Prof. Dr. Recep Dikici

Prof. Dr. Recep Dikici

Azerbaycan’ın değerleri

Azerbaycan, sıradan bir ülke değildir. Maalesef bu ülkenin petrolü bilinmekte ve fakat asıl değerleri yeterince bilinmemektedir. Mahmûd-ı Şebüsterî gibi büyük bir sûfî, Nizâmî-i Gencevî ve Hâkānî gibi şâirler, ünlü matematik ve astronomi âlimi Nasîrüddîn-i Tûsî ve Câmiʿu’t-tevârîḫ sahibi Tebrizli tarihçi Reşîdüddin Fazlullah, hep bu bölgede yetişmişlerdir. XIV ve XV. yüzyıllarda Azerbaycan’da dinî ve felsefî bir akım olan Hurûfîlik yaygınlık kazandı. Seyyid Nesîmî bu akımın en önemli temsilcisi idi. XV. yüzyılda Bakülü coğrafyacı Abdürreşid ile Aḫlâḳ-ı Celâlî sahibi filozof ve tarihçi Celâleddin ed-Devvânî yine burada yaşamıştır. Feth Ali Kaçar ise filolojik mahiyetteki Behcetü’l-luġāt’ıyla tanınmıştır. XIX. yüzyılda sosyal ve kültürel düşüncede yeni bir safha açıldı. Bu devirde M. Kâzım Bey Azerbaycan tarihi hakkında geniş çalışmalar yapan ilk tarihçidir.

Azerbaycan’a değer katan Bakü’de medfûn büyük evliyâ Yahyâ bin Behâeddîn Şirvânî Baküvî’yi burada ana hatlarıyla tanıtmakta yarar vardır:. Seyyid olup soyu Peygamber efendimize ulaşır. Şirvan’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Seyyid Yahyâ Şirvânî, Sadreddîn Halvetî’nin terbiyesi altında ilim öğrenmeye başladı. Kısa zamanda hocasının feyz ve bereketleri ile ilimde ve tasavvuf yolunda pek yüksek derecelere kavuştu.

Seyyid Yahyâ Şirvânî, bir zaman sonra Sadreddîn-i Hamevî’nin dâmâdı oldu. Seyyid Yahyâ hazretleri hocasının vefâtından sonra Şirvan yakınındaki Şemâhî’de, sonra da Bakü’ye giderek orada ikâmet etti. On binden fazla talebesi oldu. Bunlardan üç yüz altmışı velîliğin yüksek derecelerine çıktı. Bu arada İbrâhim Gülşenî şöyle anlatır: “Seyyid Yahyâ hazretleri talebeleriyle birlikte Bakü’den Şirvan’a giderken bir ulak, haberci gelip Seyyid Yahyâ hazretlerinin arabasının atlarını almak istedi. Oradakiler de mâni olmaya çalıştılar. Lâkin haberci aldırış etmeyip atları arabadan çözmeye başladı. Talebelerden Baba Kutb adında biri, Seyyid Yahyâ hazretlerine hitâben; “Efendim! Siz niye seslenmiyorsunuz?” diye söyleyip arabanın bir ağacını aldı ve haberciyi dövmeye başladı. Seyyid Yahyâ hazretleri bırak dediyse de Baba Kutb aldırış etmeyip haberciyi dövmeye devâm etti. Netîcede haberci onlara; “Sizin reisiniz kim?” diye bağırınca, oradakiler; “Seyyid Yahyâ hazretleridir.” dediler. Adam hemen onun yanına koşup pişman olduğunu arzetti ve af diledi. Seyyid hazretleri affedip, duâ etti. Sonra haberci oradan ayrıldı. O zaman Seyyid Yahyâ hazretleri, Baba Kutb’a dönüp; “Otuz yıldır yanımıza gelip gidersin. Lâkin bir kıl ucu kadar bizden istifâde etmemişsin.” buyurarak azarladı.

Seyyid Yahyâ hazretleri çok sıcak aylarda azıksız ve susuz sahralara çıkar, oralarda günlerce kalır, ibâdetle meşgûl olurdu. Halvet, yalnız olarak tenhâ bir yerde kalmak ve ibâdet yapmak değişmez husûsiyetlerindendi. Nitekim Şeyh Mansûr anlatır: “Bir târihte Seyyid Yahyâ hazretleriyle birlikte kırk günlük yalnız olarak bir ibâdete başladık. Onun on iki günde bir abdestini yenilediğine ve üç defâ da iftar ettiğine şâhid oldum.” 1464 târihinde Bakü’de vefât etti. Kabr-i şerifi, Bakü'de Unesko Dünya Mirası listesinde yer alan İçerişehir bölgesindeki Şirvan Şahlar Saray Külliyesindedir. Vefâtlarına yakın altı ay hiç yemek yemedi, su içmedi. Hep ibâdetle meşgûl oldu.

Talebesi Mîr Gülle ise şöyle anlatır: Seyyid Yahyâ hazretleri çok merhâmetliydi. Bir gün talebeleriyle şehir dışına gezintiye çıktı. Bir nehir kenarına geldiklerinde, Seyyid Yahyâ hazretleri bir kilim üzerine oturdu. Talebeleri de her biri bir iş için etrâfa dağıldılar. O sırada zâlim bir kişi av peşine düşmüş ve oraya gelmişti. Bu kişi Seyyid Yahyâ hazretlerini tanımayıp ona; “Hey âşık! Gel şu matarayı al, su doldur getir içeyim.” diye seslendi. Seyyid hazretleri tefekkür hâlinde olduğundan söylediğini duymadı. O zaman o zâlim kişi atından inip nehre su almaya gitti. O sırada da Seyyid hazretleri yerinden kalkıp nehirden su almakta olan kişiye hitâben; “Hey kan içici adam ne yapıyorsun?” diye seslendi. O kişi suyu harâretle içmek üzere iken mataradaki suyu döktü. Su kan olmuştu. Tekrar doldurduğunda yine kan olduğunu gördü. Bunun üzerine hemen yaptıklarına pişman olup, Seyyid Yahyâ hazretlerinin ayaklarına kapandı. Talebeleri arasına girdi.

Seyyid Yahyâ hazretlerinin talebelerinin en üstünleri; Pîr Şükrullah, Alâaddîn Halvetî, Habîb Efendi, Muhammed Erzincânî ve Dede Ömer Rûşenî Halvetî hazretleridir. Tasavvufa dâir bâzı telif eserleri vardır. Bunun yanında Esrâr-ı Tâlibîn ve Vird-i Settâr adında iki kıymetli eseri vardır. Allahü teâlâ bu ülkedeki İslâm büyüklerinden haberdâr olmayı nasip eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Recep Dikici Arşivi

En iyi mesaj

30 Ekim 2026 Cuma 15:51

Bir mucize yaşandı

23 Ekim 2026 Cuma 13:58

Sonumuzu düşünmek

17 Ekim 2026 Cumartesi 15:00

Kutsal mekân

09 Ekim 2026 Cuma 09:38

Bir çözüm

07 Ekim 2026 Çarşamba 12:23

İstanbul'dan mektuplar

25 Eylül 2026 Cuma 19:29

Eli boş gitmişti

20 Eylül 2026 Pazar 11:51

Zehirlerini kusmaktadırlar

11 Eylül 2026 Cuma 15:51

Hamam sıcaklığı

08 Eylül 2026 Salı 14:02

Yol güzergâhındaki bir âlim ve bir sahabî

31 Ağustos 2026 Pazartesi 16:15