1. YAZARLAR

  2. Selçuk Karaman

  3. Sen Kim Oluyorsun da!...
Selçuk Karaman

Selçuk Karaman

Yazarın Tüm Yazıları >

Sen Kim Oluyorsun da!...

A+A-

Yıllar önce annem bir rahatsızlık sonrası ameliyat olacaktı. Rutin ameliyat öncesi tetkikler yapılmış hazırlıklar tamamlanmıştı. Ancak asistanlar bir tetkikin daha olması gerektiği konusunda anlaşmazlığa düştüler. Ertesi gün yapılacak ve binbir zorluklarla randevusu alınmış ameliyat bir anda riske girmişti. Asistanlar hiçbir şey yapmadan öylece bekliyor, kimse bu riski almak istemiyordu. İş iyice çıkmaza girmeye başlamıştı.

O esnada polikliniğe gelen ve profesör olduğunu sonradan öğrendiğim bir hocaya sadece, “Hocam ameliyat öncesi bu tahlile gerek var mı? Asistan arkadaşlar tereddütte kaldılar” sorusunu yöneltmek için yanına doğru yaklaştım, “Hocam bir soru sorabilir miyim ?” dediğim an hoca bir anda çıldırdı. Poliklinik çok kalabalıktı ve herkesin önünde “Sen kim oluyorsun da bir hocaya gelip böyle soru sorma cüretinde bulunuyorsun!” diyerek başladı bağırmaya. O an ne yapacağımı şaşırmıştım. Hoca bağırdıkça bağırıyor, herkesin içinde beni rezil ettikçe ediyordu. Eğer kıymetli değerimiz annem söz konusu olmasaydı o an eğitimci kimliğimi unutup sanırım çok ağır suçlar işleyebilirdim ama Cenab-ı Hakk yüksek sabır verdi ve çok gücüme gitmesine rağmen tüm olanları o an yutmak zorunda kaldım. Bu sırada bir asistan kolumdan hafif çekti ve beni oradan uzaklaştırarak “O tahlile gerek yokmuş. Ben hallettim. Canını sıkma. Allah’a havale et boş ver” diyerek beni bir nebze olsun teselli etmişti.

Bir gün sonra ameliyat gerçekleşmiş ve çok şükür annem sağlığına kavuştuğunda her şeye sünger çekip unutup gitmiştik.

Kul hakkını kul unutuyor ancak Hakk asla unutmuyordu. Yıllar sonra cezaevinde bir sınav görevim esnasında o hocanın FETÖ’den parmaklıklar arasında yattığını Cenab-ı Hakk bana canlı olarak gösteriyordu ve yine yıllar sonra bana yardım eden o asistanın da çok başarılı bir profesör olarak bir üniversitenin dekanı olarak görev yaptığını yine yüce Yaradan çok şükür bana gösteriyordu.

İnsanı insan yapan değerler makam mevki değil iman, güzel ahlak ve tevazudur. Tevazu sahibi insan kibirden uzak durur ve asla kalp kırmaz. Bu değerler olmadığında ise bahsettiğimiz olaylara benzer birçok hadise ile karşılaşmak mümkün olabiliyor.

Güzel ahlak mektep, medrese ve sokaklarda öğrenilmez. Güzel ahlak ailede öğrenilir. Çocuk ailede anne ve babanın bıraktığı ayak izlerini takip eder. Asalet soyda, boyda değil yüksek ahlakın kazandırdığı sağlam karakterde bulunur.

Çocuklarımıza en iyi mesleği kazandırmak için okullarda hepimiz hep öğretime önem verdik. Eğitimi unuttuk. Ahlakımızı, değerlerimizi, gelenek ve göreneklerimizi yaşatamadık. Test, ödev, etüt ve deneme sınavlarının güzel ahlaktan daha önemli olduğu izlenimini verdik. Onları saygı, sevgi gıdasından mahrum bıraktık. Sonunda onlar efendi oldu, bizler köle

Bize iyi ameliyat yapan doktordan önce merhametli, tevazu sahibi doktorlar gerek,

Bize kanunları, nizamları çok iyi bilen çalışkan hakimden önce Allah rızası için karar veren, adil, tarafsız hakimler gerek

Bize kusursuz namaz kıldıran, güzel sesli imamdan önce güzel ahlak sahibi imamlar gerek

Bize yüzü, bedeni, mesleği, parası, makamı, mevkisi, gücü güzel olan insanlar değil yüreği güzel takva sahibi insanlar gerek.

Öldüğünde makam gider, mevki gider, hava gider, civa gider, para gider, pul gider, methiyeler düzen sosyal medya takipçileri gider ancak güzel ahlak ve samimi imanla kazanılan iyi amel kalır ve mahşeri alemde de asla yalnız bırakmaz.

Cenab-ı Hakk hepimize öldüğümüzde amel defterimizi kapatmayacak, başımızı öne eğdirmeyecek yüreği iman dolu, güzel ahlak sahibi evlatlar nasip etsin…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

8 Yorum