1. YAZARLAR

  2. Selami Kariman

  3. Ehliyet ve Liyakat
Selami Kariman

Selami Kariman

Yazarın Tüm Yazıları >

Ehliyet ve Liyakat

A+A-

Mevlana Mesnevisinde sağlıklı bir toplum yapısı için nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında bilgiler vermiş, hayal ettiği güçlü toplumu oluşturacak güçlü bireylerde bulunması gereken temel özelliklere dikkat çekmiş ve toplumda adalet, huzur ve barışın sağlanmasında ehliyet ve liyakat’ın önemine vurgu yapmıştır.

 Sözlüklerde “yeterlilik, ustalık, uygunluk, yaraşırlık” olarak birbirine yakın anlamlarda tanımlanan “ehliyet  ve liyakat ” kavramları Mesnevi'nin pek çok hikayesinde farklı karakterler vasıtasıyla işlenerek adeta Mesnevi'nin bütün satırlarına serpiştirilmiş, Mesnevi'nin ruhuna aksettirilmiştir. Mevlana, Mesnevi'nin daha ilk cildinden, ilk hikâyesinden başlayarak ehliyet ve liyakat sahibi olmayan insanların düştüğü komik ve acıklı durumları anlatır.

“Bakkal ve Papağan” hikayesinde çok güzel konuşan, gelenlere güzel nükteler yapan, bundan dolayı da adeta sahibinin yokluğunda dükkanın bekçiliğini üstlenen papağanın aslında bekçilik yapmaya ehil olmadığını, bu sebeple dükkana giren kediden korkup ortalığı birbirine kattığını ve gül yağını döktüğünü anlatır. Papağan burada ilim ve hüner sahibi, ehil bir bekçi değil, sadece bir mukallittir, böyle olduğu için ilim ve hüneri temsil eden gül yağını dökmüştür.

Ehliyet ve liyakat konusunu işlerken “bekçilik” kavramına sıkça yer veren Mevlana, “hâr reft” (eşek gitti) ve “lâhavle yiyen eşek” hikayelerinde eşeğe bekçilik etmesi beklenen, ancak bu işe ehil ve layık olmayan hizmetçilerin eşeklerin telef olmasına yol açışını anlatır. “Düşmanına danışan adam” hikâyesinde de “Kurttan bekçilik istemek doğru bir şey değildir. Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, aramamak demektir.” sözleriyle ehliyetsiz ve liyakatsiz bekçinin emanete zarar verebileceği gibi, “Henüz kanadı çıkmayan kuş, uçmaya kalkışırsa her yırtıcı kedinin lokması olur.” sözü gereğince kendisine de zararı dokunabileceğini belirtir.

“Padişahla cariye” hikâyesinde ise kuyumcunun cariyeye aşkından değil de padişahın vaadettiği nimetler dolayısıyla saraya gittiğini ve bu sebeple sonunun ölüm olduğunu anlatarak aşkta dahi ehliyet ve liyakat sahibi olmanın önemini vurgular.

Ayaz'ın marifeti

Bir gün beyleri Sultan Mahmut'a

“Ayaz denilen bu kölenin ne marifeti var ki sen ona otuz kişinin maaşı kadar maaş ödüyorsun?” dediler.

Sultan Mahmut bu soruya o anda cevap vermedi. Birkaç gün sonra beylerini alarak ava çıktı. Yolda bir kervan gördüler. Sultan Mahmut beylerden birine:“Git sor bakalım, bu kervan nereden geliyor?” dedi.

Bey atını sürerek gitti, birkaç dakika içinde geriye döndü:“Efendim kervan Rey şehrinden geliyor.” dedi. Sultan Mahmut:“Peki, nereye gidiyormuş?” diye sorunca bey susup kaldı. Bunun üzerine Sultan Mahmut başka birini gönderdi. O da gidip geldi:“Efendim, Yemen'e gidiyormuş.” dedi.

Padişah: “Yükü neymiş?” deyince o da sustu kaldı. Bu defa padişah başka bir beye: “ Sen de git yükünü öğren” dedi.

Bey gitti geldi.“ Her cins mal var, fakat çoğu Rey kâseleri.” dedi.

Padişah:“Peki, kervan ne zaman yola çıkmış?” diye sorunca bey cevap veremedi. Padişah böyle tam otuz beyi gönderdi, otuzu da istenen bilgileri tam olarak getiremediler. Padişah son olarak Ayaz'ı çağırdı:“Ayaz, git bak bakalım, şu kervan nereden geliyor?” dedi.

Ayaz: “Efendim, kervan görünür görünmez sizin merak edeceğinizi tahmin ederek gidip gerekenleri öğrendim. Kervan Rey'den gelip Yemen'e gidiyor, yükü şudur, şu kadar at, şu kadar deveden oluşuyor, şu kadar insan var” diye kervan hakkında ayrıntılı bilgi verir. Bütün bunları beyler ağzı açık dinliyorlardı. Ayaz tek başına 30 beyin edinemediği bilgiyi edinmişti.

 Padişah beylerine döndü:“Ayaz'a neden otuz kişinin ücretine denk ücret verdiğimi anladınız mı? Görüyorsunuz ki bu bile onun hizmetine karşılık az geliyor.”

Böylece Ayaz'ı çekemeyerek aleyhinde konuşan beyler utanıp yaptıklarına pişman oldular…

 

İşin ehline verilmemesi, hiç şüphesiz toplum bünyesinde ciddi olumsuz sonuçlar meydana getirir. İşin gerektirdiği vasıflara sahip olmasına rağmen işe alınmayan insanlar büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta,giderek toplumdan uzaklaşmaktadır.Kurumlarda adaletsizliğin hakim olduğunu düşünerek ülkesine karşı bakışı giderek olumsuz bir hal almaktadır.Kurumlar açısından bakıldığında işe ehliyet ve liyakat sahibi olmayan bireylerin alınması durumunda,işler aksaması yada olması gerektiği gibi yürümemesi gibi durumlar ortaya çıkmaktadır.Böyle durumlarda kalitenin düşmesi ve verimin azalması kaçınılmazdır.Bunun sonucunda kurum zarar görür,ülke zarar görür.Bir işte ehil insanların görevlendirilmesi o işin önemini ve o işe verilen ehemmiyetin derecesini gösterir.Bu sayede hem ehil olan kimseye haksızlık yapılmamış, kendisini geliştirme imkanı tanınmış, hem de o iş gereği gibi yapılmış maksat hasıl olmuş olur.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum