Belgrad-1

Belgrad-1
 Muhabir
Duygusallık iyi midir veya kötü müdür karar vermek pek kolay olmasa da duygusal biri olmaktan memnun olduğumu söyleyebilirim.

Duygusallık, ferdin olaylar, hatıralar veya uyaranlar karşısında öfke, hüzün, sevinç, korku gibi duyguları yoğun, derin ve hızlı bir şekilde tecrübe etme hali olarak bilinir. Mantıktan ziyade hislerin ön planda olduğu, kararların duygularla yönlendirildiği ve çevresel etkilerin iç dünyada derin izler bıraktığı bir yapı olarak ifade edilir.

belgrad-5.jpeg

Bir zamanlar koca bir Cihan İmparatorluğunun, Osmanlının uhdesinde bulunan onlarca ülke gezdim, gördüm. Her seyahat ettiğimde bu ülkelerin beynimde ayrı bir izi, kokusu, hatırası vardır. Bunlardan bazıları bir Türkü sempati ile karşıladığı gibi özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde çoğu zamanlarda soğuk bakışlar veya laf atmalarla tepki aldığımız olmamış değildir.

belgrad-1.jpeg

Son günlerde bu ülkelerin bazılarında Türk’e ve Türkiye’ye karşı bakışlarında yumuşama olduğunu söylemek yanlış olmak. Misal olarak Macaristan ve Bulgaristan ülkelerine defalarca seyahat etmiş biri olarak bundan 35 sene evvel oldukça yanlış değerlendirilen ülkemin, son senelerde bize soğuk bakan bu ülke insanları tarafından sıcak karşıladıklarına şahit olmuşumdur. Bunlardan biri de Sırbistan’dır.

Belgrad Sırbistan bölgesinde önemli ve en büyük kenttir. Sırbistan'ın başkenti de olan bu kent Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği ve Karpat Havzası ile Balkan Yarımadasının kesişme noktasında yer almaktadır. Günümüzde merkez nüfusu 1.2 milyon olan şehrin Güneydoğu Avrupa'nın Tuna Nehri üzerindeki en kalabalık üçüncü şehirdir. Belgrad tarihine kısaca bir göz atalım.

belgrad-2.jpeg

Avrupa’nın önemli kültür şehirlerinden bir olan Belgrad 1521'de Osmanlılar tarafından fethedildi ve Smederevo Sancağının merkezi oldu. Sık sık Osmanlı ve Habsburg yönetimi arasında el değiştir se de 350 seneden fazla Osmanlı da kalmış, 1878 yılında Sırpların bağımsızlık kazanmasıyla elden çıkmıştır.

Kuzey Belgrad, 1918'e kadar en güneydeki Habsburg karakolu olarak kaldı; bu tarihte, I. Dünya Savaşı'ndan sonra eski Avusturya-Macaristan topraklarının yeni Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı'nın bir parçası olması nedeniyle şehre bağlandı. Belgrad, kuruluşundan dağılmasına kadar Yugoslavya'nın başkentiydi. Önemli stratejik bir konumda bulunan şehir, 115 savaşta 44 defa yerle bir edilmiş olsa da halen ayakta bulunarak konumunu ve stratejik önemini korumaktadır.

belgrad-11.jpeg

Belgrad’a birkaç defa gittim, transit geçtiğim de oldu ancak her defasında Belgrad Kalesinden Sava ve Tuna Nehrinin birleştiği noktayı seyretmeye doymadım diyebilirim. Sava ve Tuna’dan gemilerle mehter marşları söyleyen leventler yeni bir zaferden geliyor. Her iki tarihi nehir çevresinde Osmanlı tebaası, Türkü, Sırbı, Arnavut, Macar, Boşnak halkı barış içinde heyecanla bu buluşmayı alkışlıyor.

Akla daha çok şey gelse de, Osmanlı izlerini her yerde özellikle de Kale çevresinde görmek hatıraları yenilemede öncülük ediyor. Tarihi kalesi, saat kulesi, mescidi, camileri yanında tamamı Türkçe olan 350 kadar kelimeleri yaşanıyor, hatta yaşatılıyor. Tarihi kale önünde bir grup turist gruba Sırp Rehber buranın tarihini anlatırken Osmanlıyı, tarihini ve oradan kalan eserlerle birlikte, bizden geçen Türkçe kelimeleri (kale, sofra, kapı, düğün, elbise, çorba gibi) açıklıyor. Bir boşluk bulup rehbere teşekkür ediyorum ve karşılığında “biz zaten akrabayız, önemli değil” cevabını alıyorum.

belgrad-10.jpeg

Yine kale duvarına yaslanmış çevreyi seyreden bir genç adamın Türk olduğunu tahmin ederek selam veriyorum. Selamımı Türkçe alan gencin Belgrad da bir iş adamı olduğunu, âşık olduğu Sırp kadının Belgrad’da kalmak şartı ile evlendiğini söyleyerek buraya nasıl yerleştiğini anlatıyor. Bu arada kale çevresinde bize benzeyen folklor gösterileri yapan Sırp yerlilerini de zevkle seyrediyorum. Akşamda Türk usulü çorba (şorba) ve sebzeli-peynirli yeşil salatayı güvenle de götürüyorum.

belgrad-9.jpeg

Eşinden oldukça memnun olan Türk iş adamı ile sohbeti derinleştiriyoruz. Osmanlıdan kalma oldukça fazla kelime ile birlikte Osmanlı aile düzeni ve geleneklerinin hala ayakta kaldığından da bahsediyor. Hatta Sırp eşinin 5-6 kadar çocuk istediğini, ancak kendinin kabul etmediğini de gülerek anlatıyor. Yani Sırp halkı da artık bizim kadim kültürümüzün etkisi altında. Bunda Sırp halkı tarafından da izlenen tarihi filmlerimizin de payı var demek yanlış olmasa gerek. Bu arada Ülkemde oldukça fazla çalışan ve evlenen Sırp kadının bu yakınlaşmada etkilerinin olduğu söyleniyor.

belgrad-7.jpeg

Son günlerde Sırp siyasetçilerin de Türkiye ye yakınlaşmasının tarihi geçmişin akrabalıkları yatmasın. Geçen sene bir Sırp bayanla evlenen bir arkadaşımın oğlunun Sırbistan da yapılan düğününde de Türk adetlerine göre olması da pek manidardı.

belgrad-6.jpeg

Kaynak:Pusula Haber

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.