1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT

  3. FOTOĞRAFÇILIĞIN SERÜVENİ VE KONYA’DA FOTOĞRAFÇILIK
FOTOĞRAFÇILIĞIN SERÜVENİ VE KONYA’DA FOTOĞRAFÇILIK

FOTOĞRAFÇILIĞIN SERÜVENİ VE KONYA’DA FOTOĞRAFÇILIK

Fotoğraf Sanatçısı Araştırmacı Yazar Ahmet Kuş fotoğrafçılık üzerine konuştu, bir de sergi açtı

A+A-

Fotoğraf Sanatçısı Araştırmacı Yazar Ahmet Kuş Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nin tertip ettiği konferansta Konya’nın yüz yılına ışık tutan bir sunum yaparken, birbirinden değerli fotoğrafların yer aldığı sergi büyük ilgi topladı. Konuşmasına fotoğraf makinasının 1816 yılında icat edildiğini ve ilk fotoğraf baskısının günümüzden 184 yıl önce, 1835’de yapıldığını anlatarak başlayan Kuş, ‘200 yıllık geçmişi olan fotoğrafın bizim topraklarımıza gelmesi pek gecikmedi ve icadından kısa bir süre sonra İstanbul’da fotoğraf stüdyoları açılmaya başlandı. Beyoğlu’nda İtalyan asıllı biri tarafından açılan ilk fotoğraf stüdyosu 1857 yılına kadar faaliyet gösterdi. İlk yerli fotoğrafhaneyi de Osmanlı tebaasından Basile Kargopoulo 1850 yılında Pera’da açtı” dedi.

Resimden daha kolay ve pratik bir belgeleme yöntemi olan fotoğrafın Osmanlı’nın belli başlı şehirlerinde hızlı bir şekilde yaygınlaştığını ve olağanüstü ilgi gördüğünü kaydeden Kuş, “İlk fotoğrafhanelerden biri de Konya’da bulunuyordu. Garabet Kirkor Solakyan adlı bir gayrimüslimin 1895 yılında açtığı fotoğrafhaneyi sonraki yıllarda kalfası Hasan Behçet çalıştırdı ve ne yazık ki 15 Mayıs 2009 tarihinde kapandı” ifadelerini kullandı.

Daha önceleri fotoğrafhanelerin gün ışığı ile çekim yapabilmek için binaların çatı katlarında, teraslarda açıldığını ifade eden Kuş, “Elektriğin yaygınlaşmasıyla fotoğrafhane sayısı arttığı gibi ve zemin katlara, hatta bodrumlara indi” şeklinde konuştu.

Konya’da gayrimüslimler kadar Türklerin de fotoğrafçılığa ilgi gösterdiğine işaret eden Kuş, 1920’li yıllardan itibaren Foto Hamid, Foto Afitap, Foto Ektem, Foto Sağlık gibi Müslüman fotoğrafçıların yer edindiğini anlattı.

Tarihî Konya fotoğraflarının önemli bir kısmının Sultan II. Abdülhamid’in görevlendirdiği fotoğrafçılar tarafından çekildiğini anlatan Kuş, “Sultan, Osmanlı coğrafyasını fotoğraflamak için Lazario ve Berggren’i görevlendirmiş, bu sanatçılar Konya’yı da fotoğraflamışlardır. Bu fotoğraflar Yıldız Sarayı Arşivinde bulunuyor. Yıldız’ın Fotoğraf Arşivinde bugün 962 albüm ve 35 bin 535 fotoğraf yer alıyor” diye konuştu.

Fotoğraf sergisi hakkında da bilgiler veren Kuş konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “1895 yılında demiryolunun Konya’ya ulaşmasıyla ticari hayat canlandı, tren Konya ekonomisini ve sosyal hayatı büyük oranda etkiledi. Kente ulaşımın kolaylaşmasıyla yeni oteller açıldı ve seyyahların sayısı arttı. Şehrin ekonomisi, ticareti ve sosyal hayatı trenin gelmesi bir milattır. Biz de Konya’nın son yüz yılındaki değişimleri göstermeye gayret ettik. Şehirdeki mimari değişim fotoğraflarda net olarak gözlemlenebilmektedir.”

1893 yılı nüfus sayımına göre Konya merkez nüfusunun 98 bin 398 iken, kentte 4 bin Rum, bin 566 Ermeni vatandaş yaşadığını; Rumlar’ın Gazialemşah, Ermeniler’in ise Çiftemerdiven Mahallesi’nde oturduklarını anlatan Kuş, “Bir Selçuklu başkenti bakiyesi olan Konya’nın, Osmanlı coğrafyasın da çoğu şehre göre birçok açıdan gelişmiş bir şehir olduğunu anlatırken, “Konya’nın o zamana göre yenilik teşkil eden şehir içi tramvayı bile vardı. Vali Avlonyalı Ferit Paşa, 1906 yılında Selanik’ten atlı tramvay tren istasyonu getirterek şehrin hizmetine kazandırmıştı” dedi.

Konya fotoğraf tarihi açısından John Henry Haynes’in önemli bir isim olduğuna değinen Kuş, “Şu anda elimizde olan en eski tarihli Konya fotoğraflarını çeken kişilerden biri Amerikalı Haynes’tir. 1884 yılında Konya’ya gelen sanatçı bir süre Robert Kolejinde öğretmen olarak ta çalıştı. Arkeoloji fotoğrafçılığının önemli isimlerinden biridir ve gezileri sırasında yolunu Konya’ya düşürüp çok özel, tarihimize ışık tutan fotoğraflar çekti. Ahmedeki’nin yani Zindankale’nin yıkılmadan önceki halini gösteren fotoğraf Haynes’in arşivindendir” şeklinde konuştu.

Fotoğrafçıların her zaman sanatçılar ya da seyyahlar olmadığının altını çizen sanatçı, “Bizim gezgin veya arkeolog olarak bildiğimiz bazı insanların ajan olmaları mümkündür. Nitekim bazı isimler zaman içerisinde ortaya çıkmıştır. Osmanlı’nın yıkılması için gösterdiği faaliyetlerle bilinen Gertrude Bell bunlardan biridir ve birçok Konya fotoğrafında onun da imzası vardır” diyerek sözlerini sürdürdü.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra her alanda olduğu gibi şehirleşme alanında da yeni anlayışların kabul gördüğünü anlatan Kuş, bu konuda şunları söyledi: “Restore edilmeyi bekleyen çoğu tarihî yapılar yol, meydan ya da yeşil alan yapmak için yıkılıp yok edildi. Tarihî eserlere karşı bu kıyım dönemi uzun yıllar devam etti. Bu süreçte Konya ciddi anlamda kan kaybetti, abidevî yapılar birer birer ortadan kaldırılıp yerine ucube yapılar dikildi. Osmanlı döneminden kalan köşkler ve geleneksel Konya evleri çoğu zaman sahipleri tarafından yıkıldı. Bu yıkımlar sebebiyle Konya, tarihî şehir görünümünü büyük oranda kaybetti.”

12 kapısı bulunan Konya Dış kale surlarının Osmanlı’nın son dönemlerinde bakıma ihtiyaç duyduğunu kaydeden Kuş, “Alâeddin Tepesi üzerinde bulunan sarayın etrafında da iç kale surları vardı. Osmanlı döneminde devletin sınırları genişlediği için bu surlar stratejik önemini yitirdi. Kendi haline terkedilen surlar adeta bir taş ocağı gibi kullanıldı ve surlardan sökülen taşlar kamu binalarının ve camilerin yapımında kullanıldı. Selçuklu saray kalıntısı da aynı akıbete uğradı” dedi.

Yüksek katlı apartmanların nüfus artışına çözüm olarak görülmesinin yanlışlığına değinen Kuş, 1980’li yıllarda konut kooperatiflerinin kurulmasıyla birlikte mimari anlamda şehrin görünümü daha da değişti. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı kapsamında yapılan binalar haricinde, Cumhuriyet döneminde mimarlık anlamında bir medeniyet telakkisi ortaya konulamadı. Bu dönemde yapılan çoğu kamu binası, hatta sivil yapılar bile estetik açıdan berbat bir düzeydedir” diye konuştu.

Son yılların vahim hatalarından birinin de eski mahalle adlarının değiştirilmesi olduğunu dile getiren Kuş, “Bu, şehrin hafızasının yok edilmesiyle eşdeğer bir hatadır. Mahalle, sokak ve semt gibi yer adları bir coğrafyanın nüfus cüzdanı gibidir. Yer adlarının değiştirilmesi şehrin hafızasına vurulmuş büyük bir darbedir. Bu hatalardan dönülmesini diliyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

HABERE YORUM KAT