Uyanmak ve uyandırmak sorumluluğu

Uyanmak ve uyandırmak sorumluluğu
Uyanmak ve uyandırmak sorumluluğu

Toplum olarak yaşadığımız en önemli sorunlardan biri de; sorumluluk almaktan kaçınıp tüm sorumluluğu başkalarına özellikle de yönetenlere yüklemektir.

Son zamanlarda dindar kesimler tarafından yapılan, milli ve manevi konularla ilgili iktidar eleştirisi ile ilgili sosyal medya paylaşımlarına çok sık rastlar olduk.

Milli ve manevi konuların dejenere olması ile ilgili kendi çapımda yaptığım eleştirilere yöneten iradeyle ilgili “…bir bildiği vardır” kabilinden savunmalarla karşılaşıyorum.

Kişinin güven duyduğu bir kişinin yaptığı olumsuz bir eylemine “Bir bildiği vardır” söyleminde bulunması yanlış olsa bile kısmi olumlu karşılanabilir; ancak, “Bilmediğimiz çok şeyin var” olduğunu da bilmemiz gerekmektedir.

Özellikle İslam dünyası ve ülkemiz üzerinde o kadar büyük emperyalist oyunlar var ki, bunları bilmemiz gerektiği gibi bildiklerimizi paylaşmamız; idare eden idareye tepkilerimizi de gösterebilmeliyiz.

Neden uyanamıyor, uyanıksak bile neden uyandırmıyor sessiz kalıyoruz?

Bunun birçok nedenleri olmakla birlikte en önemlisi menfaatimize dokunur endişesinin getirdiği bir nevi korkaklıktır. Korkak insan sadece kendi yaşamını düşünen, başkalarının nasıl yaşadığını düşünmeyen insandır.

Oysa ki, insan kendi hayatını yaşamakla değil, başkalarının da yaşadığını fark etmekle değer ve anlam kazanır, bir nevi insan olduğunun farkına varır.

İnsanın günlük koşuşturmalar, alışkanlıklar ve sorgulanmadan kabul ettiği düşünce ve yaşam biçimi kişiyi çoğu zaman bir tür zihinsel uykuya, yani çevresinde olup bitenlere karşı duyarsızlığa sürükler.

Bu uyku ve duyarsızlık hali en temel insani sorunlardan biri olup birey olarak uyanmak ve uyandırmak en temel vazifemiz olmalıdır.

Burada ki, “uyanmak” kavramı, bilinçlenmeyi, fark etmeyi ve sorgulamayı ifade eder. Ancak, uyanmak tek başına yeterli değildir. Uyanan bireyin, gördüklerini ve fark ettiklerini başkalarıyla paylaşma sorumluluğu da vardır. İşte bu noktada “uyandırmak” kavramı devreye girer.

Uyanmak ve uyandırmak, bireyin hem kendisine hem de topluma karşı taşıdığı önemli bir sorumluluktur.

Uyanmak, her şeyden önce bireysel bir süreçtir. İnsan, içinde yaşadığı dünyayı, toplumu ve kendisini sorgulamaya başladığında uyanma yoluna girer. Bu süreç, yaşadığı rahat yaşam alanından çıkmayı ve bazen rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmeyi gerektirir. Çünkü uyanmak, her zaman huzur getirmez; aksine insanı sorumluluk almaya zorlar. Yanlışı fark eden bir birey, artık eskisi gibi kayıtsız kalamaz. Ancak bireysel farkındalık, toplumsal bilinçle desteklenmediği sürece sınırlı kalır. Bu nedenle uyanan insanın bir diğer sorumluluğu da diğer insanları uyandırmaktır.

Uyandırmak; bildiğini paylaşmak, haksızlık karşısında susmamayı seçmek ve başkalarını düşünmeye teşvik etmektir. Bu kolay bir görev değildir. Çünkü, uyandırmaya çalışan kişi çoğu zaman dirençle, eleştiriyle hatta dışlanmayla karşılaşabilir.

İnsanlar alıştıkları düzenin bozulmasını istemezler. Buna rağmen tarih boyunca toplumsal değişimlere öncülük edenler, bu bedeli ödemeyi göze alan bireyler olmuştur.

Uyanmak ve uyandırmak arasındaki ilişki, ahlaki bir boyut da taşır. Bir insan, yanlışın farkında olduğu halde sessiz kalıyorsa, bu sessizlik dolaylı bir kabullenmeye dönüşür. Bu noktada vicdan devreye girer.

Bilgiyle sorumluluk arasında güçlü bir bağ vardır. Bilen ama susan birey, bilmeyenden daha az sorumlu değildir. Günümüz dünyasında bilgiye ulaşmak her zamankinden kolay olmasına rağmen, insanların duyarsızlaşması bu sorumluluğu daha da önemli hâle getirmektedir.

Sonuç olarak uyanmak, insanın kendisine karşı olan sorumluluğunu; uyandırmak ise topluma karşı olan görevini temsil eder. Uyanmadan uyandırmak mümkün olmadığı gibi, uyandırmadan uyanmanın da anlamı eksik kalır. Daha adil, bilinçli ve duyarlı bir toplum ancak bu iki sorumluluğun birlikte üstlenilmesiyle mümkündür. İnsan, önce gözlerini açmalı; ardından başkalarının da görmesine cesaretle katkı sağlamalıdır. Çünkü gerçek değişim, uyanan ve uyandıran bireylerin omuzlarında yükselir.

Şunu da söylemeden geçmeyeceğim:

Ben de birçok hususu açık ve net dile getirmekten endişe ediyorum ki, söyleyeceklerimi net olarak söyleyemiyor bir nevi kavramlar üzerinden tepkilerimi dile getirmeye çalışıyorum.

Yine de anlayanların gayet iyi anladığını düşünüyorum!

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.