Emrullah Nergiz

Emrullah Nergiz

Konya’nın Esrarlı Sesi

Belki özleyenler vardır. Belki şuracığında olup da aylardır gidip gezemeyenler. Salgın illeti bizleri değiştirdi diyorlar ya hani… Öyle mi bilmem ama hayatlarımızdan ve zamanlarımızdan çok şey alıp götürdüğü gerçek.

Cuma’dan sonra bir iç ses dinleyişiyle, eski Konya’da adımladım.

Gözlerimizin her gün geçerken aşina olduğu insanlara, dükkanlara, her şeye yeni bir gözle bakmaya çalıştım. Sadece gözler mi? Değişmeyen sesler ve kokular

Öyle alıştık, öyle özümsedik ki şu yazacaklarımı okuduğunuzda, aslında çok iyi bildiğiniz, yanı başınızda duran şeyleri fark etmenin tadını alacaksınız. Ve çocukluğumuzdan bugüne biriktirdiğimiz bu anıları kaybetmeme isteği canlanacak zihinlerde.

Bedesten…

Anadolu Selçuklu Devleti'ne başkentlik yapan Konya'da, Romalılardan Selçuklulara, Osmanlı'dan günümüze binlerce yıllık geçmişe sahip meşhur Bedesten Çarşısı…

2 bin yıldır ticarete, dostluğa ev sahipliği yapıyor. Dün atalarımız buradan bir şeyler alıyordu bugün bizler.

Çocuklukta bir arife günü özlemi. Büyüdükçe, büyük marketlerin kuşatması altına giren Tarihi Bedesten Çarşısı…

Aziziye Camii’nin kuzey cephesinde bankta oturan insanların yüzleri değişse de silüetleri değişmiyor. Köşede sülük satan amca. Ve yıllardır bir valiz içinde bıkmadan usanmadan ‘adam otu’ bulunduran satıcı… Faydalarının yazılı olduğu o levha. Nereden bulur getirir acaba?

Aziziye’nin güney cephesinde kendimizi bildiğimizden beri kefen ve kına satan o küçük dükkanlar. Azıcık içeriye doğru dalsanız o keskin asfinik (naftalin) kokusu…

Kadınlar Pazarı’na doğru yürüdüğünüzde hiç değişmeyen, kahve çeken makinelerin sesleri. Şıngır şıngır çalan ziller. Tak tak vuran dibek sesi.

İnsan kalabalığının hep aynı senfonideki uğultusu. Konya’nın esrarlı sesi…

Kadınlar Pazarı’nın hangi kapısından girerseniz girin. Hepsinde ayrı bir koku alırsınız. Kiminde küflü peynir, kiminde tavuk ciğeri, kiminde taze sebze, hatta salça, kurulmuş zeytin ve üzüm yaprağı.

Kalfalar, çıraklar sık değişse de dükkân sahiplerinin yüzleri aynı. Hatırlıyorum. 20 yıl önce burada üst katlarda dükkanımız vardı. Aşağıdaki kasaptan et; ortadaki bir teyzeden aldığım birkaç soğan, biber, domates. Sonra Şendağlı’da sıra bekleyerek yaptırdığım çıtır etliekmek.

Bedesten… Ayrı bir kültür. Ayrı bir alışveriş tadı. İğne de alsan iplik de…

Bulgur Tekkesi’nin avlusunda kılınan namaz, çeşmesinin soğuk suyu. Mecidiye Han’ın kendine has dokusu…

Kapu Camii’nin altında o kaban ve kumaş pantolon satan esnaflar. Pahalı tespihler satan dedeler…

Her kaldırımı belki ayrı bir cümle kurmaya değer Konya sokakları…

Salgından mütevellit biraz hüzünlü. Eskisi kadar coşkulu değil. İnsanlar tedirgin. Belki olması gerekenin onda biri kadar.

Dedim ya aylardır özleyip de buraların kokusunu alamayan ne amcalar teyzeler vardır kim bilir. Zira sadece merkezin değil taşra ilçelerin de kalbi burası.

Bu dokuya da kokuyu da sesleri de silueti de korumak lazım. Değiştirmeye çalışmamak lazım. Kültüre kimliğe sahip çıkmak lazım.

Kapalı AVM’lerin geleceğinin tartışıldığı bir ortamda, yüzyıllardır ‘bizim olanı’ ötelememek lazım.

Bu anlattıklarım bu şehirde yaşayanlar için sıradan gelebilir. Lakin kökleri burada olup da yıllardır bu topraklara hasret kalanlar, çocukluğunda şu anlattıklarımın çok azını bile yaşayıp şimdi arzulayanlar için neler neler ifade eder bir bilseniz…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum