Emrullah Nergiz

Emrullah Nergiz

Zahmetsiz rahmet olur mu?

Art arda gelen haberleri takip ettik. Cumartesi gecesi itibarıyla sırayla Konya’mızı komşu illere bağlayan tüm ana arterler tek tek kapandı. Ne otogarlarda ne de yollarda farklı illere gitmek isteyen araç sürücülerine izin verilmedi.

Zira yoğun kar yağışı ve rüzgârın etkisiyle oluşan tipi hayati tehlikelere neden olabilirdi. Karayolları ekipleri tüm gücüyle şehirlerarası bağlantı yollarını açmak için gayret gösteriyor. Lakin her ne olursa olsun çok çok acil bir durum olmadığı sürece bu yolları kullanmak şu an için doğru değil.

Şöyle bir tahayyül edelim. Hiçbir şehre çıkamadığımız cam bir fanusun içinde… Ya da bir akvaryumda hissettiniz mi? Havayolu zaten kapalı…

Neler olabilir? Batı menşeli filmlerde çok işlenen sahneler arasındaydı yaşadıklarımız. Belki şehir merkezinde çok fazla gözlemlemedik ama bağlantı yollarına çıkan vatandaşlardan gelen fotoğraflar videolar her şeyi anlatıyordu.

Uzun sürse üretimin durduğu, özellikle şehir ve ülke dışına iş yapanların kitlendiği bir süreç…

Konya elbette gıda olarak kendi kendine yetebilen bir şehir lakin yol tıkanıklığının çok uzun sürmesi her bakımdan sıkıntılıydı. Allah yol açan ekiplerimizin yardımcısı olsun. Büyük bir özveri gösterdiler ve Pazar günü ikindi saatlerinde Antalya hariç tüm yolların açıldığı bilgisi geldi. Lakin hafta boyunca yağışların süreceği bilgisi var. Buna göre hareket etmek lazım.

Diğer taraftan 2021 baharından başlamak suretiyle yaz ve sonbahar boyunca defalarca Konya’mızın su sorunu ile ilgili yazılar yazdık. Her defasında Allah’ın rahmetine sığındık. Kul olarak yapabileceklerimiz bir yana dua kapısını her zaman açık tutmanın öneminden bahsettik.

İçimizdeki günahsızların, Allah dostlarının hatırına Rabbim ‘Gâni’ kapısından rahmetini verdi. Konya ve ilçelerimizde toprak suya doydu çok şükür… Bin şükür…

Kışı kış gibi yaşadığımız günler… Varsın biraz zahmet çekelim. Zahmetsiz rahmet olur mu?

MİLLİYETÇİ VE MUHAFAZAKÂR KİTLELER BU OYUNA GELMEMELİ

Tarihin en ünlü savaş filozofu olarak kabul edilen Çinli bilge Sun-Tzu; daha çok bozgunculuk amaçlı olarak kullanılması gereken bir metot üzerine eğilmiştir. Tzu’ya göre çökertmek istenilen ülke üzerinde yapılması gereken 3 özel çalışma vardır:

  1. Düşman ülkelerde ön plana iyi olarak çıkan şeyler gözden düşürülmelidir.
  2. Düşman ülkelerin liderlerinin başarılarını küçük göstererek şöhretlerine gölge düşürmeli ve zamanı geldiğinde de kendi halkının liderlerini hor görmesi sağlanmalıdır. Düşman halkın kendi aralarında olan uyuşmazlık ve kavgalarını elinizden geldiğince büyütmelisiniz.
  3. Düşmanınızın gelenek ve göreneklerini gülünç duruma düşürün.

2500 yıl önce Savaş Sanatı adlı eserde bunları salık veriyor Çinli Bilge.

Tabii bugün yapılanların temel fikrini bu omurga oluşturmuş olsa da çok daha ileri teknoloji şekiller uygulanıyor. Şimdi bunlara çok girmeyelim. Zira yukarıdaki her maddeye onlarca örnek verebileceğimiz olaylar yaşıyor bu ülke.

Gazeteci sıfatı taşıyan Sedef Kabaş’ın o iğrenç kelimelerini hatırlayalım önce, "Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur."

Bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a diktatör yakıştırması yapanlar var ya hani…

Gazeteci sıfatı ile toplum önüne çıkmış bir kişi, koca ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanına, İslam âleminin umut olarak gördüğü lidere, ‘Dünya 5’ten büyüktür’ deme cesareti gösterebilen tek isme ‘büyükbaş hayvan’ yakıştırması yapabiliyor.

Beştepe Külliyesi’ne ‘ahır’ diyebiliyor!

Sizce bir diktatör ülkesinde yaşasaydık hâkim karşına götürülürken ellerini arkadan kelepçeli gibi poz veren bu gazeteci bayan ‘Bir operasyonu başarı ile yürütüyorum’ edasında olabilir miydi?

Sun –Tzu’dan boşuna bahsetmedim size.

Zira meşhur diktatörlerden Mao, Hitler, Stalin, Mussolini gibi tipler hep bu öğreti üzerine yol almıştır. Ve çoğu harekete geçtikten kısa bir süre sonra ülkelerindeki muhalefet oluşumlarını katletmiş, muhalif yayın ve oluşumları tamamen ortadan kaldırmış ülkelerini tek tip görüşün hakim olduğu bir zindana çevirmişlerdir.

Bu isimlerin yaptıklarıyla ilgili azıcık bir şey okuyan ülkemizin kıymetini daha net anlayabilir.

Bir durup düşünür müsünüz? Bir projenin aparatı olduğu her halinden belli bir zat, Türk Devleti’nin başına hakaret edecek ve sonra hep birden alkışlayacağız öyle mi? Hatta Meral Hanım gibiler de çıkacak, ‘ne olmuş canım atasözü o’ deyip olayın kahramanını savunma moduna geçecek…

Tzu’nun 2. maddesini yukarıya çıkıp bir daha okuyun. Yapılan tam da budur.

Ne var ki muhafazakâr ve milliyetçi kitleler, devletine milletine bağlı ve ülkesinin adalet anlayışına sadıktır. Zira bu milletin asli unsurları vatanının geleceğini birkaç devşirmeye terk etmeyecek kadar asil ve vakurdur. Ve böyle oyunlara asla gelmeyecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.