1. YAZARLAR

  2. Mustafa Atikebaş

  3. EDEBİYAT  EĞİTİMİNDE DİL VE  FELSEFENİN ROLÜ
Mustafa Atikebaş

Mustafa Atikebaş

Yazarın Tüm Yazıları >

EDEBİYAT  EĞİTİMİNDE DİL VE  FELSEFENİN ROLÜ

A+A-

Dil, edebiyatın yalnızca malzemesi değil, varlık sebebidir de. Edebi eserler dilin içinden doğar ve yine dilin içinde yaşarlar.  Bu bağlamda edebiyat eğitimi, dil eğitimini de içine alacak şekilde yapılandırılmalıdır. Edebiyatın dili; gündelik dilin üzerindedir ve çok anlamlıdır. Bu dili çözümlemek için okuma-yazma öğretiminde kullanılan yöntemlerden fazlası gerekir. Yazar/şairler bizimle doğrudan konuşmazlar. Dilin imkânları nispetinde; dolaylı ve çoğu zaman eğretilemeli bir dil kullanırlar. Yaygın kanaatin aksine edebiyat yapmak, sözü çoğaltmak değil, eksiltmektir. Dolayısıyla edebi eserin dilini kavrayabilmek için kelime ve cümle bilgisi gibi temel edinimlerin yanı sıra eserin çokanlamlı ve çok katmanlı yapısına uygun bir dil eğitimi gerekir.
Edebiyatın nihai hedefi güzelliktir. Daima güzelin peşinde koşan bir sanatın vazgeçilmez prensiplerinden birinin de estetik olması kaçınılmazdır. İşte edebiyatla felsefeyi aynı düzlemde buluşturan yer burasıdır. Bir çeşit güzellik felsefesi olarak adlandırılan estetik, duyusal olanla güzel arasındaki bağıntılarla ilgilenir. Türk eğitim sistemi uzun zaman felsefe ile edebiyat arasındaki bu yakınlığa bigâne kalmıştır. Yenilenen program (2005), kısmen de olsa bir edebiyat felsefesi geliştirebilmek için adım atma fırsatı vermiştir. Bu noktada edebiyat eğitimi ile edebiyat öğretimi arasındaki farkları da tespit etmemiz gerekir. Edebiyat eğitimi daha çok edebiyatın güzel sanatların bir şubesi oluşuyla ilgilidir. Bununla birlikte edebiyatın,  “edebiyat tarihi” ve “edebiyat bilgi ve teorileri” ni de içeren bir bilim işlevi vardır ki bu edebiyat öğretiminin konusudur.
Yeni program, edebiyat eğitiminde yapılandırmacı ve öğrenci merkezli bir sistem inşa etmek üzerine kurulmuştur. Bu yaklaşım edebiyat öğretiminin yanında edebiyat eğitimi ile ilgili bir dizi yeterliliğin kazandırılmasını amaçlıyor. Ne var ki üniversite eğitimi, edebiyat öğrencilerine, edebiyat eğitimi ile ilgili gerekli donanımı sağlamak konusunda hala istenen seviyede değildir. Bunun sonucu olarak ortaöğretimde görevli öğretmenlerin önemli bir bölümü bu yeterlilik alanlarına yabancı kalmaktadır. Hem yeni yaklaşıma hem de edebiyat eğitimine olan bu yabancılığı aşmak öğretmenin kişisel gayretine bırakılmış durumdadır. Bir başka zorluk, müfredatın kemiyet (nicelik) açısından halen şişkin oluşudur. Çok fazla metin, dolayısıyla çok fazla yazar/şairle karşılaşmak öğrencilerin odaklanmasını zorlaştırmakta ve bu durum edebiyat eğitiminin keyfiyet (nitelik) sorunuyla yüz yüze gelmesine yol açmaktadır. Bir roman ya da şiiri gerçek anlamda çözümleyebilmek için gereken sürenin kısalması, o metnin tarihi, felsefi ve psikolojik yönden incelenmesini imkânsız kılmaktadır.
Edebi bir metni sağlıklı biçimde inceleyebilmek için dil ve felsefe ile ilişkisinin kurulması zorunludur. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Huzur” romanını ele alalım. Cari olan sistemde romandan alınan bir parça okunup, bilinmeyen kelimelerin anlamları bulunduktan sonra metinle ilgili sorular cevaplandırılmaktadır. Bütün bu işlemler edebiyat öğretiminin sınırları içindedir. Hâlbuki bu romanın dil bağlamında taşıdığı anlam, kelimelerin karşılıklarının bulunmasının çok ötesindedir. Romanın dilinin bugünkü dille ve geçmiş dönemle karşılaştırılması gibi birçok tahlil gereklidir. Benzer şekilde “Huzur” romanının kendine has bir estetik anlayışı mevcuttur. Roman karakterlerinin sembolik anlamlarının çözümlenebilmesi için de felsefi bir bakış gereklidir. Misalleri çoğaltabileceğimiz pek çok faaliyet için şu an ki müfredat içerisinde bir edebi esere ayrılan sürenin üç, belki dört katına çıkarılması gerekir. Evet, daha az sayıda metin görmüş olur öğrenciler, fakat “Huzur” gibi klasik eserleri anlar ve severlerse diğer eserlere kendiliğinden gideceklerdir.
Öte yandan kelimelerin doğru telaffuzu, imla ve noktalama işaretlerinin yerli yerinde kullanımı gibi temel dil becerilerinin en sahih biçimde öğrenileceği ortam da edebi eserlerdir. Türkçe, en güzel şekliyle edebi eserde hayat bulur. Öğrencilerin kelime dağarcığının belirgin bir düşüş gösterdiği günümüzde yine edebiyat eserleri yoluyla bu eksikliklerin giderilmesi mümkündür. Dil zevki, incelmiş bir hassasiyetin sonucunda oluşabilir. Tanpınar, Yahya Kemal’in şiirleri için, “onun şiirlerini herkes anlar, fakat dil zevki gelişmiş pek az kişi onların tadına varabilir” demişti.
Edebi eserler, dil ve estetik bağlamında ele alınmadan istenen seviyede bir edebiyat eğitimi vermek mümkün değildir. Edebiyatı sevilen bir ders yapmanın ön koşulu edebi eseri sevdirmektir. Öğrenciler, eserlerin estetik değerlerini kavradıklarında onları gerçek anlamda anlayacak ve seveceklerdir. 
Seven ne yapmaz?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT