Konya Kültürüne Adanmış Bir Ömür

Konya Kültürüne Adanmış Bir Ömür

TYB Halk Kültürü Ödülünün sahibi Araştırmacı Yazar Ali Işık ile çalışmaları ve Konya üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik

Ali Işık bu yıl TYB(Türkiye Yazarlar Birliği)’den Halk Kültürü dalında ‘Konya’da Kültürel Hayat’(Çizgi Kitabevi) adlı eseriyle ödül alan isim oldu. Işık, yıllardır Konya için çalışmaya, araştırmalar yapmaya ve eserler ortaya koymaya devam ediyor. Ülkenin saygın bir kurumundan prestijli bir ödül kazanması hasebiyle de bu kıymetli kültür adamını tekrar gündeme getirmenin doğru bir hareket olduğunu düşündük.

Ali Işık ismini Konyalı olup da bilmeyen yoktur, biz yine de kısaca hayatından bahsederek söyleşimize başlayalım: Işık, 1954 yılında Kadınhanı ilçesine bağlı Başkuyu’da doğdu. Gazi Mustafa Kemal İlkokulu, Karma Ortaokulu ve Gazi Lisesinden sonra 1977 yılında Selçuk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü bitirdi. Ardından 1986 yılında Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’ndan lisans diploması aldı. 1977 yılında Taşkent İmam-Hatip Lisesinde başladığı öğretmenlik hayatını Belkaya Ortaokulu ve Konevi İşitme Engelliler Sanat Ortaokulu’nda sürdürüp yirmi altı yıllık hizmetten sonra 2003 yılında Konya Lisesinde noktaladı.

whatsapp-image-2021-01-08-at-14-09-02-1.jpeg

Emekli olduktan sonra boş mu durdu Ali hoca, hayır! Konya kültürü ve tarihi üzerine araştırmalarıyla edebî ürünlerini Yeni Gazete (bilahare Hakimiyet), Konya’nın Sesi, Merhaba, Anadolu Günlük gibi gazetelerle KTO İpek Yolu, Çağrı, Edebiyat Otağı, Mahalle Mektebi gibi dergilerde yayımlandı. Sonra kitaplar geldi art arda; Konya Mutfak Kültürü ve Konya Yemekleri (2006), Mevlevi Mektupları (2010), Ayaşlı Şakir Hayatı ve Şiirleri (2011), Konya’nın Kırk Çocuk Oyunu (2015), İngiliz Sait Paşa’nın Konya Günleri (2018), Geçmişten Günümüze Konya’nın Gülleri/Deliler-Meczuplar (2018), Bir Katre Konya (2018), Ah Minel Mevt/Konya Ahiret Kapıları (Selçukludan Günümüze Konya Mezar Taşları: 2019), Gayetü’l-Beyân fî Tedbiri Bedeni’l-insân/Beden Sağlığını Koruma (2019), Konya’da Kültürel Hayat (2020) ve Konya Ağzı ve Söz Dağarcığı (2020).

Bitti mi yine hayır, farkındayız, listeyi okurken bile yoruluyor insan, devam edelim Ali Işık’ın çalışmalarını anlatmaya; Dokuz ciltlik Konya Ansiklopedisi’nin yayın kurulu üyeliği ile redaktörlüğü yanında mezkûr ansiklopedinin Konya kültürü ve halkbilimine dair maddelerini kaleme aldı Işık. Av. Mehmet Ali Uz’la birlikte ülkemizin en uzun soluklu gazete kültür ilavesi olan Akademik Sayfalar’ın 2007 ila 2014 yılları arasında yedi yıl editörlüğünü yürüttü, ki bu ekin yayını halen devam etmektedir, Ali Işık da bu ekte yazılarına. Akademik Sayfalar aynı zamanda güzel bir vefa örneği göstererek ‘Ali Işık özel sayısı’ da yaptı. Bu minvalde Mehmet Ali Köseoğlu ve Emre Özgül’ün hocayla mülakatları okunmaya değer. Işık, hâlen Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi ile Konya Fikir, Sanat ve Kültür Adamları Birliği Derneği üyesi, araştırmalarına ve yazılarına aynı şevk ve heyecanla devam ediyor.

        ‘Okuduğum ilk kitaplar öğretmenimizin olanca karşı çıkmasına rağmen Teksas, Tom Miks gibi resimli romanlardı.İlk edebî romanla ortaokulda iken tanıştım. Hiç unutmam, Charles Dickens’in David Copperfield’i idi. Kitap ve kütüphane ile ünsiyetim ortaokul ve liseli yıllarımda pekişerek farklı bir mecraya kaydı.’diyor Ali hoca ve sözlerini şu şekilde sürdürüyor:

‘Daha sonra Sefa Odabaşı, Seyit Küçükbezirci, Dr. Hasan Özönder ile Prof. Dr. Saim Sakaoğlu hocamızın yönlendirmeleriyle halk kültürü araştırmaları, sonrasında Dr. Mehmet Ali Uz ağabeyle tanışma. Çok geçmeden de onun çıkardığı haftalık Akademik Sayfalar ilavesinin yazar kadrosuna dâhil oldum. Bilahare 2007 ila 2012 yılları arasında Uz’la birlikte altı yıl da mezkûr ilavenin editörlüğünü üstlendim. Uz ağabeyle 2008 yılı güzüne doğru Konya Ansiklopedisi yolculuğumuz başladı. 2015 yılında noktaladığım bu yolculuk fakirin araştırmacılığında önemli bir aşamaya sebep olmuştur. Bu ve müteakip süreçte fakir kendisini tamamen akademik formatta yayınlara hasretmiştir, dense yanlış olmaz.’

Konya kültürü üzerine çalışmaya yönelmesini milletine olan sevdası ve edebiyat tahsili yapmış olması ile açıklayan Işık, ‘Konuları siz mi seçiyorsunuz, yoksa konular mı sizi?’ sorusuna şöyle cevap veriyor; ‘Hiçbir kitabımı kendim planlamadım. Kitaplarım bazen bir zuhurat, bazen dost teşvikleri, bazen de bir kurumun teklifi sonucu ortaya çıkmıştır. Bir kurumun teklifiyle yazılan kitaplarımdan gayrısının -ki çoğunun- sebebi-i teliflerini ön sözlerinde anlatmışımdır zaten.’

Kitaplarından konu açılmışken eserlerinin hikayesini biraz erteleyerek, ‘Peki ya Konya! Konya hakkında neler söylersiniz?’ sorusuna hocamız; ‘Söz açıldığında “Konya’mı elimden alıverecekler diye ömrümde tek bir tatile çıkmışlığım yoktur” diyen rahmetli Seyit Küçükbezirci ağabeyin yanında bunca vakit geçirip de Konya sevdasıyla sevdalanmamak mümkün olabilir miydi? Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan, hesabı biz de bu doğduğumuz ve doyduğumuz toprakların sevdasıyla -bir biçimde- ona olan borcumuzu ödemeye çalışıyoruz.’ şeklinde bir cevap veriyor.

‘Çalışmalarınız yarınlara kalacak, tarihe kaydolacak müstesna bilgilerle dolu. Bize kitaplarınızdan, kitaplaşma serüveninden de bahseder misiniz?’ diye sorduk Ali Işık’a; eserlerinden evlatlarını anlatırcasına bahsetmeye başladı; ‘İlk sözlerinizi iltifat sayıp teşekkür ediyorum. Sorunuzun cevabına gelince… Yayımlanmış on bir kitabımdan sadece birini, Konya’da Kültürel Hayat’ı, tasarladım. Kitaplarımın çoğunluğu tarafıma yapılan bir talep, birkaçı ise bir zuhurat sonucu vücut bulmuştur. Zaten kitaplarımı okuyanlar, bunların sebebi teliflerini ön sözlerinde okumuşlardır. Fakirden talep edilen kitaplarım şunlardır: İlk kitabım olan Konya Mutfak Kültürü ve Konya Yemekleri (2006) ile Bir Katre Konya (2018) İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün talebi sonucudur. Aslında ikincisi bir Konya tanıtım videosu senaryosuna alt metin olarak hazırlanmıştı. Ancak mezkûr müdürlüğün takdiriyle metnimiz, sevgili Ahmet Kuş’un fotoğraflarıyla bezenerek kitaplaştı.

Konya’nın Kırk Çocuk Oyunu (2015) ile sahasında bir ilk olan Konya Ağzı ve Söz Dağarcığı (2020) Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığının talebi üzerine kaleme alınmışlardır.

Mevlâna Müzesi eski görevlilerinden merhum M. Necati Elgin’e Mevlevî meşrepli tanınmış kişilerce gönderilmiş ve Osmanlı Türkçesi harfleriyle yazılmış olan mektuplar, ilkin Merhaba gazetesinin haftalık kültür eki olan Akademik Sayfalar’da dizi yazı olarak yayımlanmışlardı. Bunların takipçisi birçok dostun talebi ve o zamanlar Karaman Belediye Başkanı olan saygıdeğer Kâmil Uğurlu Bey’in himmetleri sonucu yayımlanan mektuplardan bir seçki yapılmış ve kitaplaştırılmıştır.

Osmanlı Türkçesi harflerinden Latin harflerine ve günümüz Türkçesine aktarma bir çalışma olan Gayetü’l-beyân fî Tedbiri Bedeni’l-insân/Beden Sağlığının Korunması (2019) bir aktar tanıdığın talebi sonucudur.

Kitapları arasında üçüncü sırada yayımlanmışsa da aslında Ayaşlı Şakir Hayatı ve Şiirleri (2011), fakirin ilk kaleme aldığı kitaptır. Bir ehli himmetin, muhterem Dr. M. Ali Uz ağabeyin damatları Mimar Muharrem Hilmi Şenalp Bey’in, vesile olmasıyla basılabilen mezkûr kitap tam bir tevafuk sonucudur. Adını ilk kez öğretmen-öğrencilik günlerinde, Osmanlıca hocamız -yakın geçmişte rahmet-i Rahman’a tevdi eylediğimiz- merhum Prof. Dr. A. Osman Koçkuzu’dan duyduğum Ayaşlı Şakir merhum, enteresan hâletiruhiyesine dair birkaç anekdotla hafızamda yer tutmuştu. İki binlerin hemen başlarıydı. Görev yaptığım Konya Lisesinin, kütüphanesinde bir kitap arıyordum. O kitabın bulunduğu yerde elime gelen siyah cilt kapaklı kitapçığı açtığımda Muallim Ayaşlı Şakir Hayatı ve Şiirleri başlığını görünce eski bir yitiğini bulmuşçasına sevinmiştim. Aradığım kitabın hiçbir önemi kalmamıştı artık. Kütüphanenin o yüksek rafına ulaşmak için tırmandığım merdivenden inerken bir elimle sıkı sıkıya mezkûr kitabı tutuyordum.

O gün dersim biter bitmez soluğu evimde aldım. Bir an önce Ayaşlı hakkındaki merakımı gidermek istiyordum zira. Bir solukta kitabı okuyup bitirdim. Ne yazık ki yeni harflerin henüz işleklik kazanmadığı yıllarda (1933) basılan bu kitap yazım hatalarından geçilmiyordu. Bunun için bu kitap mutlaka tashih edilip güncelleştirilmeliydi. Bu iş, Konya Lisesinde önce öğrencilik, ardından da öğretmenlik şerefine nail olmuş bu fakir için, borcunun hiç olmazsa bir kısmını ödeyebilme fırsatıydı. Zor da olsa bu borcumu bir nebze olsun ödediğimi sanıyorum.

İngiliz Sait Paşa’nın Konya Günleri (2018) de hikâyesi itibariyla biraz Ayaşlı’yı andırır. İngiliz Sait Paşa’nın Jurnal’inin Konya’ya dair bölümleri ilkin Muzaffer Erdoğan tarafında 1948 yılında 70 bölümlük bir dizi yazı olarak yayımlanmıştı. Konya Ansiklopedisi’ni hazırlarken eski Konya basınını tararken bu dizi yazıya rastlamış ve bir kopyasını arşivime almıştım. Sait Paşa’yı Konya Ansiklopedisi’ne yazmak için yeni bir araştırmaya girdiğimde Sait Paşa üzerine yeni kaleme alınmış iki kitaptan Burhan Çağlar’a (diğeri Davut Erkan) ait olanının biyografi bölümü haricindeki büyük kısmını Erdoğan’ın dizi yazısı oluşturuyordu. Çağlar, kitabının ön sözünde Erdoğan’ın dizi yazısını “noktasına dokunmadan” aktardığını belirtse de mezkûr yazının dipnotlarının önemli bir kısmını ihmal etmişti. Bir Konyalı olarak bu eksiklikten vazife çıkararak aynı dizi yazıyı fakir de ele alıp yeni ilavelerle de kitaplaştırdım.

Âh Minel Mevt/Konya Ahiret Kapıları (2019) da bir zuhurat, bir tevafuk sonucudur. Bu kitap, yine iki bin başlarında bir arife günü Musalla Mezarlığı’nda yatan yakınlarımın mezarlarını ziyaret ederken yakınımdaki eski bir mezar taşının kitabesine takılıp kalan iki delikanlıdan birinin, diğerine sorup da cevap alamadığı “Acaba ne yazıyor ki?..” sorusunun cevabıdır aslında. İçime işleyen bu soruyu cevaplayabilmek için iki yılı geçkin bir süre, otuz yedi mezarlığı tarayıp Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerine ait üç binden fazla mezar taşını fotoğrafladım (Tabi bunların kahir ekseriyetini Osmanlı Dönemi mezar taşları oluşturuyordu). Ardından bu fotoğrafları bilgisayar ortamında değerlendirmeye başladım.

Bilindiği üzere Türkiye’de mezar taşlarına dair kitapların neredeyse tamamı sanat tarihçilerine aittir. Bu yayınlarda mezar taşlarının kitabeleri -doğru-yanlış- aktarılmakla yetinilmiş taşların plastik/estetik değeri daha ön plana çıkarılmıştır. Fakir ise her ne kadar lisede ve yükseköğrenimimde sanat tarihi dersleri okuduysam da asıl bilim alanım edebiyat, amatörce de halk bilimi idi. Tabiatıyla yöntem olarak sanat tarihçilerinin tamamen zıddı bir yöntemle kitabe metinlerini önceleyip bunları tematik bir tasnife tabi tuttum. Çalışmalarım ilerledikçe enteresan kitabe metinlerini havi Cumhuriyet Dönemi mezar taşlarına da yer vermeye karar verdim. Sonuçta emsallerinden farklı, bir mezar edebiyatı antolojisi de denilebilecek kitabım ortaya çıktı.

Böylesine çalışkan ve tecrübeli bir ismi bulup da gençlere, genç yazarlara tavsiyelerini sormamak olmazdı elbette; ‘Günümüzde gazetelerde yazıları yer alan çoğu genç yazar, tıpkı fakirin ilk yazı döneminde olduğu gibi, güncel siyasi konularda düşünceler serdediyorlar. Saygı duyarım, lakin bunlar gelir geçer, ömürlü olmayan yazılardır. Oysa kültür ve halkbilime dair araştırma, hele hele derleme yazıları asıl kalıcı olanlardır. Günümüzden çok önceleri yayım hayatını sonlandırmış bir Babalık gazetesi, bir Konya dergisi hâlen aranıyorsa sebebi içindeki birbirinden değerli kültürel yazılardır. Sözü uzatmanın gereği yok. Nevniyaz yazar gençlerimizin mesajımı aldıklarına eminim zira.’

TYB’den aldığı ödülle şehrimizi başarıyla temsil eden, Konya’mızın belki de unutulup gidecek nice zenginliklerini birbirinden kıymetli metinler/eserlerle yarınlara taşıyan Ali Işık hocamıza sağlıklı, huzurlu bir ömür diliyoruz, memleketine durmadan ve yılmadan hizmet eden bir aydına ne kadar teşekkür etsek azdır.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.