1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT

  3. FELSEFE VE DİN
FELSEFE VE DİN

FELSEFE VE DİN

HİSDER(Hikmet İlim ve Sanat Derneği)’nin Pazartesi Sohbetleri’nde, “Felsefî düşünme iflah olmaz bir şüphecilikle dini inancı zayıflatır mı?” sorusu gündeme geldi

A+A-

HİSDER(Hikmet İlim ve Sanat Derneği)’nin Pazartesi Sohbetleri’nde, “Felsefî düşünme iflah olmaz bir şüphecilikle dini inancı zayıflatır mı?” sorusu gündeme geldi.

Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Başkanı Doç. Dr. Murat Arıcı, toplumda “felsefenin ve felsefî düşüncenin dini inancı körelttiği, dindarlığa zarar verdiği, insanı sapkınlığa düşürdüğü, yoldan çıkardığı” şeklinde yaygın bir kanaat ve yanlış inançların olduğunu belirterek “Üniversitelerde bu yaygın yanlış kanaati yıkmak için çaba sarf ediyorum. Toplumumuzun ve özellikle Konya dindarlığının buna ihtiyacı var diye düşünüyorum” dedi.

Yanlış kanaatlerin 80’lerden sonra selefi tavrın toplumda benimsendiği bir dönemde oluştuğuna dikkat çeken Doç. Dr. Murat Arıcı, “‘Felsefî düşünme sonu gelmez bir şüphecilikle dini inancı zayıflatır mı?’ sorusuna peşinen cevabı vereyim; hayır zayıflatmaz, aksine kuvvetlendirir. Türk toplumunda bugün felsefeye ihtiyacımız var. Felsefi düşünme Kur’an’a göre farzdır, hatta farz-ı ayındır” dedi.

Altı düşünme sisteminde felsefi düşünmenin de olduğunu belirten felsefe uzmanı Murat Arıcı, “Felsefi düşünme çözümler, sorgular, birleştirir ve genelleştirir. Dünyadaki entelektüel faaliyetimiz şu üç şeyi bilme üzerine kuruludur; Tanrı, İnsan ve Evren. Aslında bütün kutsal kitaplar, ideolojiler, felsefî düşünme biçimleri, akımlar ve sanat bu üç şeyin doğası arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışır. Dolayısıyla felsefi düşünme de bu üçünün doğası hakkında bize, vahiy temelinde değil de akılla ve akıl zemininde bunu izah etmeye çalışır ve gerçekleştirmeyi sağlar” diye konuştu.

İslâm düşünce geleneğinde hakikatin (bilginin) kaynağının akıl, haber-i sâdık (doğru haber) ve havâs-ı selime (sağlam duyu organları) olduğunu ifade eden Arıcı, aklın önemine dikkat çekti. Felsefi düşünmenin sorgulamayı ve şüpheciliği de beraberinde getirdiğine işaret eden Arıcı, hakikatin tek olduğunu fakat hakikate farklı yollarla (din ve akıl) da gidilebileceğini söyledi. Kutsal Kitabımızın yeryüzündeki zulmü ortadan kaldırmak, insandaki kibri yok etmek için indirildiğine dikkati çeken Arıcı, Allah ve Kur’an’ın bilinçli düşünen varlığa hitap ettiğini Bakara/73, Nisa/82, Yunus/16 ve Muhammed/24 surelerinin meallerini okuyarak tahkiki imanın, “yoğun bir sorgulama sonucunda elde edilen iman” olduğuna işaret etti. Arıcı, sohbetine Aliya İzzetbegoviç’in şu sözüyle son verdi: “Ben olsaydım bugün bütün Müslüman coğrafyada her bir eğitim kurumuna 'eleştirel düşünme' dersi koyardım. Çünkü Batı medeniyeti böyle bir süreçten geçtiği için bugün ilerlemiştir. Doğu ise bu süreçten geçmediği için bugün Batı medeniyeti karşısında bu ezikliği yaşamaktadır. Eleştirel düşünme eğer bir kültürel tavır olarak biz bunu bünyemize entegre edemezsek hiçbir zaman 300 yıldır hesaplaşma sürecinde olduğumuz Batı medeniyetine galip gelme imkânımız bulunmamaktadır.”

Sohbette söz alan Prof. Dr. Mikail Bayram, “1071’den itibaren Anadolu’nun kültürel mayasının çalınışının temelinde felsefi düşünce vardır. Bunun için Anadolu’nun ilk 150 senesinde telif edilen eserler ve Anadolu’da yetişen ilim adamlarının hepsi felsefi şahsiyetlerdir. Moğollar Anadolu’ya geldiklerinde 500 ilim adamını öldürdüler” dedi.

 

HABERE YORUM KAT