Prof. Dr. Recep Tuzcu

Prof. Dr. Recep Tuzcu

Ateşin yediği kurban

Ateşin yediği kurban

İnsanlık tarihinde Allah’a kurban ibadeti hep var olagelmiştir. Kurban nefsi arzuları terk ederek kalbi sadece Allah’a has kılma niyetidir. Eğer niyet Allah rızası için olursa ibadet insanı manevi olarak temizleyerek adeta ruh hali ile dünyadan emir âlemine yükseltir. Kurban kesmek temsili olarak nefsi boğazlamak olacağından insana ağır gelir. Ancak bu hal insanı, süfli hayattan, ulvi hayata ruhumuzla rabbine yönelip yükselmesidir. Kurbanlar değil aslında yükselen niyetlerimizdir. Allah kurban kesmenin insanlık tarihi kadar eski olduğuna, niçin ve hangi amaçla olması gerektiğine işaret etmektedir. “Biz her ümmete kurban kesmeyi meşrû kıldık ki kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar. Sonuç itibariyle hepinizin mâbudu tek bir tanrıdır. Şu halde yalnız O’na teslimiyet gösterin. Sen de Allah’ın buyruklarına içtenlikle teslimiyet gösteren kimseleri müjdele!” (Hac,22/34)

Kur’an, Allah’a ilk kurban sunan insanlar olarak Hz. Âdem’in (a.s.) iki oğlunun kurbanlarına yer vermiş; kabul edilme ve kabul edilmeme sebebine işaret etmiştir. Allah ancak şirkten sakınanların kurbanını kabul eder. "Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçeğe uygun olarak anlat: Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, 'And olsun seni öldüreceğim!' dedi. O da dedi ki: Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder" (el-Maide, 5/27).

Bu kurban sunma âdeti, kurbanı Allah için belli bir yere, sunağa veya tapınağa secdeyla bırakmak ve bunun kabulü için gökten gelen ateşin kurbanı yakması şeklinde olduğu tefsirlerden anlaşılmaktadır. Habil’in usulüne uygun ve içtenliği ile sunduğu kurbanının kabul edilmesi ve kardeşinden ise kabul edilmemesi neticesinde onun tövbe ve dua edip, durumuna çeki düzen vereceği yerde Allah’a karşı isyan ederek kardeşine hased etmiş ve onu öldürmüştür. Sonra yaptıklarına nedamet duyduğu ama kötü bir sünnete sebep olduğu için kınandığı görülmektedir. Bu açıdan atalarımızın dediği üzere kanı kanla yumamasak da izleri hayat çizgisi haline gelmektedir. Güzel davranışa imrenmek ve onu örnek almak, hatalarımızı ve kalbimizi düzeltmek esas olandır. Bazı yaşadıklarımız hususlar da imtihanın sırrıdır.

Kurban konusunda tarihi süreç içinde bazı sapmalar yaşandığını, Allah yerine kurbanları putlara sunmaya başladıklarını yine ilahi kitaplardan öğrenmekteyiz. Putlar adına belli sunak yerlerinde kurban kesme yanında âdemoğlunun adadıkları şey gerçekleşirse; çocuklarını kurban etme adağı da yerleştiği görülmektedir. Hz. İbrahim’in (a.s.) rüyası sebebiyle ve Hz. Peygamber’in dedesi Abdulmuttalib’in erkek çocukları olursa birini kurban olarak adaması ve onun yerine yüz deve kurban ederek bunu yerine getirmesi bu geleneğe işaret etmektedir. Ayrıca tanrıların öfkesi sebebiyle Nil nehrinin taştığı inancı ve bunu önlemek için genç bir kızın Nil nehrine atılması geleneği de mitolojik bir olgu halinde sürerken Hz. Ömer döneminde burası fethedilince mektup yazarak bu geleneğe son verilmiştir. Aslında insan tabiatı hayvan kesiminden hoşlanmaz, çünkü kendi fiiliyle başkasında elem meydana gelmektedir. Kişinin gerçekleştirdiği elem verici fiilden duyduğu acı başkasının elem verici fiilinin doğurduğu acıdan daha çoktur. Burada nefsiyle mücadele etmesi ve onu zora sevk etmesi söz konusudur.

İmtihan sırrında kurbanlık olmak da vardır. Allah’a kurban olmanın farklı yolları ve şekilleri vardır. İnsanın kendi nefsiyle mücadelesinin, Allah adına din düşmanlarına savaşmasından daha zor olduğu dile getirilmiştir. İmtihan dünyasında oluşumuzu “And olsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda denemeden geçirilirsiniz; şüphesiz sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan birçok üzücü şey işitirsiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız bilin ki bu size gereken davranışlardandır." (Ali İmrân 3/186) ayeti dile getirmektedir.

Hz. Peygamber Medine’ye geldikten sonra hicretin ikinci yılında Kurban ve Ramazan bayramlarını ihdas etmiştir. Her milletin bayramları kutladığı günleri olur. İslam, iki önemli ibadet olan orucu ve haccı tamamlamayı bir bayram havasına çevirmiştir. Onun için Müslüman milletlerinin ortak iki bayramı vardır. Zira bu ibadetlerden oruç nefsin senelik kirlerini ve hac da ömürlük kirlerini temizler. Bu iki büyük ibadeti yerine getirme zaferi bayrama çevrilmiştir. Haftalık olarak günahlardan arınma bayramı olarak cumayı da bu bayramlara dâhil edebiliriz.

Yahudilerin Hz. Peygamber’den gökten gelen ateşin yediği kurban istekleri reddedilmiş, bu mucizeyi ataları da istedikleri fakat gerçekleştiğinde inanmadıklarına işaret edilmiştir. "Onlar, 'Doğrusu Allah, ateşin yakıp bitireceği bir kurban getirinceye kadar hiçbir peygambere inanmama hususunda bizden söz aldı' diyenlerdir. De ki: Benden önce nice peygamberler size mucizeler ve dediğiniz şeyi getirmişlerdi. Doğru söylüyorsanız onları niçin öldürdünüz?" (Ali İmrân 3/183).

Allah’a adana kurbanları sunaklarda bekletiyorlar onu gökten bir ateş yakıyordu. Bu uygulama Adem (a.s.) çocukları da uygulamış Habil yetiştirdiği hayvanların en alımlısını teslimiyetle secde ederek sunmuş ateş inerek kurbanını yakmış yani kurbanı kabul edilmiş fakat kardeşi Kabil bu teslimiyeti samimiyeti göstermediği için ateş inmemiş yani kurbanı reddedilmiştir. İsrailoğullarında da süren bu gelenek, sadece yetiştirilen ürünlerden değil savaş ganimetlerini askerlere dağıtmak yerine aynı şekilde Allah’a şükür nişanesi kastıyla kurban olarak sunuyorlardı. Allah razı ise gökten gelen ateş onu yakıp yok ediyordu. (İbn Ebî Zemnin, Tefsiru Kuranil, aziz, 1/338) Bu geleneklerinde var olsa da Hz. Musa’nın mucizelerini inkâr eden Yahudilerin peygamber bu mucizeyi gösterse de onun nübüvvetini asla kabul etmeyeceklerine işaret edilmektedir. Zira Yahudiler Hz. Peygamber’in Ya’küb soyundan olmasını arzu ediyor ve şiddetle istiyorlardı. Hz. Peygamber’in (s.a.) zuhuruyla sahip oldukları avantaj ve liderlikleri ortadan kalkmıştı.

Sunaklarda Allah’a veya putlara sunulan kurban kesme âdeti yerine her kulun evinde Allah için kurban kesmesi, ailesi ve yoksullara yedirmesi bu ibadeti amacına uygun hale getirmiştir. “Böylece kendileri için faydalı olan şeyleri açık seçik görsünler ve Allah’ın onlara rızık olarak verdiği, belirlenen günlerde kesecekleri kurbanlık hayvanlar üzerine O’nun adım ansınlar. Artık onlardan hem kendiniz yiyin hem sıkıntı içindeki yoksulları doyurun.” (Hac 22/78)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Recep Tuzcu Arşivi
SON YAZILAR