1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT

  3. Bir ülkede eleştiri rüştünü ispat etmemişse, muhtemelen, o ülkede edebî eserler rüştlerini ispat etmemişlerdir
Bir ülkede eleştiri rüştünü ispat etmemişse, muhtemelen, o ülkede edebî eserler rüştlerini ispat etmemişlerdir

Bir ülkede eleştiri rüştünü ispat etmemişse, muhtemelen, o ülkede edebî eserler rüştlerini ispat etmemişlerdir

Günümüz şiir, öykü ve eleştirisi üzerine soruşturmamızın üçüncü bölümünde şair-eleştirmen Şadi Kocabaş’ın cevaplarını sunuyoruz

A+A-

Günümüz Türk şiir, öykü ve eleştirisi üzerine soruşturmamızın bugünkü cevapları şair-eleştirmen Şadi Kocabaş Bey’den. ‘Yakın Okuma’ adlı eleştiri kitabı yakın zamanda yayınlanan ve büyük ilgi gören Şadi Kocabaş, edebiyatımızın çalışkan ve etkili  isimlerinden biri olarak biliniyor. Sözü fazla uzatmadan sizi soruşturma soruları ve Şadi Kocabaş Bey’in cevapları ile baş başa bırakıyoruz.

1- Türk edebiyatında hikâye anlatma biçimi son dönemlerde bir hayli değişim/dönüşüm geçirdi. Sizce, bugünün öykücülüğü, mesaisini yeni arayışlarla mı, yoksa kendi klasiklerini oluşturma gayretiyle mi devam ettirecek?

2- Yahya Kemal, “Sönmez seher-i haşre kadar şi’r-i kadim/Bir meşaledir, devredilir elden ele” demişti. Yirmi birinci yüzyılda meşalenin akıbeti sizce ne haldedir?

3- “Edebiyat Eleştirisi” kavramından ne anlamalıyız? Yokluğundan bunca şikâyet edilen eleştiri, rüştünü nasıl ispat etmeli?

ŞADİ KOCABAŞ’IN CEVAPLARI

1-Ürünün ortaya çıktığı coğrafyanın önemini kaybettiği, ortak bir dünya dilinin oluştuğu yirmi birinci yüzyıldan söz ediyoruz. Bu dil, on dokuzuncu yüzyılda bir yaşam biçimi belirleyicisi olan modernizm ile başlayıp, günümüzde yerleşik hâle gelen seküler bakışı yansıtıyor. Kimi yazarlar bu sürece karşı içine kapanırken, kimileri de akıntıya kürek çekmekteler. Geriye dönüşün olası görünmediği bu süreçte, kendimize ait güçlü anlatı hazinesinden yararlanmak ve yeniyle bunu harmanlamak belki en akla yatkın olanı.  Öykücülerimizin önündeki sorunsal, burda işte. Modern Batı öykülerinin taklitleri çerçevesinde mi kalacaklar, yoksa kendileri mi olacaklar? Mitlerden, efsanelerden, destanlardan, kahramanlık hikâyelerinden yararlanarak yarının öyküsünü kurmak diye özetleyelim bunu.  Ben böyle olmasını arzu ederim. Bunu yapabilecek yetenekte ve birikimde kalemimiz var mı? Evet var.

2-Dîvan şiirinin icadı, halk şiirinin tümden çöpe atılması anlamına gelmedi. Alttan ve derinden bir damarda nabzı atmaya devam etti. Aruzla kurulmuş şiirin oldukça başarılı ve Türkleşmiş örnekleri olsa da, aslında hiçbir zaman şir’r-i kadîm değildi. Kadîm olan halk şiiridir. Edebiyatta değişim yalnızca bir tür üzerinde kendini göstermez, bütün türleri kapsar, nitekim, hikâyeciliğimizin başına gelenlerden şiirimiz de nasibini aldı. Yeni şiir, dîvan şiirini kaldırıp bir kenara koyarken, halk şiirinin biçim ve dilini de dışarıda bıraktı. Hikâyede olduğu gibi, şiirde de, gerek halk şiirimizin temel duyarlılıklarından, gerekse dîvan şiirimizin kattığı estetik zevk ve incelikten yararlanan bir yeni şiir ortaya koymak ideal bir çözüm olacaktı. Oldu da. Şiirimizde bunu başarmış şairler ve şiir örnekleri var.

3-Edebiyat eleştirisi, bir feedback sürecidir aslında. Edebî eleştirinin, edebiyatta yapılanı, edileni değerlendiren ve yazarına geri dönüş sağlayan; onarıcı, geliştirici bir katkı işlevi var. Ürün ortaya konur, bu bağımsız bir metindir. Eleştirmen bu metni kurcalar ve biçim, dil, kurgu, kanonik kimlik bakımından deşifre eder.

Eleştirmene gerek var mıdır? Eleştiri neye yarar? Bu soruları cevaplamış oldum sanırım. Gelelim, eleştiri nasıl olmalı sorusuna? Benim kişisel bakışım, eleştiri metninin de başlı başına öznel bir edebî metin olduğu yönündedir. Konu edindiği metnin arkasında veya önünde veya yanında kalması gerektiği gibi bir sınırlama ve yakıştırma eleştiriyi küçülten ve gücünü görmezden gelen bir bakıştır. Değini ve güzelleme ile eleştiriyi birbirine karıştırmamak gerek tabii. Eleştirmenin güçlü bir bilgi birikimi, konu hakimiyeti, objektif bir bakışı ve aynı zamanda kaleme alırken kullanacağı estetik bir dili olmalıdır.  Eleştiri metni, ele aldığı eserin önüne geçmemelidir diyenlere ben de şunu diyorum: Gerisinde de kalmak zorunda değil. İkisi faklı şeylerdir. Roman romanla, öykü öyküyle, şiir şiirle kıyaslanabilir. Eleştiri de eleştiriyle.

Bir ülkede eleştiri rüştünü ispat etmemişse, muhtemelen, o ülkede edebî eserler rüştlerini ispat etmemişlerdir.

HABERE YORUM KAT