1. YAZARLAR

  2. Mustafa Atikebaş

  3. ZWEIG’IN DÜNYASI
Mustafa Atikebaş

Mustafa Atikebaş

Yazarın Tüm Yazıları >

ZWEIG’IN DÜNYASI

A+A-

İnsan. Bir insanı tanımak; bütün acıları, sevinçleri, ümitleri, korkularıyla tanımak… Mümkün mü? Doğumundan ölümüne kadar hayatının tüm aşamalarından haberdar olsak mesela... Yediğini, içtiğini, gezdiği yerleri bilsek… Neye kızar, neden mutlu olur, neyi sever vs. eşini, dostunu, anne ve babasını-hatta bütün bir soyacağını-didik didik etsek tanıyabilir miyiz? Cevabım: Hayır.
“Entelektüel Bir Otobiyografi” tanımlamasını oğlu Mahmut Ali Meriç Cemil Meriç için kullanmıştı. Kâinatta yaratılmış en girift varlık olan insanın kolay kolay tanınamayacağına Cemil Meriç de inanmış olmalı ki “kendini tanımak irfanın varabileceği en yüksek merhale” demişti. Ne kendimizi, ne de karşımızdakini tanımıyoruz çoğu zaman. En sevdiklerimiz olsa bile. 
Kronoloji insanı tanımaya bir parça yardım eder şüphesiz. Değişimi izleyebiliriz hiç olmazsa. Başlangıç ile son arasındaki maddi kayıtları derli toplu görme fırsatı verir. Ne var ki, bu yalnızca küçük bir adımdır. Hele tanımak istediğimiz kişi bir sanatçıysa iş büsbütün başka bir mecraya kayar. Kayıtların en güvenilir olanına: esere. 
Türkiye’de uzun yıllardır çok okunan bir yazar Zweig. Onlarca yayınevi durmadan basıyor Zweig kitaplarını. Yalnızca bizde değil, dünyada da çok okunan bir yazar. Yanılmıyorsam Türkçe ’ye otuzdan fazla eseri çevrildi. Oldukça verimli bir edip Zweig. Önce lirik şiirler yazdı. Trajedi ve dram türünde oyunlar denedi sonra. Ona şöhreti getiren eserleri hikâyeleri oldu. Fakat o, şöhretten fazlasını isteyenlerdendi. En iyi eserleri ise biyografi kitapları. Balzac, Dickens, Dostoyevski, Tolstoy, Kleist, Nietzsche ve daha pek çok büyük ismin olağanüstü hayat hikâyelerini yazdı. Ele aldığı kişileri klasik biyografyanın kurallarına aldırmaksızın, özgün ve yaratıcı bir bakışla inceledi. Freud arkadaşıydı. Onun psikanalizini biyografik eserlerine başarıyla uyguladı.
Biyografisinde sıkça vurgulanan kısım ikinci karısı Lotte ile birlikte zehir içerek el ele aynı yatakta intihar etmiş olması. Savaşın acımasızlığına ve kan gölüne dönmüş dünyaya tahammül edememişti daha fazla. Rotherdamlı Erasmus’u büyük bir tutkuyla yazmıştı. Kim bilir, yirminci yüzyılın Erasmus’u olmak istemişti belki de. Tıpkı onun gibi savaş karşıtıydı ve birleşik bir Avrupa hayali kurmuştu. 
Dünün Dünyası, gerçek anlamda bir entelektüel otobiyografi örneğidir. Zweig, bu kitapta bütün sırlarını paylaşır gibidir. Tabi, biz yine de temkinliyiz. Fuzulî, “aldanma ki şair sözü elbet yalandır” demişti. Şair/yazar, çoğu kez bize istediğimizi vermez. Tam sırlarına vakıf oluyoruz derken o, birdenbire muhayyilesinin türlü oyunlarıyla bizi alt eder ve öylece kalakalırız. Onun izin verdiği kadar tanıyabiliriz ancak. Demek istediğim diğer eserlerine nazaran Zweig, bu kitapta bize daha yakındır. Çünkü kendisine en yakın olduğu kitap budur.
Dünün Dünyası, kendisini ‘Avrupalı’ olarak tanımlayan bir adamın son kertede bütün bağları koparılmış bir vatansız olarak hayata veda edişinin hikâyesidir. Bence, Zweig’i tanımak için kullanılacak anahtar kavram “hayal kırıklığı”dır. Doğduğu (1881) ve öldüğü (1942) yıllar arasında dünya iki büyük savaş geçirmiş ve bu savaşlar Zweig üzerinde büyük bir tahribat yaratmıştı. Kendi deyimiyle, mahşerin tüm solgun atları yaşamının üzerinden geçmişti. Savaşlardan önce kişisel özgürlüğünün zirvesine yükselmiş, zengin olmuş, şöhreti yakalamış, edebiyat dünyasının zirveleriyle (Rilke, Rolland vd.) yakın ilişkiler kurmuş ve yalnızca kendi vatandaşları değil, tüm dünya insanları tarafından yüceltilmişti. Ama o bir Yahudi’ydi ve yirminci yüzyılın ilk yarısı Yahudi olmak için hiç de iyi bir zaman değildi. Savaş sonrasında özgürlüğünü yitirdi. Fakirliği tattı. Hitler, diğer savaş karşıtı yazarlar gibi onun da adını tarihten silmek için bütün kitaplarını yaktı. Etrafında kimse kalmadı. Gittiği her şehirde başka bir sorunla karşılaştı ve horlanmış bir halde Avrupa’yı terk etti. 
“Yaşadığımız şu ana kadar, bir bütün olarak insanlık hiç böylesine şeytanca hareket etmemiş ve bir yandan da böylesine tanrısal başarılara ulaşmamıştı.”
Eski vatanını, Avusturya ve Almanya’yı kaybedince kendisine yeni bir vatan buldu:  Kelimeler. Dünün Dünyası’nı yazarken belleğinden başka hiçbir şeyi kalmamıştı. Ne bir kitabı, ne de mektupları. O, artık “yaşarken cesedinin arkasından yürüyen yazar”dı. Dünü bugüne bağlayan bütün köprüler yıkılmıştı. Ve alnının arkasında taşıdıklarıyla yazdı bu kitabı:
“Ey anılar, benim yerime siz konuşun ve seçimi siz yapın öyleyse, tarihin karanlık sayfalarında unutulup gitmeden, hiç olmazsa yaşadıklarıma ayna tutun!” 
İnsan. Bir insanı tanımak; bütün acıları, sevinçleri, ümitleri, korkularıyla tanımak… Mümkün mü? Cevabım hâlâ hayır. Yine de Zweig’ı tanımak için elimizde harikulade bir kaynak var: Dünün Dünyası. Hayat, zıtlıkların birliği üzerine kurulu. Zweig, tüm hayalleri ve hayal kırıklıklarıyla bu kitaptadır. Belleğinden süzülen son kelimeler de bunun ispatı:
“…her gölge, sonuçta bir ışığın çocuğudur. Aydınlık ile karanlığı, savaş ile barışı, yükseliş ile çöküşü yaşamış olan bir kişi, hayatı gerçek anlamda yaşamış demektir.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT