BİR RAMAZAN HİKAYESİ

Uzun uzun zaman önce güzel mi güzel bir memleketin, cömert ve sahavet sahibi insanlarının çokluğu ile tanınan ve bilinen bir şehri varmış.

Bu şehirde cömert insanlar var olduğu gibi,

Malı-mülkü, parası-pulu çok olan,

Ancak sağ elinin verdiğini,

Sol eli neden görmesin, cömertliğimiz, şanımız, şöhretimiz neden duyulmasın,

Neden bilinmesin diye ileri-geri konuşan ve bunu yüksek sesle dillendiren insanlarda yaşarmış.

Mübarek Ramazan ayı yaklaşırken,

Şehir bizi tanımalı-bilmeli, fark etmeli diye düşünen, oldukça varlıklı birisi, çağırmış adamlarını,

toplamış başına, demiş ki;

Bu sene para dağıtmayalım, erzak çuvalları hazırlayalım. Bu erzak çuvallarında hemen her şey olsun. İnsanlar Ramazan boyu rahat etsin. Yalnız, çuvalların üstüne adımız yazılsın.

İnsanlar neyin nerden geldiğini bilsinler.

Ha…birde dağıtıcılar, adımızı, namımızı ve de selamımızı mutlaka söylesinler!

Birde bu erzak çuvallarının bir kısmını ben kendim dağıtmak isterim.

Adamların içinden yaşlıca bir görevli;

Beyim demiş, müsaadenle bir şey söylemek isterim.

Tabi demiş Bey, sen bana babamdan yadigarsın, bu işlerde eskisin, tecrüben çok. Anlat, anlat ki buradakilerde dinlesin.

Adam, yok Beyim demiş, benim sözüm sizedir!

Bana mı?

Adam ağır, ağır konuşmaya başlamış demiş ki;

Bu ay mübarek aydır, sağ elin verdiğini sol el görmeyecek denmiştir. Rahmetli babanız, mekanı cennet olsun hep böyle yapardı. Bu düstur ondan bize emanettir. Gelin şu anlattığınız usulleri bir daha gözden geçirin!

Bey, söyleneni anlamamış gibi demiş ki, bir kısmını hanıma filan mı dağıttırayım!

Bak bu kulağa fena gelmiyor!

Zaten bütün hayrı sen yapıyorsun, bende hayır hasenat yapayım, bana da hayır dua edenler olsun. Benim ismim de şehirde anılsa fena mı olur diyordu.

Hay aklınla bin yaşa!

Adam dur beyim demiş, siz yanlış üzerine yanlış mı yapmak istiyorsunuz?

Anlamadım, ne yanlışıymış o?

Bugüne bugün beş bin çuval hazırlanacak, öyle emir verdim. Bin tanesini de bizim hanım dağıtsın. Kadınlar arasında yeri olsun, namı yürüsün, ağırlığı artsın. 

Adam ah beyim ah demiş, siz bu yardımı Allah rızası için yapmıyor musunuz?

Bey, tabi ki demiş, elbette öyle…Yalnız senin hesaba katmadığın bir şey var.

Biz insanları sevindiriyoruz. Aşlarını kaynatmalarına vesile oluyoruz. Ne olmuş yani, bize bir sağ ol demişler çok mu? Allah razı olsun filan Bey’den demesinler mi?

İnan ki bu benim için çok önemli!

Biliyorsun biz ticaretle uğraşırız. Kervanlarımız var. Memleketin bir ucundan bir ucuna gitmekle kalmaz, başka diyarlara da gider, geliriz.

Beni bütün memleket tanır-bilir, gittiğim diyarlar bilir, kendimi kendi şehrimde bir türlü anlatamadım, tanıtamadım. Babam rahmetli öldü-gitti, hep üç adım önümde.

Bütün çabam kendi şehrimde tanınmak, bilinmek, dikkat çekmek! Bunun kime ne zararı var!

Yaşlı adam; yanlış yaparsın, günaha girersin beyim diye ısrar etmiş!

Bey ise, bak demiş seni severim doğru adamsın, babam günündensin. Biz fakir-fukaraya yardım etmek dileriz. Kapılarının önüne kadar bu çuvalları götürüp elden teslim etmektir bütün muradımız!

Bu çuvalı, falanca Bey gönderdi, selamı var demelerinin altında ne arıyorsun?

Adam estağfurullah beyim demiş, sadece şunu soracağım;

Bu yaptığınız yardımın Allah tarafından bilinmesi size yetmiyor mu? Allah’ın bilmesi kafi değil mi?

Bey, duraksamış!

Tam o anda, adamlardan biri Beyim demiş, dinleme şu nankörü!

Senin kapında yıllardan beri çalışır!

Dili engerek dili gibi!
Had bilmez, usul bilmez, bu sözler bir Beye söylenecek sözler midir?

Senin gibi, yüce gönüllü, gani gönüllü bir insan böyle mübarek günler öncesinde çıkıyor,

binlerce insanın karnını doyurmaya çalışıyor.

Eşinizde, kadınlara yardım yapmayı sizden rica etmiş, yapmasında ne sakınca var?

Bu şehir, şehir olalı kadınlara yardım elini uzatan, böyle iyi niyetli, böyle eli açık bir Hanım daha görmedi. Vallahi helal olsun Beyim.  

Sizler ne mübarek insanlarsınız böyle!

Sizin kıymetinizi bilmeyenler, ileri-geri konuşanlar var ya…

Varıp aynaya bir değil on kere baksınlar, ben ne yaptım, ben nerede ne yanlış yaptım diyerekten!

Böyle alicenap davranışı bu şehirde gösteren kaç kişi var!

Yeminle bir elin parmaklarını geçmez!

Birilerine yardım etmeyi elbette Allah bilmeli. Bilmeli lakin kullarda, şehirde, sizin farkınıza varmış çok mu?

Bu masum bir talep!
Bu kadarcık bir isteğiniz, neden arkadaşın tepkisine sebep oldu ki…

Geçen yıl birileri yatsı namazından sonra, kapıların önüne birer çuval erzak bırakıp gitmiş.

Sizin vereceğinizin yarısından az bir şey.

İnsanlar öldü meraktan! Sağ olsun, var olsun amma! Kim getirdi bıraktı kapımıza bu erzak çuvalını?

Bi teşekkür etmek isterdik, onu bile bize çok gördü dediler.

İşte onun içindir ki, adınızla dağıtılması pek bir münasiptir Beyim,

Hatta bizzat kendi elinizle dağıtmanız, uygun olur şöyle ki;

Falan Bey, erzak çuvalını bizzat kendi eliyle bize teslim etti derler,

Sırtımızı sıvazladı, elini omzumuza koydu,

Bi meseleniz olursa kapımız ardına kadar açıktır dedi diye hayır dua ederler.

Siz isteseniz de-istemeseniz de adınız bir efsane gibi şehrin dört bucağında anlatılır Beyim.  

Şehir, cömertliğinizi, elinizin açıklığını, alçak gönüllülüğünüzü anlata-anlata bitiremez!

Yaşlı adam; bu adamı dinlemeyin Beyim demiş, hem yalan söylüyor, hem de sizi yanlış yönlendiriyor. Niyeti halisane değil, doğru değil, böylelerine dalkavuk derler, yağdanlık derler, böylesi Bey yanına yakışmaz!

Ortalığı derin bir sessizlik kaplamış. Orada bulunanlar, madem öyle Beyimiz karar versin demişler!

Bey sert bir şekilde yaşı adama dönmüş ve demiş ki;

Ben seni dinledim! iyisin hoşsun, kendine göre doğrusun lakin, şimdi sen beni dinle!

Adamın anlattıklarında ne var?

Hakikatleri bir çırpıda bak ne güzel anlattı! Halden anladığı belli!

Yol yordam biliyor, benim ruhumu okudu adeta! Kalbimden geçenleri bildi.

Demek ki, etrafımda, söyleyemediklerimi söyleyen adamlarda varmış.

Kendi lehine konuşan adama seslenmiş ve demiş ki; Sen gel bakayım benim yanıma. Bir daha da yanımdan hiç ayrılma..

Ve dönmüş yaşı adama demiş ki; Sana gelince, sende nasibini bir başka kapıda ara…

Bana hakikatleri, az önceki gibi dosdoğru söyleyecek bu adam gibi adamlar lazım.

Senin doğrun sana, benim doğrum bana!

Şehir şehre, Bey beye, doğrucu doğrucuya, dalkavuk dalkavuğa benzer!

Her kıssadan bir hisse alına, kimseler alınmaya, gönül koymaya…

İnşallah bir dahaki, sefere daha güzel bir hikaye anlatırız…

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,çok uzun ve ilgili içerikle alakasız,
Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.