş insanlar paylaşır. Paylaşınca sanki derdiyle dertlenmiş oluyor, ben dertlendim başkalarını da dertlensin derdindedir. Acılar olgunlaştırsın derken, acılardan sanki mutluluk duymaya başlamışız gibi geliyor bana.

Belki de bakın dünya da neler var, ne kadar şanslısınız, kendinizi iyi hissedin demek istiyor. Kendini kandırıyor da farkında değil. O kendini öyle tatmin yoluna giderken, acıyı yaşadığını göstermek istiyor ama kendini kandırıyor. Bir de şu var, halimize şükredelim diye paylaştıkları kişiler, paylaşımı görünce ne hissediyor diye düşünen var mı? Sanmıyorum, onlar yaptıklarıyla görevlerini yerine getirdiklerini zannederek mutlular. En tiksindirici yanı da acıyarak bakan o riyakâr gözler. Bu insanlar siz halinize şükredin, vicdanınızı rahatlatın, kendinizi şanslı görün diye çekmiyor o acıyı. Sanki milletçe ruh hastası olduk gitti gibi geliyor bana.

Belki de durum hiç de bahsedildiği gibi değil ama birçok insanı buna inandırabiliyor. Çünkü insanlar neredeyse her gün bencilliklerini savunma mekanizmaları ile bilinç dışına atıp kendini rahatlatma yoluna gidiyor. Sanki paylaşarak vurdumduymazlık olarak gördüğü bu acı çekenleri paylaşarak herkes adına itiraf ettiğini zannederek rahatlıyor bu insanlar.

Olaya farklı bir pencereden bakarsak, sosyal medya fenomenleri bu tür yayınlarla vicdani sorumluk görenlerden belki biraz farklı olarak sayfasının beğeni alması için de sömürüyle hareket ediyorlar. Adamın ayağı kopmuş, hadi âmin deyinde şifa bulsun. Âmin diyen bu derde düşmesin gibi sömürü peşindeler. Ne gariptir ki âmin diyen de azımsanamayacak kadar çok.

Bırakın bu paylaşımdan nemalanmayı. Herkesin acısı kendine büyüktür de sonrasında bencilce bir laf vardır, herkesin dilinde Ateş düştüğü yeri yakar diye. “Böyle düşünen zihinler yerin dibine batsın diyesi geliyor insanın. Eğer insanlıktan nasibini almış olsa insanoğlu, “Nereye ateş düşerse düşsün, o beni de yakar diyebilmeli, o ateşi yüreğinde yaşayabilmeli. İşte, insan bu olgunluğu yaşayamadığı müddetçe de ham olarak kalacaktır.

Ne diyeyim, Allah akıl fikir versin, yazana da âmin diyene de.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum